Karşımızda iki farklı Almanya olunca, haliyle yapılan
değerlendirmelerde de fazlasıyla dikkatli olmak gerekiyor. Bir tarafta tarihsel
Alman misyonu anlayışı çerçevesinde yeni bir vizyonu temsil eden ve bu bağlamda
bağımsızlık arayışında olan Merkel Almanya sı , diğer tarafta da statükoyu
korumaya çalışan ve sorun çıkartmama üzerine ayarlı Derin Almanya . O yüzden
at izini it izine karıştırmadan gitmek gerekiyor.
İki Almanya arasındaki mücadele iç politikada olduğu
gibi, dış politikada da kendisini gösteriyor. Hatta dış politikada bir adım
daha önde desek çok da yanılmış olmayız. İç politikada yabancı düşmanlığı,
ırkçılık, İslamofobi ve bu noktada marjinal-ırkçı partilerin hızlı yükselişi
şeklinde somutlaşan bu durum, dış politikada Almanya yı izole etmeyi ve
kendisine belirlenen eksende tutmayı planlıyor.
Alman iç siyasetinde belirgin bir hal almaya başlayan bu
son gelişmelerin, Almanya yı dış politikada hizaya getirmede kullanıldığı da
artık daha net bir şekilde anlaşılıyor. Almanya ya demokrasi, insan hakları vb.
hususlarda yapılan hatırlatmalar, aslında değerler üzerinden Almanya yı tek
bir eksende tutma girişiminden başka bir anlam ifade etmiyor. Fakat Yeni
Almanya , İkinci Dünya Savaşı nda üzerine geçirilen elbiseyi çıkartmak ve
zincirlerini kırmak noktasında kararlı görünüyor. Soğuk Savaş ın bir anlamda
finali anlamına gelen Berlin Duvarı nın yıkılışı ve iki Almanya nın birleşmesi
aslında Yeni Almanya nın doğuşu ile eşdeğer.
İki Almanya nın birleşmesi ve Avrupa Birliği (AB)
sürecinin belli bir kıvama kavuşturulması sonrası Berlin in tarihsel
kodlarına dönüşü ve bunun ifşası, hiç kuşkusuz belli başlı başkentleri rahatsız
etmiş görünüyor. Bu noktada, son olarak Soğuk Savaş ın bitiminden bu tarafa
küçülme yoluna giden Alman ordusunun yeniden büyümeye gitmesi, muhtemelen Yeni
Almanya konusunda bir takım acil/önleyici tedbirleri gündeme getirmiş
durumda.
Bu tedbirlerin başında ise, öncelikle Almanya yı
istikrarsızlaştırmak, yalnızlaştırmak, iktisadi-mali açıdan zayıflatmak ve
hatta gerekirse onu itibarsızlaştırarak bir tehdit olarak lanse etmek geliyor.
Nitekim son gelişmelere bakıldığında düne kadar Yeni Almanya nın elindeki dört
önemli aracın/aktörün hedef alındığını görüyoruz. Bunlar: 1. AB, 2. Değerler (Avrupa Birliği
değerleri desek, daha doğru olur), 3. Rusya, 4. Güçlü ekonomi. Bu dört maddeye
son dönemde Türkiye de dâhil edilmek isteniliyor gibi. Türk-Alman ilişkilerinde
yeni bir döneme işaret eden stratejik ortaklık-işbirliği arayışlarında ibrenin
bir anda krizi göstermeye başlaması bu açıdan bir tesadüf olmasa gerek.
Yeni Almanya Hedefte!
Yeni Almanya sürecinin aktörlerinden biri olan
Merkel in hedef alındığı artık bilinen bir sır. Nitekim Almanya da yapılan bir
araştırmaya göre halkın yüzde 64 ü Merkel i desteklemiyor ve bu oran her geçen
gün yükselişte. Bu durumda kendinizi bir an için Merkel in yerine koyun,
sanırım ne demek istediğimi şimdi daha rahat anlamışsınızdır.
Dolayısıyla Merkel ya da Yeni Almanya her ne pahasına
olursa olsun direniyor. Almanya nın son dönemde yaşadığı derin krizlerin
altında da bu husus yatıyor. Bundan ötürü Almanya tam bir dönüm noktası
içerisinde, bundan ötürü de fazlasıyla hassas ve kırılgan bir yapı arz ediyor.
Burada Merkel, sadece ABD-AB bağlamında bir mücadele vermiyor. Statükoya karşı
savaş başlatan milli Alman ruhunun eski derin yapısıyla da örtülü bir mücadele
içerisinde.
Bu husus, hiç kuşkusuz Almanya nın, daha doğrusu Başbakan
Merkel in dış politika girişimlerinde manevra kabiliyetini daraltıcı
etkileriyle de kendisini hissettiriyor. Dolayısıyla bir diğer bilinen sır da,
Merkel in iç ve dış politika bağlamında bir çıkış stratejisi olarak Türkiye yi
Rusya sonrası kendisine yeni bir partner olarak belirlemiş olması. Düne kadar,
Almanya-Türkiye-Rusya eksenli bir Avrasya politikası inşa etmeye çalışan
Almanya artık bunu yapamayacağının farkında.
Daha öncesinde kendisini Rusya bağlamında hissettiren bu
mücadelenin yerini son dönemde Türkiye almışa benziyor. Daha somut bir şekilde
ifade etmek gerekirse, Rusya nın Kırım-Ukrayna sonrası ortaya koyduğu tavır,
artık bu ülke üzerinden yeni bir politikayı neredeyse imkânsız kıldığı için
Merkel in elinde tek seçenek Türkiye olarak kalmış durumda. Fakat artık o da
kendisi açısından zorlu bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor.
Almanya Türkiye yi Kaybetmek Üzere!
Gerek kendi iç kamuoyundaki gerekse de AB kamuoyundaki
tepkileri giderebilmek için Türkiye ile ilişkilerde belli bir dengeyi tutturmak
zorunda kalan Merkel, bu denge arayışında Ankara yı da kaybetmek üzere.
Deutsche Welle de 24 Mayıs ta yayınlanan Merkel ile
Erdoğan arasındaki 5 tartışmalı konu başlıklı yazı bu hususta oldukça önemli
ipuçları veriyor. Merkel in BM İnsani Yardım Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan la bir araya geldiği görüşmelerde denge tutturmak ve
Almanya nın müzakere sürecinde elini kuvvetlendirmek adına gündeme getirdiği
hususların Türkiye tarafında yeni bir reste yol açtığının altı çiziliyor.
Deutsche Welle, Merkel ile Erdoğan arasındaki bu 5
tartışmalı konuyu şu başlıklar altında veriyor: 1. Mülteci Anlaşması, 2.
Dokunulmazlıklar, 3. Basın Özgürlüğü, 4. Ermeni Soykırımı Tasarısı, 5.
Böhmermann Vakası.
Bu maddeler içerisinde öyleleri var ki (bunların
hangileri olduğunu teker teker yazmaya gerek yok) Almanya adeta ayaklarına
sıkıyor! Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Erdoğan ın Merkel in dengeli diplomasisine
karşı yaptığı şu açıklama oldukça önemli: Türkiye ye 3 milyar avro desteği söz
verildiği gibi yürümüyor. Ama Türkiye lütuf beklemiyor, dürüstlük istiyoruz.
Türkiye den kriter bekliyorlar. Bir yere kadar tahammül ederiz, sonra siz
bilirsiniz. Böyle giderse Geri Kabul Anlaşması na yönelik TBMM den yasa çıkmaz.
Burası Türkiye.
Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan ın AB ye çektiği vize
resti, aslında Almanya nın Türkiye ye yönelik aba altından sopa göstermesine
karşı verdiği çok açık bir rest. Artık düşünme sırası AB de ya da Almanya da.
Ne de olsa, burası Türkiye!