Anadolu’da yaşayan bir arkadaşım anlatıyor: “Sevdiğim,

saydığım, arkadaşlığından zevk aldığım, yaşı benden biraz büyük bir arkadaşım

vardı.

İşine gelip gidiyor, dürüst esnaflık yapıyor, hayırlı

işlerin içinde yerini alıyor, namazını camide kılıyor, namaz sonrası ayaküstü

iki laf ettikten sonra dükkanlarımıza dönüyorduk.

Bir gün akşama yakın bir zamanda onu içki bayiinden çıkarken

gördüm. Ben iyiye yordum, benim bilmediğim bir işi vardır adama onu söylemiştir

diyerek geçtim.

Elinde hiç bir şey yoktu.

Bir başka gün yine akşam üzeri içki bayiinden çıkarken

gördüm.

Bu bir kaç kez tekrarlanınca içki bayiine girdim ve onun ne

için geldiğini sordum o da içki aldığını söyledi.

Beynimden vurulmuşa döndüm.

Bu kadar iyi bir adam bunu neden yapar diye hiç bir sebep

bulamadım.

Şimdi siz burada durun.

Ben devamını anlatacağım. Siz olsaydınız bu arkadaş hakkında

ne düşünürdünüz

Dikkat ediniz, bu adamı içki alıyor diyebilirsiniz ama içki

içiyor diyemezsiniz.

Çünkü içki içerken görmediniz.

İçki alıyor diye de yaygara koparamazsınız, kötülüklerin

gizlenmesi ve tedavi edilmesi gerekir.

Her akşam içki satın alan bu adam Hacca gitmeye karar verir,

dostlarıyla helalleşir, gider ve gelir.

“Mübarek olsun” ziyaretine giden benim arkadaş, çiçeği

burnundaki taze hacıyla baş başa kaldıklarında her gün akşam üzeri satın aldığı

içkileri sorar.

Taze hacı anlatır: “Çocukluk arkadaşımın işi bozulmuş.

Dükkanını kapatmış, borçların altından kalkamayınca çaresiz kalmış ve kendini

içkiye vermiş.

Ben sonradan öğrendim. Her akşam eve gitmeden onun evine

gider, ihtiyaçlarını temin eder, bir şişeyi de içer gibi yapar ona içiririm.

Her gün şişeyi azaltarak ona içirmeye başladım.

Kırkıncı günde son bardağı da içince “Gel bu lanetten

birlikte kurtulalım” dedim. O da bana katıldı ve kurtuldu.

Evin yakınına eski işiyle ilgili küçük bir yer açtık,

şimdilik evin ihtiyaçlarını karşılıyor. İnsan içine çıkıyor, içki içmiyor”

dedi.

Siz ne zannetmiştiniz

Rabbimiz biz mü’minler için: “Ey iman edenler, zannın bir

çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ayıbını aramak

için casusluk yapmayın...” buyurur. (Hucurat süresi ayet 12)

Öyle ise zan nedir

Eğer bir olayın olduğu veya olmadığı konusunda kişinin

kanaati yüzde elli oranında eşitse buna “şüphe” denir. Kanaat yüzde ellinin

üzerine çıkarsa buna “zan” denir. Yüzde ellinin altındakine “vehim” denir.

İslam hukukunda “Tevehhüme itibar yoktur” der.

Bugün bir çok insan vehimle içeri atılmış hapishaneden

“temiz olmasının delili isteniyor”

Hiç bir insan kendisinin temizliğini ispat etme yükümlülüğü

yoktur.

Suç isnat edenin ispat etme yükümlülüğü vardır.

“Berati zimmet asıldır” asıl olan suçsuzluktur, İslami bir

hukuk kuralıdır.

Çarşıda elinde çantasıyla giden birine emniyet güçlerinden

biri “Bu çanta senin mi, ispat et” deme salahıyetine sahip değildir.

Obama ilk defa Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanıp makama

oturduktan bir ay kadar sonra ünlü Amerikan polisi, bir zenciyi bir villaya

girerken yakalar.

Zenci, villanın kendisine ait olduğunu söylese de evde kimse

olmadığından zencinin villası mı olurmuş mantığıyla karakolda işkence altında

hırsızlık için girdiğini söyletirler ama savcılıkta onu dinlerler üniversitede

Profesör olduğunu öğrenirler ve villanın tapu kaydıyla zencinin nüfus

cüzdanındaki isim tutunca serbest bırakırlar.

İşte kötü zannın, şüphe ile hareket edenlerin vehme dayalı

kanaatlerle devlet veya aile yönetenlerin hatadan kurtulmaları mümkün değildir.

Rabbimiz buyurur: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına

düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi ondan, (yaptığından)

sorumludur.” (İsra süresi ayet 36).