Dün Hakkari Dağlıcada 3 ayrı noktadan saldırı düzenleyen teröristler 8 askerimizi şehit etti.

Konuşması, yazması kolay...

Ateş düştüğü yeri yakar; 8 ocağa daha ateş düştü...

Saldırının zamanlaması tüm zamanların en ilginç tesadüfünü hatırlattı.

Başbakan Erdoğanın bugün (Çarşamba) Obama ile yapacağı görüşme öncesi yapılan bu hain saldırı akıllara yıllar öncesinin benzer bir baskınını getirdi.

Tayyip Erdoğanın 3 sene önce, 2009 yılında, yine Obama ile yapacağı görüşme öncesinde, terör örgütü dünkü saldırıda olduğu gibi yine Dağlıcaya saldırmış, 12 askerimizi şehit etmiş, 8 askerimizi de kaçırmıştı.

Tesadüf bu ya; geçtiğimiz yıl Birleşmiş Milletlerin (BM) 66. Genel Kurul toplantılarına katılmak üzere geldiği New Yorka giden Erdoğanın Obama ile görüşme yapacağı gün  Ankaranın en işlek yerlerinden Kızılayda bombalı saldırı düzenlenmiş ve saldırıda 3 kişi hayatını kaybederken 34 kişi de yaralanmıştı.

Erdoğanın Obama ile yaptığı görüşme esnasında ise teröristler Tokat Reşadiyede 7 askerimizi pusuda şehit etmişti.

Tüm bu tespitlerin ardından okurların şu sorusunu duyar gibiyim:

- Yani, ne demek istiyorsun

Tek kelime ile cevabım şu: Hiiiiç!

Tüm şehitlerimize Allahtan (c.c.) rahmet diliyorum.

KARANLIK ODAKLARI BİTİRECEK MEKTUP!

Hatırlayacaksınız...

Kapatılan Refah Partisi ve yine kapatılan Fazilet Partisi Gaziantep Milletvekili Bedri İncetahtacı, bundan 13 sene önce, 21 Kasım 1999da Kölne gitmek üzere hareket ettiği Ankarada havaalanı yolu üzerinde geçirdiği ilginç bir trafik kazasında hayatını kaybetti...

Yağmur nedeniyle kayganlaşan yolda orta refüje kendi kullandığı 33 DA 111 plakalı BMW aracını çarpan İncetahtacı kayıtlara göre ardından da şarampole yuvarlandı.

Kazadaki karanlık noktalar bugüne kadar her nedense ortaya çıkarılamadı...

İncetahtacının önemli bir şapkası daha vardı; Devlet içinde çeteleşen odakların bir bakıma gün yüzüne çıktığı Susurluk Kazasının ardından kurulan TBMM Susurluk Komisyonu üyesi idi..

İncetahtacı rahmeti rahmana kavuşmadan hemen önce Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutana bir mektup bıraktı. Mektup, devletin, şer odaklardan nasıl temizlenebileceğine ilişkin bir yol haritası idi, adeta. Okuyalım;

"Sayın Genel Başkanım,

Birbirinden kopuk ve farklı olarak görülen tüm bu olaylar aynı anlayışın ürünüdür. Bu anlayış; tüm dünyaya sirayet etmiş olan ve ülkemizde de uzun yıllardan beri egemen olan devlet idaresinin siyasi etik kurullarından arındırılmış her türlü metodu mübah gören menfaate dayalı bir iktidar mücadelesi şeklinde ifade edilir.

Bu anlayış iktidara gelebilmek ve iktidarı korumak için; terör, darbe, kara para aklama ve kullanma, tefecilik, kumarhaneler, mafya ve benzeri unsurları kullanmaktadır.

Bu unsurlar Türkiyede de çeşitli zamanlarda kullanılmışlardır.

1980 öncesi işçi ve öğrenci hareketleri, iç borçlanma, kumarhaneler, hayali ihracat, faili meçhul cinayetler, usulsüz özelleştirme ve ihaleler bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Tüm bu usulsüz gelişmeler ülkemizde mevcut olan hukuki boşluklardan ve siyasi ahlaki zâfiyetlerden kaynaklanmıştır.

Geçen zaman içerisinde vahşi kapitalist uygulamaların bu anlayışı besleyen ve buna karşı toplumu tepkisiz hale getiren en ciddi kaynak olduğu tesbit edilmiştir.

Vahşi kapitalist uygulamaları siyasette metod olarak benimseyenler ve siyaseten ahlaki zaafiyeti meşru görenler farklı ölçüler içerisinde çeteleşmeye katkıda bulunmuşlardır.

ŞEFFAFLIK HÂLÂ   SAĞLANABİLMİŞ DEĞİL!

Merhum Bedri İncetahtacı Recai Kutana bıraktığı mektubunda karanlık odaklarla nasıl mücadele edilmesi gerektiğinin yollarını da gösteriyor.

Mektubu okumayı sürdürelim;

Hükümet; Türk siyasetine musallat olan bir şey yapmadan yapıyor gibi görünme anlayışını çetelerle mücadelede de göstermektedir. Şu ana kadar hükümet gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Susurluk Araştırma Komisyonunun tesbit ettiği esaslara ve çözümlere gerekse de Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaşın hazırladığı raporun esaslarına ve çözümlerine paralel hiçbir adım atmamıştır. Aksine, bu işin çözümünü sağlayacak ana noktalardan uzak kalmayı tercih etmiş ve çeteleşmeyi geliştirecek, cesaret verdirecek davranışlar içerisinde olmuştur

Bütün bunlara rağmen eğer hükümet temiz toplum talebinde samimi ise bu konuda atacağı makul ve gerekli her adımda Meclisi ve toplumu yanında görecektir.

Bu adımların ilki; hiçbir sınırlamayı kabul etmeden yukarıda sayılan bütün konularda ve benzeri gelişmelerde hukuk dışına çıkmayı devlet için mübah gören bütün bürokrat ve siyasilerin teşhir edilmesi gerekir. İkinci adım olarak, bu anlayışın mahkum edilebilmesi için yüksek standartlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi ve akademik seviyede ilmi ve siyasi çalışmaların başlatılması gerekir.

Temiz bir topluma ulaşmanın yolu toplumu temyiz edebilen bir toplum haline getirebilmekten geçer. Bu sebeple tüm devlet kurumları ve faaliyetleri, tüm siyasi partiler ve dernekler ve onların faaliyetlerinin şeffaf hale getirilmeleri kaçınılmazdır."

Aradan bunca yıl geçti...

Her gün canımızı acıtan, ocaklara ateş düşmesine sebep olan terörün, karanlık merkezlerin üzerine gerçek anlamda gidildi mi acaba

Ha Aktütün, ha Dağlıca, ha Susurluk...

Fark var mı

Peki ya, sizce

NOT: Bugün 20 Haziran 2012. Uyan da balığa gidelim... 2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 5 ay 20 gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına başlandı, ilk cümleler ortaya çıktı... Ama bugünlerde çıt yok.. Takipçisiyiz...