Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan, insanları korku dehlizlerine hapseden, koparılan va’veyla ortamında ve kirli-puslu havada türlü entrikalar çevrilerek demokrasinin ayaklar altına alındığı 28 Şubat ile ilgili davanın görülmesine devam ediliyor. Davanın sanıklarının açıklandığı ilk günden itibaren, bu entrika ortamında militarist iradenin tek başına hareket etmediği, sivil, siyaset ve medya ayağının da bir şekilde davaya dahil edilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Çünkü demokrasinin fay hatlarının çatırdadığı, oluşturulan korku imparatorluğu ile “Çağdaşlık, laiklik” kavramlarını eğip bükerek o dönemde yola çıkanlar, post modern darbe olarak nitelenen bu demokrasi katliamını birbirlerine el vererek yapmışlar, bulundukları makam ve mevkileri, ellerinde tuttukları medya gücünü kullanarak topluma nizamat vermeye çalışmışlardı. O dönemde medya manşetlerine yansıyan sivil toplum örgütü, işadamı örgütü tüm kurumların, bu depremdeki rolü ve işlevini geçmişi tarayarak kolayca bulabilirsiniz. Kendisini militarist iradenin borazanı olarak konumlandıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı hükümetlerinden Refahyol’un alaşağı edilmesi için var güçleriyle çalışan, köşe yazılarıyla, manşetleriyle, sür manşetleriyle zihinlerde farklı bir algı oluşturan medyanın bu orta oyunundaki fonksiyonunu hiç kimse görmezden gelemez.

Geçtiğimiz hafta içinde gazetelerde ülkenin bankalarını hortumladığı için Paris’te kaçak hayatı yaşayan Cem Uzan’ın 28 Şubat’la ilgili itiraf niteliğinde beyanatları vardı. O dönemde Star Medya Grubunun patronu olan Cem Uzan, kendisine olmadık payeler biçtiğimiz birçok gazetecinin 28 Şubat’taki fonksiyonuyla ilgili çok ilginç değerlendirmeler yapıyordu. Medya patronları, genel yayın yönetmenleri, gazeteciler, köşe yazarları… Her birisi 28 Şubat kumpasının bir kenarından tutmuş, militarist iradenin borazanı olmayı kabul ederek bu meş’um dönemin kuklası olarak faaliyet göstermiş.

Demokrasi kolay bir rejim değil… Hazmedeceksiniz… Sindireceksiniz… Önce zihinlerinizde sindireceksiniz… Daha sonra topluma biçim vermek için değil, toplumu yönlendirmek için değil, herkesin özgür şekilde yaşayabileceği, kendinizden olmayana bile tahammül göstereceğiniz bir rejimin ortaya çıkması için çabalayacaksınız.

“Ben bu toplumun efendisiyim… Ben bu toplumu yönetirim… Ben efendiyim, herkes benim kölem gibidir”… “Ben sonsuza kadar kendi koyduğum kurallarla bu toplumu yönetirim” “Demokratik bir şekilde iktidara gelen olursa, benden değilse, benim fikirlerimi seslendirmiyorsa, bir şekilde onu aşağı indirmek benim için görevdir”

Demokrasi elbette bu değil…

28 Şubat, topluma karşı yapılan en büyük bühtanlardan biriydi… Zaten kör topal yürüyen demokrasimiz, bu hain darbeyle 40 yıl daha geriye gitti. Bu başarılı hükümetin ardından gelen iktidar, ülkeyi talan yerine çevirdi… O hengame içinde bankalar hortumlandı, memleketin kasası boşaltıldı.

Cem Uzan da, o dönemin sabık isimlerindendi… Bugün, 28 Şubat ile ilgili konuşuyor, ama, memlekete verdiği zararlardan gıdım bahsetmiyor. Söylediklerini geçmişe yönelik bir medya analizi olarak algılıyoruz. İşin tuhaf boyutu, Cem Uzan’ın isim isim saydığı gazetecilerden bir ses seda çıkmıyor.

Bu vebali taşıyamadıkları için vicdan sızısı çekiyor olabilirler mi