Kırk fırın ekmeği çoktan yemiş tüketmiş de başkalarına siz olsanız asla yapamazsınız imajı çizen, evrenin sürekli yenilenen tiyatrosunda küçük dağların sahte tanrısı rolünü başarıyla yerine getiren, hakların üstünde kendine görkemli bir yaşam inşa eden kişiler vardır. Onlara patron, işveren, başkan, sırasında kahraman denir. Gerçekte patron kelimesi bir ticaret veya sanayi kurumunun sahibi, başı, işvereni; bir kuruluşta, bir iş yerinde makam bakımından yetkili kimse; sözü geçen paralı kimse; kumaşın biçilmesine yarayan, bir giysi örneğindeki parçaların biçimine göre kesilmiş kâğıt, kalıp gibi anlamlara gelse de bu sıfatı anlatmaya herhalde sözcükler, cümleler yetmez. Bir başka dilden ifadeler ödünç alınabilir, ödünç alınan bu ifadeler ihale yoluyla edinilmişse muhammen bedeli asla ödenmez.

Bu tür, genel olarak kendisini çalıştırdığı işyerinin sahibi olmanın fevkinde bir yerde; emeğinin üstüne çullandığı cümle insanların sahibi olarak görür. İçinde yaşadığı, içinde yaşatıp yeşerttiği duygu, standart sanrı değildir; çalıştırdığı insanların rızkını kendisinin temin ettiğine, tüm bu insanların onun eline baktığına, emekçiler için adeta velinimet olduğuna yürekten inanır. Çoğu zaman bu inanç itikat mesabesindedir ve sırtından geçindiği insanlar onun gözünde servet düşmanıdır. Edindiği yer korunaklıdır, lakin insanların gözlerini, sözlerini, dokuz metre onbeş santim barajı kabilinden yanına yaklaşılmasını potansiyel tehdit olarak görür. O köyünün ağası, çevresindeki insanlar marabasıdır. Çoğu zaman rica minnet ödediği ücret, işçilerinin ekmek parasıdır. Yani ki yüce Rabbim onu özene bezene yaratmamış, insanlığa lütfetmemiş olsa insanlar hepten aç kalırlar. İşte bu varlık öyle de önemli bir şeydir.

Aslında bu varlıklar bir zamanlar insan iken, işveren olmakla birlikte mutasyona uğrayan, başkalaşım geçiren ve belki yavaştan belki çarçabuk insani özelliklerini kaybeden şeylerdir. Ana gayeleri, çalışanı nasıl daha fazla çalıştırabilirim, kimin mesaisinden çalabilirim, servetime nasıl servet katabilirim, nereden daha fazla tahsilat yapabilirim, kimden ödeme alabilirim gibi can alıcı sorularla şekillenir. Bu sorulardan hiçbirinin yanıtını kaçırmadıkları gibi yol üstünde binbir vaatle yanlarında bulundurup istifade ettikleri kişileri hiçleştirmekten çekinmezler. Mütekamil bir dönüşüm gerçekleştirdiklerinde ise her şeyi tek başlarına yaptıklarını; kazanmak, mütemadiyen kazanmak üstüne başarı gösterdiklerini iddia ederler. Bundan keli her hususta onların sözü dinlenmeli, kendilerine doğruya yönelik tek laf edilmemelidir. Her konuda konuşmak, fikir beyan etmek onların harcıdır. Bu bağlamda ‘ben o işten anlamam ama’ repliğiyle başladıkları muhabbetleri Adem’in yaratılışından uzaya adam gönderip kaybetmeye kadar dayanır. Muhabbetler zarfında şayet çay kahve ısmarlama lütfunda bulunmuşlarsa içilen her yudumu muhatabın burnundan getirmek temel stratejileridir. Böylece varlıkları perçinlenmiş, vazgeçilmezlikleri kanıtlanmış ve dahi kanıksanmış olur.

Bir yandan üstüne fazlaca denklem kurulandır. Binemeyeceği eşeğe ot vermediği, eşeğe tersten binip suçu bir çalışanının üstüne atacağı, kravatını faks makinasına sıkıştıracak kadar aptal olduğu, dört kişilik işi iki kişiye yaptırıp bir kişilik maaş ödemeyen ama onu da elinden geldiğince geciktiren dombili bu terkiplerden bazılarıdır. Mesai günleri anlayışlı, sevecen ve motive edici; maaş günleri sinirli, gergin takılan ve ortadan kaybolmakta pek mahir bu kişiler, parayı çok sever ama parayı sevenden nefret ederler. İnsan hayatından çalmakta bir beis görmedikleri için, cümle âlemin kendilerinden çaldığını zannederler. Onlar hep kandırılmış, kazıklanmış, aldatılmıştır. Dünyada dürüst birilerinin var olabileceğine, var olanların ise ticaretle iştigal edebileceğine asla inanmazlar.

Aslında tüm bu seçkin özellikleri bünyesinde toplayan, ama değil ticaretten hiçbir şeyden anlamayan, yine her şey üstüne söz hakkını kendisinde gören, biricikleşen, mutlaklaşan, doymak bilmeyen tek tipten söz etmek kâfidir. Fi tarihinde memleketi anonim şirket gibi ‘yönetmekten’ söz eden, sonra ülkeyi kendi varlığı sanacak hale gelip birinci tekil şahıs eki kullanmaktan çekinmeyen bu tip, bugünlerde esnafın kepenk kapattığını kabullenmediği, hatta inkâr ettiği gibi meseleyi birilerinin nemalanmak istemesine kadar dayandırır. Çünkü onun hikmet umduğu yegâne olgu nemalanmaktır. Sürekli eski ve hatta çoktan küflenmiş defterleri karıştırması müflis tüccar olduğuna delalet eder. İşlettiğini zannettiği ticarethanenin başkalarının kollarına doğru atıldığını görmek hazin olsa gerektir. Batmak müflis tüccarın kaderinde vardıysa müdahale edilmez.