Türkiye yi kuşatan dinamik yapılar birer birer
parçalanmış, zayıflatılmış ve en önemlisi ortadaki güç dengeleri öylesine
bozulmuş ki, ortaya çıkan yeni kaypak ve kaygan yapılı zemin, Suriye, Mısır ve
Irak örneklerinde açıkça görülebilen istikrarsızlık ve iç savaşları
tetiklemiştir. İslam dünyası, istikrarın ağırlık merkezi olarak nitelendirilen
ülkemizi, yol belirleyici ve güven verici bir dayanak noktası olarak görmeye
çalışmaktadır.
Türkiye nin jeopolitik güç dengesinden kaynaklanan
reflekslerinin, düşünsel kalıpların çok gerisinde kalmış olması ve en önemlisi
son birkaç yıl içerisinde iyice zayıflaması ve tamamen ABD nin Ortadoğu
ölçeğindeki müdahaleci ve tekelci kontrolü altına girmesi, hilal parametresinin
ana ekseninde önemli ölçüde güç kontrol kaybına neden olmuştur.
Dış politikasındaki barış üzerine mebni stratejik
ağırlık merkezinden uzaklaşan ve geçmişteki ağırlık dallarını sürekli budayan
Türkiye, karşısında heyula gibi duran yeni tehdit unsurlarıyla karşı karşıya
gelmiştir. Bu nedenle, dış politika strüktürümüzde yeniden stratejik barış
politikasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç ortaya çıkmaktadır.
Aslında, bölge istikrarı adına yapıldığı söylenen bütün
dış müdahaleler, bölgemizde derin acıların oluşmasına neden olmuştur. Bütün bu
olumsuzluk tablosu karşısında, Türk Dışişleri ne yeni sorumluluklar
düşmektedir. Türkiye, jeostratejik konumunu da gözaltına alarak, Pax-Americana
düşünce iklimine dayalı bağımlı ve tek kutuplu politik anlayıştan süratle
sıyrılarak, yeniden politik gücünü artıracak bağımsız bir dış politika
ağırlığına yönelmesi gerekir kanaatini taşıyoruz.
Ünlü İngiliz politikacı Percy Daines in, 1953 parti
kongresinde, partilileri 1930 ların Münih Mantalitesi (Munich Mentality)
mantığından uzaklaşma konusundaki telkinleri aslında şimdiki dış politika
anlayışına uyan bir uyarı olsa gerek.
Münih Mantalitesi nin, kötüyle uzlaşma ve ona taviz
verme üzerine dayanan mantık ve anlayışının artık geçer bir akçe olmadığı son
Ortadoğu politikalarında bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, son yapılan seçimlerde,
AKP oylarındaki artışın ana nedeni, muhalefetin strateji belirlemedeki kronik
hastalığının yeniden nüksetmesi olsa gerek. Muhalefet, kısa yoldan Gezi
Olayları ve 17 Aralık Sendromu üzerinden oy devşirmeye kalkınca, dış politika
başta olmak üzere birçok konuda yıpranmış ve büyük oy kaybı kaçınılmaz gibi
görünen AKP ye adeta can suyu vazifesi görmüştür. Başbakan Erdoğan da, bunu çok
iyi manipüle ederek bütün politikasını Pensilvanya üzerine odaklaştırarak bir
bakıma AKP nin ana kutuplaşma merkezi olmasını sağlamıştır.
AKP, ortaya koymaya çalıştığı Pensilvanya sendromu
yoluyla başarısızlıklarının örtbas edilmesini sağladığı gibi, iktidar
uygulamalarında ortaya koyduğu dayatmacı ve baskıcı (coercive) tutumuna rağmen
sandıktan başarıyla çıkmayı başarmıştır.
Türkiye de seçim öncesi oluşturulan gergin siyasi hava,
Bizans stratejileri ve entrikalarını aratmayan bir atmosferde seçime damgasını
vurmuştur. Bu seçimler, iktidarın kötü icraatlarının tescili niteliğinde iken
bazı muhalefet liderlerinin, flatusvocis cinsinden, muğlâk kavramlarla,
samimiyet ve inandırıcılıktan uzak, kerameti kendilerinden menkul verbal boş
sözleriyle geçiştirilmiştir.
Türkiye, dış baskıcı (exogenouscoercive) unsurların
dayatmacı politikaları ile hiçbir yere varamayacağı artık ayan beyan ortadadır.
Özellikle bölgemizde kardeşlik, barış ve istikrara yönelik, karşılıklı güven,
saygı ve iyi komşuluk ilişkilerini geliştirici politikaların izlenmesi artık
kaçınılmazdır. Bölge istikrarını ön planda tutan yeni stratejik planlara her
zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
AKP, seçimde elde ettiği güce dayanıp, özellikle iç
dinamikler ve Ortadoğu politikasında istikrar sağlanmasına yönelik reel
politik yerine, kavgaya ve kargaşaya dayalı politik anlayışı tercih etmesi
durumunda, mevcuttan daha keskin bir güç kaybıyla karşı karşıya kalması
kaçınılmaz olacaktır.
Türkiye de, her zamankinden daha fazla, hoşgörü, barış
ve kardeşlik içerisinde bir arada yaşama kültürüne ihtiyaç vardır. Ne yazık ki Başbakan Erdoğan, balkon
konuşmasında, siyasi ve toplumsal kargaşalığı ortadan kaldırmaktan uzak bir
görüntü sergilemiştir.