Her zaman söylediğimiz bir söz var:
Tarih, eğer ibret alınmayacaksa boş ve kuru bir bilimdir.
Faydasızdır. Ama ders ve ibret alınacaksa, yol gösteren, çok faydalı ve çok
gerekli bir ilimdir.
İnsanlar ve Mallar ismi ile yeni çıkan kitabımız dikkatle
okunduğunda, tarihteki birçok devletin ömürleri hakkında ipuçları görülebilecektir.
Bu bilgilerden hareketle şu anda yaşamakta olan devletlerin
ne kadar ömürleri kaldığını kabaca tahmin etmek mümkündür. Kitabın içinde
bulunan örneklerden iki tanesini zikretmek istiyorum.
İlk olayımız Emevi tarihinden:
Emevi halifelerinden Hişam Bin Abdülmelik, Miladi 724
tarihinde 34 yaşında halife oldu. 18 yıl koltukta oturdu, 743 yılında vefat
etti. Tarihler onu mal, servet ve rüşvet hırsı ile öne çıkarırlar.
Halife Hişam ve ailesi rüşvetin adını hediye koymuş, bu
yolla servetler elde etmişti. Valilerden hediyeler alır, bununla yetinmez,
yenilerini isterdi. Depolar dolusu serveti vardı. Ama bunlara el sürüp
yemiyordu. Kimseye de yedirmiyordu. Halife Hişam büyük servetine rağmen, son
derece cimri davranırdı.
Depolar tıka basa altın, mücevher ve kıymetli eşya dolu idi.
Her gün de yenileri geliyordu. Halifenin üzerindeki elbise, ta halife olmadan
önce giydiği elbise idi. Yamalı ve soluk. Yeni elbise almak için paraya
kıyamıyordu.
50 li yaşlarında öldü gitti.
Hazinelerinin anahtarları en yakın adamı İyaz ın elinde idi.
O ölür ölmez koşarak tüm hazineleri kilitledi ve anahtarlarını sakladı.
Halifenin yakınları ona geldiler ve dediler ki:
- Ey İyaz! Halifemizin cenazesini kaldıracağız. Masraflar
için bir miktar para gerek.
Cevap verdi:
- Bu hazinelerdeki paralar aslında devletindir. Gayrı meşru
kazanılmıştır. Bunları yeni halifeye teslim edeceğim, size en küçük bir ödeme
bile yapamam.
- Hiç olmazsa, su ısıtmak için bir kazan ve kefen bezi
parası ver.
- Hayır asla!
Halife Hişam için ödünç bir kazan buldular, su ısıtıp
yıkadılar, kölelerinden birinin verdiği eski bir elbiseyi de kefen yaptılar,
öylece defnettiler.
Müthiş bir ibret! Ama daha mühimi, ondan sonra gelen iki
halife de aynı rüşvet ve mal sevgisi geleneğini devam ettirince, dünyanın belki
de en büyük devleti olan Emevi Devleti nin ömrü ancak 4-5 sene daha sürebildi,
sonra çatırdayıp yıkılıverdi. Yerine Abbasi Devleti kuruldu.
Bu olayı hafızalarımıza not edelim.
İkinci olay yine İnsanlar ve Mallar isimli kitabımızdan:
Osmanlı Devleti nin kurucusu Osman Gazi, 1281 de Bey oldu,
1299 da Osmanlı Devleti ni kurdu,1326 yılında vefat etti. Miras için mal sayımı
yapmak istediler. Bulduklarının listesini çıkardılar, ibretlik bir liste
oluştu:
1 Adet Denizli bezinden yapılmış sarıklık bez, 1 Adet at
için zırh takımı, bir tuzluk, bir kaşıklık, bir çift çizme, Alaşehir
dokumasından kırmızı renkli sancaklar, bir sade kılıç, bir ok torbası, bir
mızrak, birkaç at, bir miktar koyun... (Koyunları Bey olarak misafirlerine ikram
için besliyordu)
Nasıl olur Bıraktıklarının arasında dünya malı namına
hiçbir şey yok. En gizli yerleri tekrar tekrar araştırdılar. Altından,
gümüşten, dünya malından zerre miktar herhangi bir şey bulamadılar.
Yoktu ki bulsalar.
Bu listeye bakanlar, bıraktıklarının cihad için lazım olan
eşyadan ibaret olduğunu anlarlar
Kendi nefsi veya evlatları için bir kuruşluk mal
biriktirmediği ortadadır. O adeta malıyla, canıyla her şeyiyle cihad ederek,
ömür boyu İlayı Kelimetullah için çalışmıştır.
Oğlu Orhan Gazi de, torunu Muradı Hüdavendigar da, aynen
onun gibi, altın, gümüş, para, mal, mülk namına hiçbir şey bırakmadılar.
Onlar malın hükmüne asla girmemiş, bilakis mala
hükmetmişlerdir.
Kurdukları ve miras bıraktıkları Osmanlı Devleti altı
asırdan fazla, bir cihan devleti olarak yaşamasını ve Kuran Nizamı nı
yeryüzünün her tarafına götürmesinin sırrını burada bulmak mümkündür.
Bu iki ibretlik olayı kalp gözü ve ibret bakışları ile
okuduktan sonra, bir de kendi devletimize bakalım:
1923 yılında kurulan devletimiz, hemen ilk yıllarında
Yavuz-Havuz yolsuzluk davaları ile çalkalanmış, mahkumiyet kararları verilmiş,
bakanlar hapislere atılmıştır. 1950 li yıllarda ilk büyük yolsuzluk Tekel
bakanlığında yaşanmış, ortalık toz duman olmuştur. 1960 lı yıllarda ihtilalcilerin
yaptığı yolsuzluklar bugün hâlâ konuşulmaktadır. 1970 li yıllarda ABD de patlak
veren Watergate savaş uçağı yolsuzluk skandalının, ülkemizdeki uzantıları net
olarak ortaya çıkarılamamıştır. 1980 li yıllarda gerek cuntacıların, gerek
sivil yöneticilerin banker ve benzeri vurgunları organize ettiği iddiaları hala
ciddi olarak araştırılmamıştır. Hayali ihracat ve döviz vurgunları, belki de
uzantıları yukarılarda olduğu için tam olarak belgelendirilememiştir.
İhtilalcilerin servetleri daha yeni yeni konuşulmaya başlanmıştır. 28 Şubat
sürecini takip eden yıllardaki bulanık sularda banka ve şirket kurtarma ve
diğer yollarla yapılan vurgunların, yüzlerce milyar dolarlarla ifade edileceği
en yüksek perdeden seslendirilmekte, ama sonuca ulaşılamamaktadır. Yeni türedi
zenginler kaynaklarını açıklarken, evlatlarının düğün hediyeleri ya da piyango
gibi bahanelerin arkasına sığınmaya devam etmektedirler. Havuz sistemi hâlâ
devreye sokulamamakta, bu yolla çok büyük miktarlar rantiyecilere akıtılmaya
devam edilmektedir. Son 10 yılda faiz olarak rantiyecilere akıtılan paranın 500
milyar liraları aştığı bilinmektedir. Bundan sonra da bu miktarın her yıl
artarak devam edeceği görülmektedir. Maalesef gelen iktidarlar kendi doymaz
acları ile gelmekte ve soygun devam etmektedir. Yukarda saydıklarımız, dışarıya
irade dışı olarak sızan bilgilerden derlenmiştir. İçerde kalan ve anlaşılamayan
vurgun ve soygunların miktarını bilen yoktur. Mesela ülkemizin yaşadığı
depremlerin ardından, gelen yardım paralarının bile nasıl vurgun konusu
yapıldığına dair az mı hikayeler dinledik Mücahit, müteahhit, müsait
hikayeleri her gün konuşulmuyor mu
Muhterem okuyucularım. Yukarıda iki tane tarihi olayı size
sundum. Bunların ışığında, bu devletin bu şekliyle, bu düzene daha ne kadar
dayanabileceğini ben mi ifade edeyim, yoksa siz mi tahmin edersiniz
TIRLARLA SOYGUN
Devlette soygunlar var çeşit çeşit,
Doluyor rüşvetle, hatırla tırlar;
Ülkem dolu, yetim, gazi ve şehit,
Bir gün bu hesabı hatırlatırlar