Türkiye “Bir Kişi”den Büyüktür

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm;

GÖZ boyamayla varlıklarını sürdüren ilginç insanların bulunduğu bir ülkede yaşıyoruz. İktidar, icraatlarının hesabını vermeden bir seçim sürecinin sonuna geldik. Ekonomi, dış politika, eğitim, israf, yolsuzluk, rüşvet, şeffaf olmayan ihaleler, 5-10 maaşlı devlet memurları gibi konuların hesabını kim verecek? Devlet imkânlarının hoyratça kullanıldığı bir ülkede yarın seçimlere gidiyoruz.

Erdoğan, rakibiyle TV’de açık oturuma çıkmaktan kaçtı. Tanıtım imkânlarının yüzde 95’i elindeyken buna ihtiyaç duymadı. Bizdeki sistemde “başkan” sorgulanamayan, denetlenemeyen özellikte! Devlet kurumlarını denetleyen Sayıştay baypas edilmiş durumda. Dünyada böylesine “sorumsuz” bir “cumhurbaşkanlığı sistemi” yok.

ABD’de, Trump’ın görevinin biteceği son aylarda Kongre baskını yaşanmıştı. Olayın azmettiricisi Trump’tı. Temsilciler Meclisi, Senato, Kongre Trump’ı “suçlu” buldu. Süresinin tamamlanmasına bir hafta kalmışken görevden el çektirildi. Amerika’da devletin varlığını koruyan “başkan”ın üstünde kurumlar var. İşleyişi kontrol ediyor, denetliyorlar. Yapıyı bozan girişimlere izin vermiyor.

Dünyada 40 kadar ülkede “başkanlık” benzeri sistemler var. Bizdeki sistem bunların hiçbirine benzemiyor. Benzemesin, ama âdil ve sağlıklı olsun! Öyle de değil! “Tek adam”lığa, otokrasiye dönüşen bir sistem! Milletin bir yarısını, diğer yarısına düşman ediyor.

Cumhurbaşkanının “partili” olması tüm ülkeyi temsil etmesine engel oluyor. Hâlbuki cumhurbaşkanı, ülkenin birlik ve bekâsının sigortasıdır. Yapı buna engel oluyor. “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçme ihtiyacı bu yüzden!

BİRLİKTE YÖNETİM

GÖREVLER ehline verilir; devlet, kurumlarla yönetilir. Her işte cumhurbaşkanının “talimatını” beklemek işi uzatır; Türkiye’yi zarara uğratır. Orman yangınları ve 6 Şubat depreminde bunu yakından gördük. Âfet yönetmeliği, görevlilerin âfete ilk andan itibaren müdahale etmesini öngörüyor.  Depremde arama kurtarma çalışmalarına 48 saat sonra başlandı. Kurtarmak için “altın saatler” olan ilk 10 saatte sahada olmadığımız için enkaz altında on binlerce vatandaşımız can verdi.

Ülkede nice haksızlıklar, usûlsüzlükler yaşandı. Adalete güven azaldı. Keyfilik hâkim oldu. İktidar, T.C. Devleti’ni “parti devleti” olarak görmeye başladı. Seçimler bile âdil yapılamıyor. Böyle bir gecenin sabahından hayır umulur mu? Âdil bir yönetime geçmek zorunluluktur. Millet İttifakı’nın önerdiği “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçerek garabet ve karışık seçim sisteminden kurtulmalıyız.

Sistem hükümet olmak için yüzde 50+1 oy alma şartını getirdi. İttifaklara mahkûm olduk. Kendi partimize oy veremiyoruz. Saadet gibi “seçkin” bir parti, CHP listesinden seçimlere girmek zorunda kaldı. Yanlışlığı düzeltmek için, Kemal Kılıçdaroğlu’na oy verip, Temel Karamollaoğlu’nun “cumhurbaşkanı yardımcısı” seçilmesini; CHP’ye oy verip Saadet Partisi’nin milletvekili adaylarının TBMM’ye girmesini sağlayacağız.

Sistem tabiî işleyişi bozdu. Günümüzde en çok mafya, uyuşturucu baronları, yer altı dünyası, troll’ler, organize suç örgütleri konuşuluyor. Ankara’nın göbeğinde, güpegündüz işlenen Sinan Ateş cinayeti aydınlatılamadı. Seçimler, Millet İttifakı’na oy verip “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçmek için önemli bir fırsattır.

TARİH YAZMA ZAMANI

YARINKİ seçimde karamsar iklim, yerini güzel günlere bırakmalıdır. Elimizdeki fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Yolsuzluk yapanlara, israfta sınır tanımayanlara, kul hakkı yiyenlere, yetimin hakkını gözetmeyenlere geçit verirsek belâlar üzerimize yağmaya başlar. Çirkin siyaset dili şiddet ve gerilimi körüklüyor. İnsanların psikolojisini bozuyor. Sevgi, barış, uzlaşma dili lâzım bize! Ülkeyi batıranlara değil; Millet İttifakı’na oy vereceğiz.

Seçime “siyasi darbe” diyenlere yasal yoldan hadleri bildirilmelidir. Halk, seçimde darbe yapmaz; irade ortaya koyar. Darbe silâhlı güçlerin işidir. Halkı “darbeci” olarak görmek aymazlıktır. Bu sözü kullananı cumhurbaşkanı “derhal” görevden almalıydı. İşine mi geliyor yoksa? Bunlar “tükenmişlik” sözleridir. Çözümleri bitmiş, sepetlerinde pamuk kalmamıştır.

Yarınki seçim, Türkiye’nin “bir kişi”den büyük olduğunu haykırma seçimidir. Yetişmiş o kadar çok insanımız var ki! Millet İttifakı yönetiminde ehliyet ve liyakat sahibi herkese yol açılacak. Türkiye’yi, alanında uzman olanlar yönetecek. Hükümet ciddiyetini, gücünü gösterecek. Depremde evleri yıkılanlara bir an önce çadır dağıtmak yerine, çadırları satan Kızılay yönetimi hesap verecek.

Çadır satma günlerinde Fenerbahçe, Galatasaray seyircileri stadyumlarda şu tepkiyi göstermişti: “Yalan, yalan, yalan! Dolan, dolan, dolan! Yirmi yıl oldu, istifa ulan!”

Yarından itibaren akraba, partili, eş dost, ahbap çavuş ilişkileri yerine; millî iradeyi esas alan milletin iktidarı iş başı yapmalıdır. Yetti artık… Bıktık… Değişim… gibi şikâyetlerin gereği olarak “Yeter! Söz milletindir” denilmelidir.