Saklamayan, tam aksine dikkat çeken peçeyi neyleyim? Kul hakkından korkmayan sakalı neyleyim? Lüksün şatafatın ortasında çekilen virdi neyleyim? Hakkı yazmayan kalemi neyleyim? Allah’tan çok, yâri/lideri yâd eden dili neyleyim? Günahın haramın içerisinde vicdan azabı çekmeyen kalbi neyleyim?

Çöktü Münteha çöktü… Evlerimiz ocaklarımız çöktü… İttihatçılar sistemlerimizi yıktıklarından beri sapla samanı ayrıştıran ahlakımız, ahkâmımız çöktü… Hakkı batılı ayıramaz hale geldik… Önceliklerimiz birbirine girdi. Şekilcilik damarlarımıza kadar siret etti… İlim, cihat bir yana dursun ibadet hassasiyetimiz dahi çöktü. Ahlak kavramı tedavülden kaldırılmış gibi… Sözde dinimiz İslam ama isimlerimiz dahi artık Müslüman isimleri değil… Her gelen nesil Allah’a ihaneti bir tık öteye taşıyor…  İslam’ın yeryüzünden kalkmasına birkaç kuşak kalmış gibi… Bunun da sebebi çöken sistemlerimizin enkazında kaybolan mühendislik becerimizdir. Hakkı hakikati, nereden başlayacağımızı, neyi nasıl yapacağımızı bilmiyoruz. Bu yüzden manevi her depremde yerle bir oluyoruz…

Temel Sağlamsa Kat Çıkılır Arkadaş!

Her bir Müslüman bir mühendis gibi düşünmelidir. Hakikat arayışında ölçülü aşamalı bir yol izlemelidir. Arayışın temel harcı belli başlı malzemelerden karılır. Bu harca sırasıyla; iman, ilim, ibadet, ihlâs sonrasında kültür manasında kullandığımız irfan katılmalıdır… İrfan derken farklı kollara ayrılan ve kişinin hayatında pastanın süsü mahiyetinde bulunan ekstra takva unsurları… Örnek olarak; dernek, vakıf çalışmaları, akademik çalışmalar veya tasavvuf gibi alanlardan bahsediyoruz.

Önce “Ben” Putunu Yıkmalı

İnsan bilmeden önce bir bilenin varlığına ve birliğine iman etmeli… Kendi acizliğini idrak etmeli ve teslim olmalıdır. “Kendilik” putunu yıkmalıdır. Kendilik bir puttur. Nefistir. Enedir. Enaniyettir. Kırk farklı şekilde kırk kez telaffuz edebilirsiniz. Ancak hakikat değişmez. Asıl olan; ben bilirim, bilmeliyim, bileceğim diye çıkılan yol çıkmaz sokaktır. O yoldan hakikate ulaşmak mümkün değildir. Çünkü insan acizdir. İnsanın eni boyu çapı kilosu hakikati idrak etmeye yeterli değildir. Bir yerden sonra akışına bırakmak, Allah-u âlem yani Allah bilir diyebilmek imanı sağlayan asıl unsurdur.  Önce iman…

 

 

Bilmeyen, Ne Bilebilir ki?

Allah’a teslimiyet ile çıkılan yolda öğrenmek gerekir. Hakkı, hakikati, Yaradan’ı, yaratılanı, dağların çivi diye çakılışını, Hz. Musa’nın dahi adam öldürdüğünü, Hz. Ali ile Hz. Ayşe arasında yaşananları, çiçekleri, böcekleri, endoplazmik retikulumu, zeytinyağının nelere derman olduğunu, çocuk eğitiminin kal ile değil de hal ile mümkün olduğunu öğrenmek gerekir.

Yahudilerin hiçbir zaman iflah olmadıklarını ve olmayacaklarını, Hz. Yahya’nın anne babasına çok iyi bir evlat olduğunu, İsmet Özel şiirlerinin özelliğini, Sultan Alparslan’ın neredeyse tüm evlatlarının birbiri ile savaştığını, güneş tutulmasının nasıl oluştuğunu, akıl tutulmasının nasıl oluşmadığını, canlıları, cansızları, Sokrates’in peygamber olup olmadığını, Kant’ın insanlara insan aklına tapmayı öğrettiğini, İbn Haldun’un devlet teorisini, dünya üzerinden elmalı kek yiyemeyen çocukların olduğunu öğrenmek gerekir. Hasılı kelam her “şeyi” öğrenmenin gerekliliğini idrak edemeyen kişi imani gelişimini tamamlayamaz. Teslim olma durumu işe yaramaz hale gelir. Allah’a teslim olan bir günahkar olarak ölür. O yüzden sonrasında ilim gelir…

Tasdik, Tekrar Sonra Tekrar Tasdik, Sonra Tekrar!

Önce teslim olan sonra ilim yolculuğuna çıkan kişi iman etmiştir. Ama amel etmemiştir. Amel gerekir. Amel gerekir. Bundan sebep ibadet gerekir. Namaz gerekir. Cihat gerekir. Oruç gerekir. İnfak gerekir. Hac gerekir. Şahit gibi yaşamak, şehit olmak gerekir hatta… Teslimiyeti ve ilmi tasdik edecek olan ameldir. Yani ibadettir. Tasdik yetmez. İnsan nefsi kuvvetli insan acizdir. Tekrar gerekir. Ömür boyu tekrar gerekir. Nefis galip gelmesin diye ilim ve teslimiyet kaybolmasın diye sürekli tekrar gerekir. İnsana güven olmaz. İnsana güven olmaz. Teslimiyeti ve ilmi tasdik edecek ibadettir. Ve sürekli tekrar gerekir.  Daha sonra ibadet gelir…

Samimi Bir Korku Samimi bir Umut…

İman tamam, ilim tamam, ibadet tamam dersen ihlâs olmaz. Tamam olmam senin elindedir Ya Rab! Tamam olmama karar verecek olan sensin Ya Rab! Ben acizim… Ben gafilim… Ben fakirim…  Ben garibim… Ben yetimim… Bizi yoktan var eden, varlığından haberdar eden sensin… Sen bizi affet ya Rabbi! Sen bize merhamet ya Rabbi! Sen bize senin rızan için yaşamayı ve senin rızan için ölmeyi nasip et! Diye yakarırsan bunun adı da ihlâs olur… Teslimiyette, ilimde, ibadette mana bulur. Kalp huzur dolar. Gözler yaşarır. İnsan olduğunun farkına varırsın. Eşrefin de mahlûkun da farkına varırsın… Sonra ihlâs gelir…

Temeli Attık! Katları Şimdi Çıkabilirsin!

İrfan nedir? Kültürdür. Temelin üstüne çıkılan bize özgü olan her şeydir. Allah için olan her şeydir. Ben temeli attım. İman tamam. İlim tamam. İbadet tamam. İhlâs inşallah. Dersen sonrasında sünnet diye sakal uzatmanda bir problem yok. Kendini muhafaza etmek için peçe takman da problem yok. Dernek vakıf işlerinde aylarca yıllarca cihat etmen de problem yok. Tasavvuf camialarında kalbin terbiyesi mertebesine ulaşmak adına çabalaman da problem yok.

Temeli Sağlam Olmayan Katlar Yıkılır. Yıkar!

İman, ilim, ibadet, ihlâs aşamalarının herhangi birinde eksikliği olan, herhangi bir kimse irfan manasında tarif ettiğimiz ekstra alanlarda çok fazla tutunamaz. Kendini bulamaz. Kendini kaybeder. Günahlara bulaşır. Farz olanları aksatır. Münafık bir karakter inşa eder. Münafıklığı normalleştirir. Gerçek İslam’ın şerefinden, umudundan uzaklaşır. Cübbeli zinakarlar peydah olur. Sakallı faizciler türer. Peçeli kızlarımız sosyal medya da içerik üreticisi olmaya çalışır. Tasavvufçular kilolu, Mücahitler çelimsiz olur. Vakıflar, dernekler, medreseler vs irfan yuvaları ahlaksızlıklarla anılmaya başlar. Hâsılı öz ifsat edilmiş olur. Müslümanlar toplumda güveni kaybeder. Sözde Müslümanlar güvenilmez insanlar haline geldiği için diğer insanlar akın akın dinden soğurlar. Dindarlardan kaçarlar. Sakallı, cübbeli, peçeli kim varsa nefretle bakarlar. Derneklerden, tarikatlardan, medreselerden tiksinirler. Allah kelamının konuşulduğu her ortamı terk ederler. İslami hassasiyeti ön planda olan hiç kimse ile hiçbir ilişki kurmak istemezler. Selamünaleyküm dendiğinde çıkar sorgularlar…

Yoruldum. Özet olarak günümüz de ne oluyorsa o olur. Eğer bir an önce temeli doğru atmazsak, AKP modernist İslam anlayışının ülkemize kazandırdığı en büyük ruh hastalığı olan, “şekilciliğimiz” devam ederse, münafıklık tek yaşam tarzımız olur. Peçeli de intihar eder. Cübbeli de hırsızlık yapar. Tarikatlar da devleti hortumlar. İmam da genelevde yakalanır. Helak olur gideriz…