Bazı insanlar her türlü baskı, çekingenlik ve tabular

içinde yetişmekte veya yetiştirilmektedir. Bu nedenle de çekinceler ve korkular

insan ilişkilerinde mesafeli durmayı zaruri kılıyor. Bu durum davranış ve

hareketleri de olumsuz etkiliyor. Güvenli olmak arzusu tereddütleri doğuruyor.

Bütün bu duygular zaaflara dönüşüyor.

İnsanın incinebileceği, kırılganlıklar yaşayabileceği

düşüncesi yerleşiyor. İnsanlarda başlayan korkulardan bazıları da yakınlık

uzaklık ilişkilerinde kendini gösteriyor. Birine yaklaşırken araya çekinceler

ve seviyeler giriyor. Samimiyet ve sadakat olgusu benzer sebeplerle insanın

uzağında kalıyor.

İnsanın yakınlık uzaklık ilişkisinde endişelere

vesilesiyle kapanıklık kaosu tetikliyor. İnsanın karmaşa ile karşı karşıya

kalması hayatı güçleştirir. Adeta yaşanılmaz da kılabilir. Böylece insanlardan

toplumdan uzak olma düşüncesi kuvvetleniyor. Bu düşünce kendi içine kapanmayı

sağlıyor. Toplumdan kendini tecrit etme ruhi hastalıkları da tetikleyebilir.

Bunun aksi bir durum için güçlü bir irade gerektirir. Böylesi bir yaşam içinde

güçlü bir iradeden de söz etmek pek de mümkün olamaz.

İnsan toplumsuz olamaz. Toplum içinde yalnız kalmak

Yalnız insan olmak hakikatte o insan için çok vahim bir vaziyettir.

Beyninizde belki de çok şey var.

İyi güzel, kötü çirkin  

Pek çok şey Bir dünya kadar.

Ancak siz bu dünyada bir başınasınızdır. Eğer bekârsanız

ayrı bir problem, evli iseniz daha da başka bir problemle karşı

karşıyasınızdır.

Bazısı çok düşünür. Çok düşünenler de çeşit

çeşittir.  Vahimli, vesveseli, pimpirikli

vs. Bir de üstün zekâ nedeniyle düşünceler sarmalından sıyrılamayanlar vardır.

Bu insanlar kendini toplumun üstünde görür. Genellikle de kaygı duyarlar. İnsan

yerine göre düşünmelidir. Çok da düşünebilir az da. Ancak insanın düşündüğü ne

kendisine ne de çevresine zarar vermemelidir. Üstün zekâlı olup da çok

düşündüklerinden dolayı hayattan çıkış yolu olarak intiharı görenler de vardır.

Bunun örneklerini de maalesef gördük. Bu tip insanlar toplumdan farklı düşünürler.

Hatta toplumun görmediği bazı şeyleri görür, sezer ve farkına varırlar. Toplum

yaşantısını da basit görürler. Önemli meselelere kafa yormak varken basit

yaşamak onlara göre değildir.

İnsan her şeyi düşünebilir. İnsanların zekâları farklı

düşünceleri ve tercihleri ortaya çıkarır. İnsan ilişkilerinde de insanı tanıma önemlidir. Bir elin nesi var iki

elin sesi var darbı meseli insanın yalnız olamayacağını asırlardır hatırlatır

bizlere. Yalnızlık ancak Allah a mahsustur. İnsan istediği gibi yaşayabilir.

Tercihlerini çizdiği hayat felsefesine göre yapar.

Kâinatın şeref konuğu insandır. Tanıyacak, görecek,

bilecek. Hayatını evrene göre tanzim edecektir. Kendini ifade etmede

sıkıntılara düşmektedir. Bu bakımdan kendi tarzını, karizmasını, imajını

oluşturma yoluna gitmektedir. Bunu yaparken de ölçülere riayet etmelidir.

İnsanı hayat bir başak gibi zamanla olgunlaştırır. İnsan başkalarını

gözlemlediği kadar kendine de bakmalıdır. Nerede olduğunu, nasıl biri olduğunu

kapasitesinin ne olduğunu görmelidir.

Kendi ailesi içinde yalnızları oynamak insanın kaderi

değildir. İnsan ne yaparsa kendine yapar. İnsanlar hevesleri ve uzun emel

istemeleri sebebiyle dara düşmektedir. Hemen hemen her alanda kapris ve

doyumsuzluk insanı daha da fena duruma sokmaktadır. Olmadık işlere

girişmektedirler. Ezen ve ezilen insan kadar yalnızlaşan da yine insandır. Bir

lokma bir hırka felsefesinden ırak olan insanlık kanaat ve şükürden

uzaklaşmaktadır. Hiç şüphesiz İslâm dini, yapısını toplum hayatı üzerine kuran

ve toplum konusunu göz ardı etmeyen tek dindir. İnsan kâinata gözünü çevirmeli;

Rahman ve Rahim olan Allah a sığınmalıdır.