Türkü böyle başlıyor.

"Urfa ya paşa geldi

Tahta temaşa geldi"

Edebiyatçıların "doldurma" tabir ettiği cinsten iki mısra. Yani türküdeki asıl mevzu ile herhangi bir ilgi ve alâkası yok. Halk ve onun içinden çıkan şairler, asıl söylemek istediklerine sözü getirmek için böyle yığınaklar yapmak zorunda hissetmişler kendilerini. Zaten türkümüze bir aşk tahmil edilmiş:

Urfa ya paşa geldi anam,

Tahta temaşa geldi.

Bir elim yar kolunda anam,

Bir elim boşa geldi.

( )

Urfa urfa içinde anam,

Kavruldum yağ içinde.

Ellerin yari gelmiş,

Bizimki yok içinde.

Mustafa Hoşsu nun (Hamdi Polatoğlu nun adı da zikredilir.) Van yöresinden (Urfalılar buna ne der ) notaya aktardığı, en güzel icralarını İlkay Akkaya ile Yavuz Bingöl ün yaptığı bu türküyü durduk yere terennüm etmiyoruz:

Bunu açıklayabilmemiz için yazımızın başına dönmeliyiz. Demiştik ya bu sözlerin asıl mevzu ile ilgisi yok. Evet ama bir realiteyle ilgisi var. Demek ki "paşa" kelimesinin anlam dairesini kaplamış bir zevat, Urfa ya, yani halkın arasına gelmiş. Bunun anlamını fark etmez bazıları. Onun için gelin başka birkaç manzum metne atıf yapalım:

Buyrun, Cahit Koytak ın "Generaller Niçin Sokağa Çıkmaz" şiirinden:

"bir general herşeyi göze alıp

biz ölümlüler gibi

sokağa çıkarsa

sokağın ortasında

büyük bir ayna

bir yüzde sayın general

ötekinde mahalle bekçisi"

Cemal Süreya nın "Kısa Türkiye Tarihi" manzumesinin 5. parçası:

"Kahvede subay yok,

Bu nasıl iştir."

Ve Metin Önal Mengüşoğlu nun Halkın Sonbaharı şiirinin ilk mısraları:

"Gizlilik derecesi yüksek toplantı

Vestiyerde general şapkaları

İç savaş tedbirleri birifingi var

Dilini kesecekler Asya halkının

Durup durup kendini zehirlemesin diye

Engel olacaklar çığlıklarına

Sürgün, çarelerin belki de en ılımlısı

Mahkum etmek de var spor salonlarına

Aman, Allah korusun, generalin teki

Eğer aşarsa alkol duvarını az ötelere

Çekilmedik tırnakları kılır mı halkın"

Görüldüğü gibi, "Paşa" bütün bu edebî birikime rest çekmiş, Urfa ya gelmiş, halkın arasına girmiştir.

Sanırım bu yüzden türkünün "Tahta temaşa geldi" şeklindeki ikinci mısraı bazı varyantlarda "Halka temaşa geldi" şeklinde söylenir.

*

Son Yüksek Askerî Şurası nın alışılageldik formatların tersine, zahiren olumlu bir yönde seyretmesi bize ister istemez "Urfa ya paşa geldi" türküsünü çığırttırdı. Ama sadece bu kadar

Peki, bu türküden rahatsız olanlara ne demeli Şöhreti "Halk"çılıkla yakalamış ve arada bir "Ordu göreve!" seremonileri tertip eden bu apoletliler tayfasının foyası bir kez daha çıktı, evet.

Zaten onların içlerinden mırıldandıkları manzum metinler daha farklıydı. Örneğin, A. Kadir in 1945 de Nazım Hikmet e ithafen yazdığı "Ustaya Mektuplar"ın ikincisinden aktaralım:

"Nizamiye kapısındaki jandarma.

Piç Celâl in sadık köpeği.

Avluda bir havuz vardı hani.

Ve biz altı arkadaştık,

dördümüz Harbiyeli."

(Manzumenin bu bölümü sol literatür ün, ötekileştirdiği devlet erkânına, Harbiyeli ye ve halka (jandarma nihayetinde sade bir halk çocuğudur.) bakışlarını gayet net açıklamaktadır.]

Sonuç: Biz türkümüzü çığırmaya devam edelim:

"Urfa ya paşa geldi

Halka temaşa geldi."

*Adresimiz: P. K. 205, Ulucamii, Bursa / www.cevatakkanat.blogcu.com