Yaşanan acıların hesabını kim verecek?

Abone Ol

Ergenekon davası 12 yıl süren yargılamanın ardından sanıkların beraatı ile kapandı. Dava kapandı ama yüreklerde açılan yaralar kapandı mı? Çekilen acıların, aylar, yıllar boyu hapiste yatan insanların çektiklerinin telafisi mümkün olacak mı? Hatta geçen zaman içinde suçlu olmadıklarını ispat için çalışırken hayatını kaybedenlerle helalleşmek de mümkün olmayacaktır. Netice itibariyle adalet mekanizması sağlıklı işlemediği zamanlarda sergilenen yanlış uygulamalar sebebiyle verilen yanlış kararların çoğu zaman telafisinin mümkün olmadığına bu vesileyle dikkat çekmek istiyorum. Bu bakımdan yargının tarafsızlığını koruması, bir başka ifadeyle adaletten yana olan tavrının zedelenmemesi gerektiği gerçeği bu vesileyle bir kez daha görülmüş oldu.

Özellikle sahip olunan konum ve yetkiye dayanarak yargının kullanılmasının sebep olduğu sonuçların telafisi mümkün olmuyor. Böyle olunca da gücü ellerinde bulunduranların borusu ötüyor, onlar ellerini yargı vasıtasıyla daha da güçlendirmenin sevdasına kapılıyorlar. Özellikle bir takım hesapların peşinden giden ideolojik ve siyasi örgütler yargıyı sadece kendileri ve yandaşlarının çıkarları için kullanmaya başladıklarında o ülkede her şeyin rayından çıktığını söylemek yanlış olmaz. Bu bakımdan adalet mülkün temelidir denilmiş. Yani, eğer bir ülkede adalet buharlaşmış ise o ülkede mülk de elden çıkma noktasına gelmiş demektir.

Ergenekon davasının geçmişine bugün geriye dönüp bakıldığında ülkenin bir kumpas ile karşı karşıya kaldığı açıkça görülüyor. Aslında davanın bir kumpas olduğunu 12 yıl önce de ileri sürenler vardı. Ne var ki, o zamanın komplocuları bu sesleri kamuoyuna duyurmamayı başardılar. Söz gelimi Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, söz konusu kumpasın ordudaki ABD karşıtlarını temizlemeye yönelik olduğunu net bir şekilde bir televizyon kanalında canlı yayında yüksek sesle dile getirmişti. Hem de söylediklerinin bir tahmin değil gerçeğin ifadesi olduğuna dikkat çekmişti. Bir ülkenin ordu mensuplarının bir başka ülke taraftarı olup olmamaları gerektiği ayrı bir tartışma konusu. Ancak, bu ülkede geçmişte yaşanan darbelerin hemen hepsinin ABD’den onaylı hareket olduğu düşünülürse, sanıyorum Ergenekon kumpasının ordu içinde ABD karşıtı askerlerin tasfiyesine dönük olduğu değerlendirmesi yanlış olmaz. Hatta 15 Temmuz darbe girişiminin başı ve yandaşlarının önemli bir kesimin hâlâ ABD’de ellerini kollarını sallayarak oturuyor olmaları, bir başka ifade ile 15 Temmuz darbecilerinin ABD tarafından hiçbir sorguya tabi tutulmadan destekleniyor olmaları da gösteriyor ki, ordu içindeki bir takım askerler kendilerine karşı kimseyi bırakmamak için harekete geçmişler ve bağlı oldukları örgüt ise bu olayların yöneticisi olmuş. Hatta bir adım daha ileri giderek diyebiliriz ki, 15 Temmuz darbe girişiminin temelleri bu Ergenekon kumpası ile atılmış olabilir. İşin bu boyutu çok geçmeden netleşecektir. Ancak, önemli olan 12 yıl boyunca yargılanan, içeri atılan, daha sonra bırakılanların uğradığı maddi ve çok daha önemlisi manevi zararlarının telafisinin nasıl olacağıdır. Çünkü bu tür mağduriyetlerin çoğu zaman telafisi mümkün değildir. Bu bakımdan adalet bir toplumun ve ülkenin var olmasının birinci sebebidir. Adaletin olmadığı bir yerde hiç kimse kendisini güvende hissedemeyeceği gibi o ülkede huzur ve mutluluk da olmaz. Hâlbuki toplumlar başlarına yöneticileri huzur ve güvenliklerini sağlamları için seçerler. İktidar sahipleri adalet ve huzuru sağlayamazlarsa varlıkları huzura değil, zulme hizmet ediyor demektir. Benzer olayların tekrar yaşanmamasını temenni ediyorum. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz ve sadece bu ülkeden yana taraf olmak durumundayız.