1990 larda Türkiye İranlaşıyor şeklinde bir propaganda
vardı. Amaç belediyelerden sonra genel seçimlerden de birincilikle çıkan Refah
Partisi nin iktidarını engellemek ve Siyonizm in Türkiye de istediği gibi at
oynatmasını mümkün kılmaktı. Bu propaganda etkili oldu ve sermaye-medya ve ordu
içerisindeki bazı komutanlar eliyle Refah Partisi önce iktidardan
uzaklaştırıldı sonra da kapatıldı. Türkiye İranlaşıyor propagandasının
arkasında ise bankaların içinin boşaltılması olduğu sonradan anlaşıldı.
Propagandayı yapanlar bunu inandırıcı kılmak için özellikle yazılı ve görsel
medyada bolca çarşaflı kadın figürü kullandılar. Hatta bir keresinde Erzurum da
çarşaf giydirdikleri erkekler için İranlı kadınlar Mollaların baskısından
kaçıp Türkiye de kayak yapıyor haberi bile yapmışlardı.
Namaz kılmak, harem-selamlık oturmak, başörtülü okula
girmeye çalışmak hep İranlaşma tehlikesiyle açıklanıyordu bizim medyanın
beyni Siyonizm e teslim edilmiş yazar çizerlerince. Oysa karşılıksız sevgi
besledikleri İsrail de kadınlar Yahudiliğin gereği olarak otobüslerde arka
sıralarda oturtuluyordu.
Sonra 2000 li yıllarda İranlaşıyoruz propagandası bir anda
yayından kaldırıldı. Zira artık ihtiyaç kalmamıştı. Ne de olsa Refah Partisi ve
Erbakan tehlikesi bertaraf edilmişti. Ancak 2000 li yılların sonlarına doğru
yeni bir propagandaya daha başvuruldu. Bu sefer İranlaşıyoruz denilmedi ama
daha ılımlı ancak yine de tehlikeli olacağı algısı oluşturularak
Malezyalaşıyoruz kavramı öne çıkarıldı. Bunun sebebi de bazı küçük
belediyelerce açık alanlarda içki içilmesinin yasaklanmasıydı. Bu propagandayı
yayanlar mevcut hükümete Tamam ekonomide Refah Partisi gibi Havuz Sistemi
falan yok. Uluslararası sermaye ve güç odaklarıyla da aran iyi ama yine de
sakın sokakta bile içki miçkiyi yasaklama diye uyarıda bulunuyorlardı.
Şimdi bu aralar yeni bir fitne peşindeler ülkenin yerli
olmayan unsurları. Diyanet İşleri Başkanlığı nın Türkiye deki dindarlık
anketini ağızlarına pelesenk yapmışlar. Diyanet fişleme yapıyor diye bas bas
bağırıyorlar. Eğer Türkiye de dindarlık anketi yapılacaksa bunu yapanın Diyanet
olması gerekmez mi Öyle ya din-diyanet işleriyle uğraşan kurum Diyanet
olduğuna göre bundan tabii ne var!
Neyse, konumuz ne İranlaşma ne Malezyalaşma ne de Diyanet in
anketi. Artık şu Uganda ve mini etek mevzusuna gel dediğinizi duyuyor gibiyim.
Konu şu: Uganda ülkede kadınların mini etek giymesini
yasaklıyor. Haberi İngiliz The Guardian gazetesinden okudum. Haberde,
parlamentoya sunulan ve kadınların mini etek giymesini yasaklayan teklifin eski
diktatör İdi Amin dönemini çağrıştırdığı ifade edilirken, birçok Ugandalı nın
bu fikre karşı çıktığını ve twitter da saveminiskirt (mini eteği kurtar) hesabı
açtığı ifade ediliyor. Haberi okuyan da zannedecek ki, Uganda da tüm kadınlar
mini etekle geziyor. Oysa daha bir yıl önce gittiğim ülkede insanların tek
derdinin geçimini sağlamak olduğunu görmüştüm.
Haberi ilginç kılan ise, teklifi savunanlarından başında
eski bir Katolik papazının gelmesi. Uganda Hükümeti nde şimdilerde Ahlak ve
Birlik Bakanı olan eski papaz Simon Lokodo, teklifin yasalaşmasıyla mini etek
giyenlerin tutuklanacağını, böyle bir teklifin yasalaşmasının şart olduğunu,
çünkü mini eteğin erkekleri provoke ettiğini belirtiyor. Sonra da şöyle diyor
Lokodo: İsteyen istediğini giyebilir ama lütfen provokatif olmayın. Bazı
insanların edebe aykırı giyindiğini biliyoruz. Bunlar provokatif bir şekilde
yapıyorlar ve saldırıya uğruyorlar.
Eğer teklif yasalaşırsa, Uganda televizyonlarında Beyonce ve
Madonna nın gösterilmesi de yasaklanacak.
Şimdi Uganda daki bu durumun Türkiye yle ne ilgisi var
diyeceksiniz. Bunu yazmamın sebebi İranlaşma ve Malezyalaşma propagandası
yapan bizim mini etek sevicilere yardımcı olmak. Bu aralar bazı belediyeler
kadın-erkek otobüslerini servise koyuyorlar ya, ben onların yerinde olsam
Türkiye Ugandalaşıyor diye bir korku pompalardım. Gerçi, artık bu tür
propagandalar tutmuyor ama yine de canlı tutmak lazım teşkilatları.