Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 16. Benedikt’in sağlık

sorunlarını gerekçe göstererek görevini bırakacağını açıklamasıyla bugünlerde

Katolik dünyasını yepyeni bir telaş sardı.

Hayattaki tek amaçları “güç” peşinde koşmak olan ve güce

adeta taparcasına bağlı olan Batı dünyasının kendileri için önem arz eden dini

bir kurumu nasıl stratejik amaçları için kullandığına bir kez daha şahit

oluyoruz.

Batı basınında şimdiden tartışmalar başlamış görünüyor.

Acaba yeni Papa hangi ülkeden çıkacak ve hangi ırka sahip olacak Papa’nın

ahlâkiyat ve maneviyatından ziyade kavmiyetçilik üzerinden gidilerek

belirlenmeye çalışılması aslında Batı dünyasının gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

Yani Batı’nın ne kadar batıl olduğunu bize gösteriyor.

Son Papa Alman kökenliydi. Söylenenlere göre Almanya çok iyi

bir iş çıkarmıştı. Bugünün Batılı ülkelerinin resmi ideolojilerini yansıtan

kimi basın kuruluşları da kendi çıkarlarına en uygun düşecek Papa adayı için

yoğun bir propaganda kampanyasına başladılar bile.

Kimine göre ABD bu sefer bastıracak ve Papa’nın bir

Amerikalı olmasını sağlayacaktı. Ancak diğer taraftan özellikle Avrupa

siyasetinde bu sefer Papa’nın görev bırakmasıyla ilgili sanki bir uzlaşı

sağlanılmış gibi. Hepsi de Papa’nın görevden ayrılmasını tarihi bir karar

olarak nitelendirmekteyken, gelişen olayların sanki bilgileri dâhilinde

gerçekleşmiş gibi bir izlenim uyandırmaktadırlar.

İnsanın aklına tabi bu noktada bin bir türlü şey takılıyor.

Batı dünyası Roma döneminden beri Hıristiyanlığı her zaman kendi politik

hedefleri için kullanmıştı. Hatta bu doğrultuda Hıristiyanlıkta kabul

edilemeyecek açılımlar bile yaptırmıştı. Acaba bugün de gündeme bomba gibi

oturan ve gayet hoş karşılanan istifanın arkasında da böyle bir sebep yatıyor

olabilir mi

İçerisinden geçmekte olduğumuz siyasal sürece şöyle bir

baktığımızda, daha önce Afrika’ya medeniyet götürmeye giden Batı’nın bugünlerde

Afrika’yı kötülerden kurtarma çabası içerisinde olduğunu görürüz. Sömürgecilik

döneminde Batı kendi insanlarını ikna edebilmek için Papa’ya Terra Nullius adı

verilen sömürgeci bir fetva yayınlatmıştı. Bu fetva ile Hıristiyan olmayan

bütün toprakların tasarrufu Hıristiyanlara bırakılmış ve Afrika’da hem

sömürünün hem de katliamların önü açılmıştı.

Bugün ise artık devir değişmiş durumda. Her ne kadar aynı

barbarlığı ve gaddarlığı bugün Mali gibi birçok coğrafyada sergilemiş olsalar

da, bir süre sonra icat ettikleri düşmanların yerlerine bir yenisini koymakta

zorlanacakları için daha yumuşak politikalar izlemeleri gerektiğinin

farkındalar. Peki, bu yumuşak politikayı kıta üzerinde bugün kim oynayabilir

gibi bir soru soracak olursak, herhalde bu rolü Papa’dan iyi oynayabilecek

kimse yoktur.

Son gelişmeler de düşüncelerimizi fazlasıyla destekler

durumda. Tüm dünyaya güçlü bir şekilde ama sinsice, “Şimdi siyah bir Papa’nın

tam zamanı” diye büyük bir propaganda yapılıyor. Yeni dönemde siyah bir ABD

başkanından sonra siyah bir Papa bizleri bekliyor olabilir. Yeni bir siyahî

Papa böylece Avrupa’nın Afrika’daki yumuşak gücünün bir aracı haline gelebilir.

Tabi hiçbir Müslüman’ın buradaki derdi insanların ırkları ya

da deri renkleri ile alakalı bir tartışma yaratmak değildir. Herkesin her türlü

göreve gelebilmesi bir insan hakkıdır. Ancak tarihten yararlanarak ırkçılığın

ve sömürünün en son boyutlarının da açıkça ortaya konulması gerekmektedir. Bu

doğrultuda Papa 16. Benedikt’in yerine geçecek kişi Mart ayının sonuna kadar

Vatikan’daki üst düzey din adamları arasındaki seçimle belirlendiği zaman tüm

sorular cevabını bulacaktır.