ZEKİ BULDUK
Bir yanı Dadaloğlu, bir yanı Çekiç Ali. Az yüreği yansa biraz Muharrem Ertaş biraz Neşet Ertaş, en çok da Edebâli. Kırşehir’in bağrı neresidir diye soranlara hiç tereddüt etmeden Zeki Bulduk’un gönlünü işaret edebilirsiniz. Konuşunca gözleriyle birlikte konuşur. Sesinin tonu köz üstünde demlenmiş çay gibidir. İlim için Çin’e, irfan için Acem’e, ikram için Afgan’a Pakistan’a Hint’e gitmekten yüksünmez. Afrikalı çocukların çağrısına cevap verir. I. ve II. Murat’ın at koşturduğu Kosova topraklarının izini sürer. Kendi gidemediği yerlere roman kahramanlarını gönderir. “Bağdat Düşerken” o kahramanlar oradadır, kendi gitmeden önce Kayıplar Kosova’sına roman kahramanlarını gönderir. Yazdığı mektuplarda mazlum Afganlı çocukların selamını ulaştırır yüreği yetenlere. Bir ah duymuştur ve ayak bastığı toprakların canlı şahidi olmak için o sesin peşi sıra Afganistan’a dek gitmiştir. Kırşehirli olur da bir ehl-i dile hiç bozkırın atları sorulmaz mı? Bozkır çocuğu olur da bozlağın sesini işitip de hiç içindeki taşlar yerinden oynamaz mı? O da benim gibi gitmediği yerlerin cazibesini hayalinde süsleyerek teselli bulur. Ne de olsa “gitmiş gibi olmak” gitmekten daha keyifli bir serüvendir. Radyolu günlerin (hatta gecelerin) zihinlerde uçuşan sesi gibidir Zeki Bulduk. Ümrandan uygarlığa geçit bulamadığı zamanlar bile kararlılığına halel getirmez, uygarlığa gidecek yolu eğitimci kişiliğiyle Ümraniye’den başlatır. Kendisiyle dostluğumuz kaç yıl oldu saymadım. Dostluklar ve dost vakitlerinin sayılamaz olduğunu ondan duymuştum. Keşke şiir de yazsa.
YUSUF TOSUN
Hendesenin hayatı biçimlendirdiğini onda gördüm. Mühendisliğin sadece matematik maharetinden ibaret olmadığını kocaman bir yürek gerektirdiğini yine Yusuf’un kalem tutuşunda fark ettim. İnşaat kelimesinin hayatın her alanını kapsadığını bir kez daha hatırladım. Çok sağlam bir okuyucu, ihtirasa düşmeyen bir yazardır. Biyografi alanında güzel eserler vermeye devam etmektedir. Aslında bu zor olanı tercih etmektir. Bir yazarın başka yazar, fikir ya da aksiyon insanlarına odaklanması bir tür nefis terbiye ve tezkiyesi sayılacak cinsten kendinden geçip feragat etme tavrıdır. “Gül tutan elde gül kokusu kalır” misali Yusuf Tosun’un da etraflıca biyografisini yazdığı şahsiyetlerin siretinden çok şeyler nasiplendiğini söyleyebiliriz. Bu portrelerden biri hiç kuşkusuz Mehmet Akif Ersoy’dur. Akif’çe, Akif’i Anlamak, Bizim Akif, Duruş ve Onur Abidesi Akif ve Akif’in İzinde Yakın Tarihimiz gibi kitaplarda Akif’i sahih yönleriyle başta gençler olmak üzere her kuşaktan insana anlatma gayretini sürdürmektedir. Okuma bilincini geliştirme noktasında yazdığı denemeleri de hatırlatmadan geçmeyelim. Sözün Közü kitabıyla bu yazma azim ve coşkusunun ateşinin sönmediğini bir kez daha okuyucularına gösterdiğine inanıyoruz. Merak ettiğim bir şeyi de söylemezsem kuracağın cümlenin hakkı kalır: Acaba sevgili Yusuf Adıyaman tütünü sarıp içmiş midir?
KÂMİL YEŞİL
Ona rahatlıkla “abi” diyebilirim. Ne de olsa benden iki sene evvel dünyaya gelmiş. Yazdıklarında bile bunu fark edebiliyor oluşum gerçekten ilginç. Aslında ben onu bizim oralara yakın bir yerlerden sanıyordum. Meğerse Aydın Çineliymiş. Ne Çin’e ne de Çine’ye gitmeyen birisi olarak Kâmil Yeşil’in Aydınlı oluşunu hâlâ bir yere oturtamadım. Zihninin ve kalbinin metafizik bir aydınlanma yaşadığını tabi ki teslim ediyorum. Sevdiğim bir hikâyecidir; bir başka tabirle hikâyesini hikâyeciliğinden daha çok severim. Kendini kasmaz. Köy, kasaba ve şehre ait insan karakterlerini hikâyesine ustalıkla yerleştirebilmiş bir hikâyecidir o. Halk kültürünü de hiç ıskalamaz. Mizahi yönü hikâyelerinin ara istasyonları gibidir. Ne fazla ne az mizah. Balın Tuzu Eksik derken şimdi ne demek istediğini daha iyi anlıyorum. Kaknüs Yayınları’ndan Prof. Dr. Lothrop Stoddard’a ait bir kitabın çevirisini yaptığını neden yeni fark ettim, bunu da bir tarafa yazıyorum. Yankısının Peşinde, Kayıp Dilin Öyküleri, Tamir Görmüş Aşk, Özet Yaşamaklar, Yazdım Öykü Oldu, Ankebut ve Acı Kaybımız öykü kitapları Kâmil Yeşil hikâyeciliğinin tutarlı bir hülasası gibidir. Film Adamlar’la başladığı roman yürüyüşünü ne zaman sürdüreceği ayrıca merak konusudur. Kâmil Yeşil zihninin bir tarafı eleştiriye yaslıdır. Çay içerken bu daha bir kendini belli eder. Uzun süre eğitimin içerisinde sahada ve bürokratik alanda hizmet etmiş birisi olarak neden hikâye yazarlığı imkânlarından yararlanarak bir (hadi eleştiri demeyelim) eğitim değerlendirme kitabı yazmayı düşünmez, merak konusudur.