Bayramda  iki seri katilin 3 günden az bir süre içinde 7 değişik ilde 7 kişiyi öldürdüklerinin duyulması ile toplum tam bir şok yaşadı. Bursa, Kocaeli ve Sakarya da işlenen cinayetlerin aynı kişiler tarafından gerçekleştirildiğinin anlaşılması üzerine geniş çaplı operasyon başlatılmış olmakla birlikte katillerin Sakarya dan Mersin e, oradan Hatay ve Adana ya geçerek seri cinayetlerini sürdürmelerinin emniyet güçleri tarafından katiller yakalanarak önlenememiş olması  üzerinde durulması gereken önemli bir nokta olmakla birlikte katiller yakalandıktan sonra söyledikleri sözler gerçekten dehşet vericiydi... Medyaya yansıyan ifadeler ne derece doğrudur bilemiyorum ama eğer doğru ise idam cezasının kaldırılmasına parmak kaldırmış olanların bir kez daha kendilerini vicdan muhasebesinden geçirmeleri gerekir. Ve katillerin bu soğukkanlılığında idam cezasının kaldırılmış olmasının payı araştırılmalıdır. Katledilmiş 7 can ve bu 7 canın geride bıraktıklarının yaşadığı acıyı yeniden düşünmelerinde fayda vardır. 7 kişiyi öldürdükten sonra yakalananlar eğer rahatlıkla cinayetleri zevk için işlediklerini söyleyebiliyorlarsa ortada toplumdan uzak tutulması ve bir daha bu insanların toplumun içine salınmaması gerekiyor demektir.

Hemen belirteyim ki, ortada devam eden bir mahkeme vardır ve yakalanan kişilerin suçlu olup olmadığına mahkeme karar verecektir. Maksadım yakalanan kişilerin mahkeme edilmeden linç edilmesine katkıda bulunmak kesinlikle değil... Ancak, bu vesile ile bazı hususların toplumda yeniden masaya yatırılması  gerekiyor. Özellikle de idam cezasının kaldırılması ile sık sık gündeme getirilen af yasaları konusunda artık toplumsal bir karar alınmalı ve bu karara Parlamento da sonuna kadar uymalıdır. İşin bir üçüncü boyutu ise cezaların islah edici olup olamayacağı, eğer ıslah edici olunacaksa bunun için gerekli tedbirlerin alınması ve düzenlemelerin yapılması gerekir... Cinayetten mahkum olmuş bir kişi hiçbir ıslah edici tedavi görmeden 2-3 yıl içinde yeniden toplumun içine salıverilmemelidir. Katillerin haklarını korumak gerekli olabilir ama masumların bu haktan yararlanmaları çok daha gereklidir. Bir ülkede hukuk sistemi suçluları koruyor, buna karşılık mazlumları korumasız bırakıyorsa o ülkede adaletin tecellisinden söz etmek mümkün olmaz. Ülkemizde uzun yıllardan beri sanki daha çok suçluları korumaya, onların elini güçlendirmeye yönelik değişiklikler yapılıyor. Özellikle de uyum yasaları adı altında yapılan değişiklikler suçluları koruyucu nitelik arz ediyor.

Böyle olunca da  devlet toplumsal düzeni sağlayamaz, meydan kanun tanımazlara kalır... Çünkü, onları caydırıcı bir düzenleme söz konusu değildir... Kaç kişiyi ve nasıl öldürmüş olurlarsa olsunlar  sonunda kellelerinin gitmesi söz konusu değildir... Yani idam cezası verilmeyecektir... Bunun yanında bir de sık  çıkan af kanunları ümidi vardır ve bu ümidin de ötesinde Türkiye nin gerçeği haline gelmiştir... Mahkemeler bir yandan suçlular cezalandırıp hapse atarken, çeşitli gerekçelerle Parlamento da suçluları sokağa salmaktadır. Bunu yaparken bir takım insani gerekçeler bulmakta zor olmamaktadır...

Elbette olayın hukuki, psikolojik, sosyolojik ve toplumsal boyutu vardır. Olayın bir bütün olarak ele alınıp tüm yönlerinin masaya yatırılması gerekiyor... Söz gelimi  Prof. Dr. Turan İtil bu tip seri katillerin, "Hapisanede ömür boyu tedavi görmeleri gerekir. Affedilmeleri kesinlikle düşünülmez" derken sanıyorum af yasalarını gündeme getiren ve oy verenlere bir uyarıda bulunmuş oluyordu. Doç. Dr. Armağan Samancı ise toplumun daha kötü cinayetlere hazır olması gerektiğine dikkat çekerek şunları söylüyordu:

"Son beş yıldır Türkiye de büyük bir toplumsal değişim var. Çocuklarını terkeden, çocuklarına eziyet eden ailelerin yer aldığı, çatışmanın ağırlıkta olduğu bir toplum var. Herhangi bir filmden, yapıdan kopya alan, acımasız, gücü olumsuz kullanan bir nesil yetişiyor. Geleneksel sevgiyle büyütülen yapı ortadan kalkıyor."

Böyle bir değişime zemin hazırlayanlar ve bunu teşvik edenler toplumu nereye sürüklediklerini bir an evvel görmek durumundadırlar... Değişim adı altında başkalaşımı teşvik edenler, değişim adı altında canavarlar üretiyorlar... Görünen bu... Biz biz olmaktan vazgeçip başkalarına benzemeye kalkıştığımızda toplumsal  yapı çözülüyor, taşlar yerinden oynuyor... Gelenekseli kötüleyip bir kenara itmeye kalkışanlar söküp attıkları gelenekselin yerine bir başka geleneği de oturtamıyorlar...