Ülkemizdeki terörün arkasında her zaman birtakım dış güçlerin olduğu söylenir. Sadece söylenmiş olmak için söylenmez, bu gerçek kesin olarak bilinir. Ama ne var ki, bir türlü bu gizli ele ulaşılamaz, bu el kırılmaz, kırılamaz. Kırılamadığı için de gelişen şartlara bağlı olarak terör azdırılır ya da belli bir süre sessizliğe terkedilir.
Diğer terör örgütlerini şimdilik değerlendirme dışında bırakacak olursak PKKnın arkasında yıllardan beri bazı dış güçlerin, hadi bir adım daha ileri giderek söyleyelim ki bazı ülkelerin bulunduğunu bilmeyen var mı Bu ülkeler ya da istihbarat örgütleri kimi zaman maddi destek, kimi zaman silah vererek sürekli olarak siyasi destek sağlayarak PKK Türkiyeye karşı kullanılmıştır, kullanılıyor. İçeride de zaman zaman iç politika malzemesi haline getirildiğine şahit oluyoruz. Halbuki, terör söz konusu olduğunda particilik ve oy hesapları bir kenara bırakılırak tek bir yumruk haline gelinmesi gerekiyor. Teröre kim ya da hangi ülke destek veriyorsa düşmandır, düşmana karşı kesin tavır koymak gerekiyor.
Geriye dönüp baktığımızda Çekiç Güçün geçmişte söz konusu terör örgütüne verdiği desteği hemen hatırlarız. Hatta söyleyebiliriz ki, Çekiç Güç ülkemizde kaldığı süre içinde sadece PKK terör örgütünü eğitip destek vermekle kalmamış, Irakın işgali ardından ortaya çıkan yapının hazırlıklarının daha o yıllarda tamamlandığını görüyoruz.
Başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin PKKve diğer terör örgütlerine sürekli olarak şu ya da bu şekilde destek verdiğini de biliyoruz. Bunu gizli olarak da yapmış değiller.
Geçtiğimiz günlerde patlayan bombalar ve mayın tuzaklarının birden bire yoğunluk kazanması akla ister istemez ülkemiz üzerinde yeni bir oyunun sergilenmeye başlandığını düşündürüyor. Bunun yerli uzantıları ve piyonları elbette vardır. Hergün şehitler veriyoruz, yüreğimiz yanıyor. Üzülüyor ve ağlıyoruz. Milletçe yaşadığımız bu acı ve üzüntü terörün sonunu getirmiyor. Teröristler ve arkasındaki güçler istediklerini elde etmiş oluyorlar.
Peki biz daha ne kadar her patlamanın ardından gelen şehitlerin peşinden ağlamaya devam edeceğiz Biliyor ve görüyoruz ki kınamak ve üzülmek, içimizin yanması terörün kökünün kazınmasına çare değil. Çare, terörün arkasındaki gizli ellerin kırılmasıdır..
Ne yazık ki sergilenen uygulamalar gösteriyor ki, piyonların yakalanması ve cezalandırılmasıyla birlikte dış destekler ile bağının koparılması gerekir. Bunun için atılacak ilk adım Türkiye nin, ülkemizdeki terör örgütlerine karşı kesin bir tavır ortaya koymayan ülkelerle ilişkisini gözden geçirmeli bu ülkelerin dış politikamızın merkezini oluşturmasına son verilmeledir.
Bunun yapılabilmesi ve sonuç alınabilmesi için oluşturulacak yeni politikada milletin topyekün desteğine ihtiyaç vardır. Bu desteğin sağlanması mümkündür. Ancak, kesinlikle iç politika malzemesi yapılmamalıdır. Artık bazı ülkelere karşı tüm partilerimiz tavırlarını net bir şekilde belirlemek durumundadırlar.
Bunlar ise ABD, İsrail ve ABülkeleridir.
Irak ve Kuzey Irakta ortaya çıkan yapının sorumlusu ABDdir ve bu yeni yapı Türkiyeyi tamamen terörün kucağına atmaktadır. İsrailin bölgedeki yıllardan beri devlet terörü uyguluyor olması teröre ayrı bir destek anlamına gelmektedir.
AB ülkelerinin birtakım gerekçelerin arkasına sığınarak ülkemizde cinayet işleyip ülkelerine kaçan teröristlere sergilediği tavır ise ayrı bir garabet örneğidir.
Kısacası, ülkemizin sürekli olarak kendi derdi ile uğraşması, güçlü olmamasında yarar gören ülkeler ile münasebetlerimizi yeniden gözden geçirmek durumundayız. Şahsen terörle mücadelenin imkansız olduğuna inanmıyorum. Yeter ki millet olarak birlik olunsun. İçeridekilerin tepesine inilir, dış desteklerin önü kesilecek olursa teörüre son vermek mümkündür. Ama, teröre destek veren ülkelerle işbirliğimizi en ileri seviyede tutmaya devam eder, onları dost müttefiklerimiz olarak tanımlar ve ülkemizde her türlü faaliyetlerinde serbest bırakırsak daha çok acı çeker, üzülür ve içimiz yanmaya devam ederiz.