Suriye‘deki Ermenilerin Türkiye‘ye bakışında görüş ayrılıkları dikkat çekse de ekonomik ilişkilere umut bağlayanlar çoğunlukta.
Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokol ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirme süreci Türkiye‘de olduğu gibi Suriye‘de yaşayan Ermeniler arasında da tartışmalara ve fikir ayrılıklarına sebep oluyor. İki ülke arasında uzlaşının sağlanması ve ekonomik ilişkilerin en kısa sürede başlaması gerektiğini savunanlar kadar Türkiye 1915 olaylarına dair Ermeni tezlerini tanımadan iki ülke arasında ilişki başlamasını istemeyenler de yer alıyor.
Nalbantyan: "Türklerle konuşmaya hazır değilim"
Şam Ermeni Ortodoks Cemaati Dini Lideri Armaş Nalbantyan ise, Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokole karşı çıkanlar arasında yer alıyor. Gaziantep kökenli Nalbantyan, "Ben üçüncü veya dördüncü nesil olarak hâlâ (sözde) soykırımın ve kayıplarımızın acısını yaşıyorum. Bütün dünya ve Türkiye soykırımı kabul etse de etmese de ben Türklerle aynı masaya oturup konuşmaya hazır değilim" dedi.
1915‘lerde Ermeni çeteleri tarafından katledilen Türklerin olduğunu kabul ettiklerini ancak bu çetelerin savunma yaptıklarını öne süren Nalbantyan Türk ve Ermeni halkları arasındaki diyaloğu desteklediğini belirtti ve "Ermenistan‘ın Türkiye ile önce diplomatik sonra ekonomik veya kültürel ilişki kurması gerekiyor. Ayrıca, 1915 olaylarının tarihçiler tarafından tartışılması benim için alçaltıcı bir şeydir" dedi. Nalbantyan, "O zamanlar bazı Türkler Ermenilere yardım etmişler. Ermeni çocuklarını saklayıp yaşatmışlar. Bunların da ortaya çıkarılması lazım. Belki bu, diyaloğun başlaması için anahtar olur" dedi.
İstanbulyan: "Şiddet hiçbir sorunu çözemez"
Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinde izlenecek yöntemler konusunda da fikir ayrılıkları olduğu göze çarparken, ekonomik ilişkilerin lokomotif olabileceğini vurgulayanlar da bulunuyor. Ancak ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde izlenecek yöntem ve bakış açısına dair en dikkat çekici öneri, yoga öğretisi ile ilgilenen işadamı Avadis İstanbulyan‘dan geldi.
Türkiye kökenli Ermenilerden İstanbulyan, "Şiddet, agresiflik, bağırmak, kötülük sadece zaman öldürür ve en çok da yapanı etkiler. Kötülük yapmak kötülüğü büyütür ve kötülük yapmaya eğilimli olanlara da kötülük olarak döner. Evrendeki bütün varlıkların, evrensel sistemin bir parçası olduğunu" anlatan İstanbulyan, "Şiddet ile hiçbir sorunu çözemezsiniz. İyi niyet ve açık görüşlülük ise bütün sorunları çözer" dedi.
İstanbulyan, "Tarihte tabii ki bir şeyler oldu. Benim büyükbabam ve büyükannem tehcir sırasında öldü. Ancak iki kardeş arasında sorunlar var ve bu sorunları ya biriktirerek erteleriz ya da müzakerelere başlarız. Birbirimizin görüşlerini kabul etmeyebiliriz ama önce konuşmaya başlamalıyız" dedi.
İstanbulyan‘a göre, "barışı desteklemek için önce kavgayı durdurmak gerekiyor."
Aile kökeni Kahramanmaraş‘a dayanan Paul Gazaryan, iki ülke arasındaki sorunların Türk ve Ermeni halkları arasındaki ilişkilerin ve diyaloğun geliştirilmesi ile çözülebileceğini savundu. "Türk ve Ermeni halkları arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğunu" belirten Gazaryan, "Benim dedem ve ninem Türkçe konuşurlardı, Ermenice konuşmazlardı" dedi. İki ülke arasındaki sınır kapısının açılması gerektiğini vurgulayan Gazaryan toplumsal, ticari, turistik ve kültürel alanlarda yardımlaşmanın başlamasını istiyor.
Şirinyan: "Cahiller barışı istemeyebilir"
Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi gerektiğini savunanlardan biri olan Lion Şirinyan, "Biz, yeni bir sayfa açılmasını ve uzlaşmanın sağlanmasını istiyoruz" dedi. Şirinyan, "Hem Türk hem Ermeni tarafında ileriyi göremeyen cahiller barışı istemeyebilir" görüşünü savundu. Türkiye‘de akrabaları bulunduğunu belirten Şirinyan, Türkiye‘yi 30-40 kez ziyaret ettiğini hatırlatarak, "Eğer Türkiye‘yi düşman toprağı olarak görseydim gitmezdim. Eğer Türkler istemeseydi, beni ülkelerine sokmazlardı" diyor. Şirinyan, "35-40 sene önce Türkiye‘ye gittiğimde Ermeni olduğumu söyleyemezdim ama artık öyle bir korku yok." dedi.





