Malatyada işlenen cinayetlerin ardından Trabzondaki rahip cinayeti ile Hrant Dinkin öldürülmesi olaylarının ardından olduğu gibi yine medyada benzer değerlendirme ve başlıkları görüyoruz. Cinayetler genellikle provakasyon olarak nitelendiriliyor. Ancak, provakatör kim ya da kimler belli değil.. Daha doğrusu olayların arkasında kimler ve niçin bulunuyor Bu soruların cevabı nedense verilmiyor.. Verilemiyor mu yoksa verilmek mi istenmiyor olrasını bilemem. Ancak, gerçekten olaylar bir provakasyon ise bunun sebepleri ve kışkırtıcılarının kimler olduğunu ortaya koymak durumundayız.. Bu soruların cevabı verilemediği sürece her cinayetin ardından "Vahşet", "Vahşi provakasyon" gibi başlıklarla cinayetleri nitelendirmek bir işe yaramayacaktır.
Diyelim ki olaylar gerçekten provakasyondur ve cinayeti işleyen gençler ise bu provakasyona bilmeden alet oluyorlar.. O zaman niçin gençlerimizin bu kadar kolay bir şekilde birilerine alet olduğunu düşünmek, gençlerimizi böyle bir ruh haline sürükleyen ortamı iyi değerlendirmek durumundayız.
Bazı yazarlar Trabzonda Rahip Santaro, İstansbulda Hrant Dink ve Malatyadaki misyoner cinayetlerini misyonerlik faaliyetlerine duyulan öfke olarak izah ediyor ve hemen Almanya ya da diğer Avrupa ülkelerindeki müslümanların durumunu ve açtıkları camileri hatırlatıyorlar. Böylece Avrupalılar inancımıza karşı bu kadar saygılı iken bizim birkaç misyonere tahammül edemeyişimize hayıflanıyorlar. Hatta, öyle bir nitelendirmede bulunuyorlar ki insan gerçekten durum bu mudur diye düşünmeden edemiyor.. Söz gelimi Türkiyedeki misyoner faaliyetlerini bir kaç kişinin çabası ve açılmış bir kaç uyduruk kilise şeklinde değerlendirenler var.
Hemen belirteyim ki benim bu tür faaliyetlerden dolayı çekindiğim ve endişe duyduğum yok. Ancak hemen belirteyim ki, Avrupadaki müslümanlar bazı yazarlarımızın ifade ettiği gibi istedikleri gibi hareket edemiyor, istedikleri yerde cami açamıyor, sokaklarda dini propaganda yapamıyorlar.. Olayı olduğundan farklı göstererek kendi kendimizi aşağılık duygusuna sürüklemenin bir anlamı yok.
Elbette her ne olursa olsun işlenen cinayetlerin tüm bunlar gerekçesi olamaz. Cinayeti mazur göstermek mümkün değildir. Ancak, bu cinayetlerin sebebini bulmak, olaylara doğru teşhis koyabilmek için biraz olsun çaba sarfetmeye mecburuz. Bir defa Avrupadaki Türkler bulundukları ülkede azınlık statüsünde bile değillerdir. Yıllarca cuma namazı kılacak bir camileri bile olmamıştır. Bulundukları ülkelerde asimile etmek için yoğun çaba gösterilmiş ve pek çoğu da bulundukları ülke kültürü içinde eriyip gitmişlerdir.. Asimile olmamakta direnler ise ülkelerine göçe zorlanmıştır. Bu gerçeği unutmamak gerekiyor. Bugün üçüncü kuşak dediğimiz insanlarımız Türkiyeye geldiklerinde kendilerini yabancı hissetmekte ve burada yaşayamamaktadırlar.
Bir başka husus ise Avrupa ülkelerinde asli unsur olan yerliler için bir dini kısıtlama, dindarlarına karşı yoğun bir saldırı yoktur. Dindarlarına birtakım çevreler mürteci diye bağırmamakta, isteyen hristiyanlar çocuklarına dini eğitimini küçük yaşlardan itibaren verebilmektedirler. Türkiyede ise bu ülkenin asli unsuru olan insanlar çocuklarına ilkokulu bitirmeden dinini öğretememektedir ve bu kanunla yasaklanmıştır. Asli unsarların dinini öğrenmede ve yaşamada birtakım yasaklamalar varken, hritisyianların dinlerini öğretme ve yaymaları hususunda hiçbir sınırlama yoktur. Kısacası, bu ülkenin esas unsuru olan insanlar kendilerini ülkelerinde sığıntı gibi görmeye başlamışlardır, böyle bir hava oluşturulmuştur.
Böyle bir ortamda ise provakatörler genç insanları çok kolay bir şekilde bazı eylemlere sürükleyebilmekte ve kendi emellerine alet edebilmektedirler..
Cinayetleri lanetleyelim ama bilelim ki lanetlemekle yenilerini önlemek pek mümkün olmaz. Oluşan bataklığı kurutmanın çarelerini araştıralım. Bataklığı kurutmadan sivrisineklerle uğraşmak sonuç vermez..
Herkes istediği dini öğrensin, isteyenlere zor kullanmamak kaydıyla öğretilsin buna kimsenin itirazı yok.. Ama, birtakım uygulamalar ve bahanelerle bu ülkenin asli unsuru dininden uzaklaştırılmaya çalışılırken, ABye gireceğiz umuduyla bu ülke diğer dinlerin at koşturduğu bir alan haline getiriliyorsa ister istemez birtakım rahatsızlıklar olacaktır.