Hava bıçak gibi soğuk. Durakta otobüs bekliyorum. Ben otobüs

durağına geldiğimde durakta sadece bir kişi vardı. On dakika sonra üç kişi daha

geldi. Toplam beş kişi olduk. Beş kişinin beşinin de yaş ortalaması son gençlik

dönemi, yani yaş otuzbeş. Duraktan her geçen otobüs adeta bir tarafına eğilmiş

bir şekilde, öyle dolu geçiyor. Dolmuşlar da öyle. Taşıtların içinde o kadar

çok insan var ki tek bir kişinin binmesinin bile imkânı yok. O yüzden her gelen

araç durakta hiç durmadan geçiyor. O gün Türkiye genelinde yapılan bir sınav

var. Sınav sebebiyle İstanbul’da her türlü toplu taşıt ağzına kadar dolu

geçiyor. Metrobüslerde adım atacak yer yok. Otobüsler öyle. Dolmuşlar hakeza.

Ağzına kadar dolu bir dolmuş geldi; duraktaki üç kişi sıkış

tıkış bindi. O ve ben yine kaldık durakta. Arada onu izliyorum. Karşı şeritten

bir taksi geçiyordu; el işaretiyle taksiyi durdurdu ama taksici belli ki

müşteri almaya gidiyormuş dönüp gelmedi. Dedim ya, onu izliyorum; ince uzun

boylu, sakalı düzlenmemiş olmasına rağmen sünnete uygun şekilde düzlenmiş gibi

sevimli, eli ayağı düzgün, otuz-otuzbeş yaşlarında, içimden ya AGD’li ya da

Alevilerin Bektaşi kolundan diye düşünüp tahmin ettiğim bir genç adam. Durakta

sadece ikimiz varız, başka kimse yok. Zaten başka kimse olmasının bir anlamı da

yok çünkü her dolmuş ya da otobüs ağzına kadar dolu geliyor; durakta hiç

durmadan geçiyor.

Bir taksi geçiyordu; el işaretiyle taksiyi durdurdu. Taksiye

binerken bana döndü; “Buyurun hocam, E-5’e doğru inelim, size uyarsa buyurun”

dedi. Ben; “Uyar ama sağ olun” dedim, o; “E-5’e doğru gidecekseniz lütfen

buyurun” diyerek teklifini ısrarla tekrar etti. Taksiye bindik; yolculuk

sırasında; “Ben nasıl olsa o tarafa gidiyorum, siz de benim gibi yaklaşık bir

saattir durakta otobüs bekliyorsunuz, otobüsler de bildiğiniz gibi hep dolu

geliyor, dolu ne kelime bir tarafa eğilmiş şekilde geliyor, o yüzden durakta

boş yere beklemeyin istedim” dedi. Taksi şoförü, ben ve o sohbet ederek E-5’e

indik. Ama tanışma faslı olmadı. Bir metrobüs durağının yakınında durduk. İnerken

ücreti ödemek istedim ama bana ücret ödetmedi; “Rica ederim hocam lütfen, ben

sizi ücret ödetmek için davet etmedim” dedi. Ben ısrar edince; “Lütfen, ayıp

oluyor hocam. Olur mu öyle şey, taksiyi ben çevirdim, nasıl olsa aynı yöne

gidiyoruz diye size de gelin dedim, siz benim misafirimsiniz” dedi. Artık bana,

“Allah razı olsun” demekten başka söz kalmamıştı.

Bakırköy’e gideceğini söylediği için Bakırköy’de oturduğunu

tahmin ediyorum. İsmini bilmiyorum. Ne işle meşgul olduğunu bilmiyorum. Hangi

ırktan ya da hangi dinden onu da... Yalnız bildiğim bir şey var; evrensel

insaniliğe mensup yürek medeniyetine ait bir insan olduğunu tahmin ediyorum.

Bir de şair mi acaba diye düşünmeden edemiyorum.

O gün bu gündür bilmediğim bu insana ezbere dua ediyorum. Hatta

eve geldiğimde olayı eşime anlattım o da duaya mukabele etti. İstanbul

cumhuriyetinde hâlâ böyle iyi insanlar olduğuna şükrediyorum. Hayır mesele

taksiye para ödememe meselesi değil. Yukarıda söylediğim gibi; ücreti ben

karşılamak istedim “ayıp oluyor” uyarısında bulundu. Bu nezaket artık

toplumumuzda, özellikle de İstanbul’da, az rastlanan güzel hasletlerden. Hep

toplumun aksayan yönlerini dile getiriyoruz ya; o aksaklığı giderecek,

görünüşte küçük ama gerçekte çok büyük bir insani davranıştır bu. Nasıl mı

Devletin yaptığı her türlü sınavlarda sınava giren

insanların yarısı sınav yerine özel aracıyla geliyor. Sınav çıkışlarında toplu

taşıtlar öyle doluyor ki adım atacak yer kalmıyor; hatta aynı zamanda bazı

insanlar saatlerce durakta otobüs bekliyor. Özel araçla gelenler tek başına

araçlarıyla yolculuk yapıyorlar, durakların önünden geçip gidiyorlar. Tek bir

tane insan almıyorlar. Evet geçmişte böyle tanımadığı insanı aracına alıp

başına olumsuz şeyler gelmiş olanlar olabilir ama bunca araç sahiplerinin

başına hep kötü şeyler mi gelmiştir Sanmıyorum. Diyelim ki başına kötü şey

geldi. Yani hayat hep kötülükten ibaret değil; bir yerlerde mutlaka iyi

insanlar vardır. Kaldı ki kötülük gelecek diye iyilikten niye vazgeçelim. Biz

iyiliğimizi yapalım kötülük de gelecekse gelsin, Allah büyük ahiret var deyip

tevekkül edelim. Eğer insanlar iyi niyette buluşursa sınavlardan çıkanların

hiçbiri toplu taşıtlarda sıkış tıkış gitmez ya da duraklarda saatlerce otobüs

beklemez. Sınavları bırakın normal zamanlarda bile toplu taşıtlar ağzına kadar

dolu gidiyor İstanbul’da; buna mukabil aracında tek başına yolculuk yapan

binlerce insan var. Madem aynı yere ya da aynı yöne gidiyorsunuz durakta otobüs

bekleyenlerden eli ayağı düzgün birkaç insan alsanız aracınıza, neyiniz eksilir

Eksilmeyi bırakın artarsınız; dua almak için güzel bir vesile olur.

İnsanın insani sorumluluktan kaçıp aman bana ne tanımadığım

bir insanın aracımda işi ne demesi nefsanîliktir; toplum dokusundaki meydana

gelecek muhtemel kötülüklere katkı yapmaktır. Kaldı ki bir gün aynı durakta

otobüs bekleyen insan siz de olabilirsiniz. Belki de aynı durakta, geçmişte siz

de otobüs beklemişsinizdir.

Devleti, hükümeti, politikacıları eleştirmek kolay ama

bireysel bir iyilik yapmak çok zor; onun için insan düzelirse toplum düzelir,

devlet düzelir, hükümet düzelir, politikacılar düzelir, hayat düzelir.

Ey güzel insan sen iyi şeyler yapmaya devam et. Mutlaka

kıymetini bilen bulunur…