BUNDAN kırk sene öncesine kadar Türkiye’de ehl-i Sünnet
İslamlığı hâkimdi. Müslümanlar baskı altındaydı ama ehl-i Sünnet birliği,
şuuru, ümmeti, nizamı, intizamı vardı. Osmanlı zamanından kalma icazetli ulema,
fukaha, dersiâmlar, müftüler, müderrisler, şeyhler vardı. Yaşlı ziyalılar
Osmanlı mekteplerinde ulum-i diniye dersi okumuşlardı.
İslam’ı kökünden kazıyamayacaklarını anlayan kâfirler,
münafıklar, şerirler Müslümanları bölmeye, parçalamaya, çıkmaz sokaklara, dar
patikalar sokmaya karar verdiler ve şeytanî bir plan uyguladılar.
(1) Ehl-i Sünnetin ümmet kavramı ve birliği berhava
edilecek.
(2) Müslümanlar alabildiğine parçalanacak, ortaya büyük
sayıda birbirinden farklı, birbirinden kopuk, irtibatsız İslamcılıklar,
cemaatler, hizipler, fırkalar, gruplar, parçalar çıkartılacak.
(3) Bunların arasında hiçbir rabıta, bağ, müşterek plan
program, toplayıcı teşkilat olmayacak.
(4) Bir grup İslamcının ak dediğine öteki grup kara diyecek.
(5) Bazı Müslümanlar Ramazanlarda papazlarla, patriklerle
monsenyörlerle, zangoçlarla muhabbetli iftarlar yapacak ama on Müslüman
parçanın başları yılda bir kere bile bir araya gelmeyecek.
(6) Ehl-i Sünnetin büyükleri dışlanacak. Onların yerine
farmason Afganî, onun farmason tilmizi Abduh, onun tilmizi Telfikçi Reşid Rıza,
Arap ve Hint dünyasındaki reformcu aktivistler getirilecek.
(7) Her cemaat, her parça kendi yayın organını çıkartacak.
Bütün Müslümanların, ümmet-i Muhammed’in güçlü yayın organı olmayacak.
Bu maksatla Müslümanların arasına ajanlar, casuslar,
provokatörler, yönlendiriciler, istihbaratçılar; Lawrence’lar, İbn Sebe’ler,
ajan Hempher’lar soktular. Habîsler din
sömürücüsü, yarı mühtedi haşaratı kolladılar, desteklediler, teşvik ettiler;
İslamî kesimde dehşet verici bir yolsuzluk, kirlenme ve ahlaksızlık tufanı
oluştu.
Cami imamlıklarının bir kısmı namaz kıldırma memurluğu
haline geldi. Camiler asıl fonksiyonlarını, hizmetlerini yitirdi.
Sabah namazlarında camiler, bilhassa İstanbul’da boş,
Müslümanlar ve İslamcılar bundan rahatsız olmuyor.
Müslümanlar o hale geldi ki, sağlıklı ve dengeli bir İslam
toplumunda düşünülmesi bile mümkün olmayan işler normal hale geldi.
İslamcıların öve öve göklere çıkarttığı, bayraklaştırdığı,
ikinci Afganî haline getirdiği İranlı bir sosyolog var, bu adam İslam-şinasi
adlı kitabında “Hoda Janus-i hakikî est= Allah gerçek bir Janus’tur” diyor.
Kitap Türkçe’ye tercüme edilmiş, “Allah gerçek bir Janus’tur” cümlesi de aynen
içinde yer alıyor… İslamcılara soruyorsunuz, yahu İslam dini kemal sıfatlarla
sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh Allah’ın iki çehreli bir Roma putuna
benzetilmesine izin ve cevaz verir mi, böyle bir benzetme küfür değil midir
Hemen konuyu çarpıtıyorlar “Sen kim oluyorsun da o büyük mücahide, o şehide dil
uzatıyorsun .. Sen ne dersen de o bizim başımızın tacıdır” cevabını veriyorlar.
Şimdi soruyorum, Müslümanların, kurtulmak için birleşmeleri
gerekmez mi
Yine soruyorum: Türkiye Müslümanları ehl-i Sünnette mi
birleşebilir, yoksa her biri birbirinden kopuk, her biri ayrı telden çalan
İslamcılıklarda mı
Tabii ki Ehl-i Sünnette birleşme olabilir. Ehl-i Sünnet usulde,
esasta, temelde birdir, İslamcılıklar ise bir tefrikalar yumağıdır.
Yazımın baş tarafında İslamî hareketin, İslamcılıkların,
dinî faaliyet ve hizmetlerin içine birtakım ajanların ve casusların sızdığından
bahsetmiştim.
Bütün İslamcıları, reformcuları, modernistleri suçlamıyorum
ama bu cereyanların içine Sabataycı, Pakraduni, Kafkasya Tat Yahudisi, Kürt
Yahudisi, Arap Yahudisi, Kırımçak Yahudilerin, Kripto Ermenilerin sızıp
sızmadığını, girip girmediğini çok sıkı şekilde araştırmamız gerekmektedir.
On dokuzuncu asrın ortalarında ve ikinci yarısında birtakım
reformcuların Bahaîlikle derin ilişkileri olmuştur.
Emperyalist İngiltere, İslam dünyasına, Arapça’yı
Müslümanlardan iyi bilen ajanlar göndermiştir.
Saddam Hüseyin rejimi devrildikten sonra Amerikalılar onun
gizli istihbarat arşivine el koydular. Bu arşivden öyle bir rapor çıktı ki, çok
ünlü bir İslamî reform hareketinin Bursa’dan Arabistan’a göç etmiş bir Yahudi
vasıtasıyla yapıldığını iddia ediyor.
Yahudilikte yalancıktan din değiştirmeye cevaz ve fetva
verilmiştir. Baskılardan kurtulmak ve hâkimiyeti ele geçirmek için Hıristiyan,
Ermeni olabiliyorlar ama içlerinde Yahudi imanını ve kimliğini gizlice muhafaza
ediyorlar. Pakraduniler bundan iki bin küsur yıl önce Ermeni kralının,
Filistin’e saldırıp Yahudi kralını öldürmesinden sonra sürüp götürdüğü Yahudi
esirlerin kısa bir müddet sonra Hıristiyan kimliğini iğreti olarak almışlardır.
Bunlar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çeşitli krallıklar bile kurmuşlardır. Yakın
tarihte bir kısım Pakraduniler iğreti Ermeni kimliğini bırakmışlar, Kürt
kimliğine bürünmüşlerdi. Acaba siyasal İslam, çeşitli İslamcılık hareket ve
cereyanları içinde Pakraduniler var mıdır, kimlerdir
Ortada bir takım karineler vardır… Bendenizin sezgileri Kriptoların,
Sabataycılar, Pakradunilerin, Kırımçakların, Tatların ve daha nice iki
kimliklinin İslamî harekete girmiş olduğudur.
Elde sağlam belgeler, bilgiler, deliller olmadan kesinlikle
isim verilemez.
Bu konuda çok ciddi, çok tutarlı araştırmalar yapılması
lazımdır.
Tekrar soruyorum, Müslümanlar Ehl-i Sünnette mi
birleşebilir, yoksa çil yavrusu gibi dağınık ve çeşitli marjinal
İslamcılıklarda mı
Birtakım İslamcılar sövüp saymayı, hakaret etmeyi, konuyu
çarpıtmayı bıraksınlar ve şu meşhur büyük mücahit, büyük şehit, büyük sosyolog
zatın “Allah gerçek bir Janus’tur=Hoda Janus-i hakiki est” cümlesinin
(yapılabilirse) savunmasını ve tevilini yapsınlar…
Adam, Allah’ı bir puta teşbih ederken “hakiki” sıfatını
kullanıyor. Te’vili falan yok. Bendeniz din âlimi ve fakih değilim… İslamcı da
değilim… Ehl-i Sünnet Müslümanıyım. Okur yazarım… Elbette Ehl-i Sünnet
İslamlığını savunacağım. Elbette modern İbn Sebe’leri tenkit edeceğim. Yalnız
değilim. Selef-i Salihînin, Eimme-i Müctehidînin, her asırda yaşamış ulemanın,
fukahanın, kamil mürşitlerin peşinde İslamın ana caddesinde yürüyorum. Geçen
asırdaki birkaç önderimi bildireyim: Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi… Ders
Vekili Düzceli Muhammed Zahid el-Kevserî… Beyrut’ta hakimlik yapmış ulemadan
Yusuf İsmail en-Nebhanî… Mekke Şafii Reisüluleması Ahmed Zeyni Dahlan… Halepli
Rufaî şeyhi ulemadan Ebul’l-Huda es-Sayyadî ve saymakla bitip tükenmez büyük
ulema ve fukaha.
Bulgaristanlı Ezherî Ahmed Davudoğlu… Dersiam’dan Ömer
Nasuhî Bilmen… Müfessir Elmalılı Hamdi Efendi… Silistreli Süleyman Hilmi
Efendi… Bediüzzaman Said Nursi…
Ulema ve meşayihten Abdülhakim Arvasî… Daha nice büyükler…
Türkiye coğrafyasında Ehl-i Sünnet cadde-i kübradır… Din
konusunda ihtilaf vukuunda doğru olan Sevad-ı Âzamdır.
Terazinin bir kefesine farmason Afgani’yi, farmason Abduh’u,
onun tilmizi Reşid Rıza’yı, “Hoda Janus-i hakiki est” diyen İranlı sosyoloğu,
reformcuların baş imamı Fazlurrahman’ı, Arap ve Hintli aktivist reformcuları
koysunlar; öbür kefesine Ehl-i Sünnet imamlarını, ulemasını, fukahasını,
müfessirlerini, muhaddislerini, meşayihini, kâmil mürşitleri koysunlar, birinci
kefe tüy gibi hafif kalır.
Bendeniz Ehl-i Sünneti bırakıp da aşırı fikir ve görüşlere
saplanmış İbn Teymiye’nin peşinden gidemem.
Ehl-i Sünnet cadde-i kübrasını bırakıp da çıkmaz sokaklara,
dar patikalara sapamam.
Ehl-i Sünnet Kur’anın ve Sünnetin doğru yorumudur.
Ehl-i Sünnet fırka-ı nâciyedir.
İslam birliği, ümmet birliği, güç, vasıf, üstünlük, dinde
doğruluk, üniter yapı isteyenler Ehl-i Sünnet caddesindeki büyük kafile içinde
yerlerini alsınlar.
Doksan yedinci yahut iki yüz kırk beşinci veyahut üç yüz
altmış sekizinci İslamcılık cereyanı içinde yer almanın bir faydası yoktur.
Ehl-i Sünneti müdafaaettiğim, reformcu ve modernist İslamcılıkları tenkit ettiğim için bendenize
hakaret eden İslamcıları “Esselamu men ittebaa’l-huda” selamıyla selamlarım