Açıklanan demokratikleşme paketi bazı gazetelerin
nitelendirdiği gibi gerçekten Yeni Türkiye nin yol haritası olacak mı Bu
soruya toplumda farklı kesimler farklı cevaplar veriyor. Açıklanan paketi
bazıları Türkiye nin parçalanması yolunda atılmış bir adım olarak
nitelendirirken söz gelimi bazıları da okullarda sabahları söylenen andın
kaldırılmasını Türklerin Kürtlere teslim olması şeklinde değerlendiriyor.
Hatta, andın kaldırılmasının İstiklal Marşı nın kaldırılması yönünde atılmış
bir adım olarak nitelendirenlerde toplumda maalesef var. İstiklal Marşı nın
kaldırılmasını hiçbir siyasi partinin düşünmesinin söz konusu olmayacağını,
bazıları düşünse bile bu ülkede birlikte yaşamak isteyenlerin bu düşüncelerini
dile getirmekten kaçınacaklarını sanıyorum. Bu bakımdan okullarda andın
kaldırılmasının Türklüğün elden gidişi gibi telakki edilmesi, bazılarının
Türklükleri ile gurur duymalarına bir engel gibi düşünmeleri sanıyorum olaya
parti gözlüğü ile bakıp siyasi taraftar toplamak adına yararlanmaya kalkışmak olarak
düşünüyorum.
Dün sabah çocuğumun bisikletini tamir ettirmek için
gittiğim tamircide ilk defa karşılaştığımız bir vatandaş açıklanan
demokratikleşeme paketine özel okullarda Türkçenin yanında ana dilde eğitim ile
okullarda andın kaldırılmasına tepki gösteriyordu. Öylesine öfkeliydi ki, adeta
Türklüğüne hakaret edildiği duygusuna kapılmıştı.
Bir takım uygulamaların kaldırılmasına toplumun bir
kesiminden tepki gelmesi doğaldır. Buna bir itirazım yok. Çünkü, açıklanan
pakette benim de karşı olduğum hususlar var. Ancak, eleştirilerde adil olmak
gerektiğini düşünüyorum. Yani, okullarda andın kaldırılması ile Türklüğün
aşağılanması göze alınarak Kürtlere taviz verildiğinin ileri sürülmesi insanı
bu ülkede temel haklar konusunda şimdiye kadar bir mutabakat sağlanamadığı gibi
bundan sonrada sağlanamayacağını gösteriyor. İş gelip beni yıllar önce
çevremdeki kişilerin Bu ülkede Kürt yok, Herkes Türk tür söylemine dayanıyor.
Yani tüm meselelerin ırk noktasından ele alınmasında düğümleniyor. Bu köşede
daha öncede çeşitli kereler belirttiğim bir hususu, tekrarlamak istiyorum.
İnsanlar hangi anadan-babadan, hangi ülkede dünyaya geleceklerini kendileri
belirlemezler. Hangi ırka ve millete mensup olacakları konusunda irade ortaya
koymaları söz konusu değildir. Bu bakımdan kişisel irade ve tercihin etkili
olmadığı bir hususta insanların övünmeleri, bunun tersi yerinmeleri doğru bir
yaklaşım olamaz. Bu konuda inancımızın ortaya koyduğu ölçü varken bir başka
ölçü aramanın yanlışlığını ortadadır.
Bu noktaya elbette bir anda gelinmedi. Ulus devlet
anlayışının bir sonucu olarak toplumlarda ırk ön plana çıkartıldı. Daha doğrusu
sömürgeciler Osmanlıyı ulus devlet anlayışının toplumda yaygınlaştırılması ile
yıktıkları gibi, geriye kalan Türkiye Cumhuriyeti ne de rahat vermemek için
ırkçılığı telkin ettiler. Ne yazık ki, bu ülkede uzun yıllar yönetime hakim
olanlarda bu yanlış telkine sarıldılar, toplumun tümüne bir takım dayatmalarda
bulundular. İşin garip tarafı bize tek tip insan dayatmasını telkin edenlerde
farklılıklar zenginlik anlamına gelirken, bizde bölünmeye giden yolda bir
malzeme haline getirildi.
Özellikle Batılıların ülkemizin üzerinden ellerini
çekmelerini sağlayacağı ümidiyle 100 yılı aşkın bir süreden beri onlara benzemeye
çalışmak için yürüttüğümüz taklitçilik de bizi kendilerinden kabul etmeleri
için yeterli olmadı. Bundan sonrada olacağını sanmıyorum. Bu bakımdan
yapacağımız her türlü hamleyi kendi medeniyetimizi oluşturan değerler
çerçevesinde yapmalıyız. Bizi biz yapan unsurun inancımız olduğu gerçeğini
unutarak ister insan hak ve özgürlükleri, ister demokratikleşme alanında olsun
atılacak adımlar bizi kendi değerlerimize daha da yabancılaştıracaktır. Bu
yabancılaşma bizi Batılı yapmayacağı gibi bizi biz olmaktan da çıkartacak,
netice itibariyle ne olduğu belirsiz bir toplum haline geleceğiz.
Sözün özü, İslam kardeşliğinden başka insanlar
birleştirecek sağlıklı başka bir unsur söz konusu değildir.