Konfüçyüs, İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz

bekleyin zaten ölecekler demiş. Bu öğretiye nereden bakarsanız bakınız hayatın

bir ucunun ölüme açık olduğu görülür. Yani insanlarla neden uğraşıyorsunuz,

didişiyorsunuz Hem kendinizi hem de karşınızdakini üzüyorsunuz, eza cefa

veriyorsunuz. Yıpratıyorsunuz. Zarara uğratıyorsunuz. Yerine göre

dertleniyorsunuz. İcabında içinize atıyorsunuz. Netice de karşınızdakine

yaptıklarınızla hayatı dar ediyorsunuz. İnsanı ölüme gönderiyorsunuz. E tabi bu

bir aşksa ki kimilerine göre işte öyle bir moziştik bir aşktır bu (!...)  ne çare ki ölenle siz de ölüyorsunuz. Bu

duruma göre ölüm de iki kişilik oluveriyor haliyle.

İnsan nasıl olsa ölecek! Vakti geldiğinde Sağlam da,

çürük de olsa ölecek. Gençliğinde olmaz ise ihtiyarladığında ölecek. Kaçış yok

ölümden. Ama işte kimin ne zaman öleceği meçhul Dolayısıyla bütün planlar,

tül-i emel insanı nereye götürür Bu sorunun cevabı yok! Peygamber Efendimiz

(O na selam ve salat olsun) ölümle ilgili ne güzel buyurmuştur: İnsan yanı

başında doksan dokuz ölüm olduğu hâlde tasvir edilmiştir. Bu ölüm tehlikelerini

atlatırsa ihtiyar olur ve sonunda ölür.

Öldükten sonra her şey bitiyor. İnsanın yaşadığı bütün

gerçekler sona eriyor. Bundan sonra esas gerçek başlıyor. Dünyada iken insanın

yaptıkları veya yapamadıkları İnsan sadece yaptıklarından değil

yapmadıklarından da sorumludur. Gücü yetsin yetmesin gördüklerinden ve

görmediklerinden, yaşadıklarından ve yaşamadıklarından da mesuldür. Bir

haksızlık oluyorsa dur diyecek. Bunu yapmaya gücü yetmiyorsa zayıf kalıyorsa o

yanıyla buğz ederek karşı duracak.

Yakınımız, dostumuz, sevdiğimiz biri hayatta iken ona

gerektiği değeri verebilmemiz gerekiyor. İnsana hak ettiği kadar değer vermek

de elbette elzemdir. Fazlasını verdiğinizde bu kez o insanın tavrı ve

davranışları da değişiyor. Her ne kadar karşılık beklemeden yardım yapsanız

iyilikte bulunsanız da o değer verdiğiniz kişi nankörlük de yapabiliyor. Ne

demişler, insanoğlu çiğ süt emmiştir Yeri geldiğinde çiğlik de kemlik de

yapar. Sözün hülasası insan davranışlarda dengeli olmak şarttır. Fakat insan

için belki de en üzücü olan taraf zamanında değer vermediğimiz veya kısmen

yanında olduğumuz kişileri bir daha görememektir. Bir daha aramızda olmayan

kimseleri özleriz de Aramızdan ayrılmış ebedi istirahatgahındadır. Öyle

diyoruz ama ne kadar istirahat ettiği veya ettikleri de dünyadaki ahvaline

bağlıdır yine de Ölen ölmüş, giden gitmiştir bir kez. Kabristanlara varır

dualar ederiz. Gözümüzden yaşlar da dökeriz. Gidenin rahat etmesini arzu etmek

için o kişi için dua ve hayırlarda bulunmak en doğru olanıdır. Nitekim

Peygamber Efendimiz (sav.), Ölülerinize La ilahe illallah ı telkin edin, Yasin

suresini okuyun, buyuruyor.

Peygamberimiz ne güzel söylemiş; Bu, bir merhamet

eseridir. Göz yaşarır, kalp hüzünlenir, fakat biz yine de Rabbimizin hoşnut

olacağı şeyi söyleriz,

Her insanda eksiler ve çizikler vardır; Dostlarımızı ne

tam iyi ne de tam kötü görelim... Güzel yaşamak varken hayatı kendimize ve

çevremize de zindan etmeyelim. Gözyaşı dökmek güzeldir. Kalbi yumuşatır. Ancak

bunu keşkelere kapılmadan yapabilmeliyiz!

Bazen görmeden de sevmek var kaderde

Bir çiçeğe dokunmak

Koklamak gibi...

Allah ın hoşnut olacağı haliyle yürekten sevmek ve

sevebilmek!

Hasret duyan, yüreği iyiliklerle dolan, hep hayır üzere

yaşamayı arzu eden, erdemlice, güzel biri olarak kalabilmektir! İnsanlığını

unutmadan