Havaların ısınmasıyla birlikte orman yangınlarına karşı hassas bir döneme girildiğini belirten Öz Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan, kurulan yeni hükümetten kadro taleplerinin biran önce yerine getirilmesini istedi.

Hak-İş‘in önemli sendikalarından olan Öz Orman-İş Sendikası‘nın, ikinci olağan genel kurulu hafta sonu Bilkent Otel‘de yapılacak. Türkiye‘de 22 milyon hektarlık bir alanda çalışan orman işçisinin üyesi olduğu Öz Orman-İş Sendikası‘nın iş koluna yönelik taleplerinin başında kadro talebi geliyor. Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı ve Öz Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Settar Aslan, 10 bin kadrolu orman işçisine ihtiyaç bulunduğunu belirterek, "taşeron işçilerle çıkan yangınları söndürmeniz mümkün değil. O zaman ormanlar yanar siz sadece ciğerlerimiz yandı demekle yetinirsiniz" dedi. Havaların ısınmasıyla birlikte orman yangınlarına karşı hassas bir döneme girildiğini bildiren Aslan, kurulan yeni hükümetten müjdeli haberi biran önce almak istediklerini söyledi.

Aslan, Öz Orman-İş Sendikası‘nın hafta sonu Bilkent Otel‘de yapacağı 2‘nci olağan genel kurul öncesinde gazetemize önemli açıklamalarda bulundu.

Öz Orman-İş Sendikası‘nın ikinci olmasına rağmen kamuoyuna açık ilk genel kurulunuz olacak. Genel kurulda nasıl bir fotoğraf göreceğiz?

Öncelikle Milli Gazete‘ye göstermiş olduğu bu duyarlıktan dolayı teşekkür ediyorum. Öz Orman-İş Sendikası, işkolunun en güçlü ve dinamik sendikasıdır. İlk genel kurulumuz kuruluş genel kurulu idi. Dolayısıyla bu hafta sonu kamuoyuna açık ilk genel kurulumuzu yapacağız. Bundan dolayı bu genel kurulumuz bizim için çok önemli. Genel kurullar bildiğiniz üzere sendikaların 4 yıllık geçmişinin muhasebesinin yapıldığı ve geleceğe de projeksiyonların tutulduğu toplantılardır. Genel kurulda nasıl bir fotoğraf ortaya koyarsanız o konuşulur. Bundan dolayı biz istiyoruz ki, işçi sorunlarının tartışıldığı ve tartışılmakla kalmayıp çözüm önerilerinin de ortaya konduğu bir platform olsun. Böyle de olacak. Genel kurulumuzda başta iş kolumuzdaki temel sorunlar olmak üzere çalışma hayatındaki temel problemleri masaya yatıracağız ve çözüm yollarını bulmaya çalışacağız.

İş kolunun en temel problemi nedir?

Türkiye‘de orman işçiliği, ‘mevsimlik işçilik‘ gibi görünüyor. Bu büyük bir handikap oluşturuyor. Olaya böyle bakılınca mevsimlik ve taşeron işçilerle mevcut işler yürütülmeye çalışılıyor. Mevsimlik işçi de mevzuattan dolayı en fazla 5 ay 29 gün çalışabiliyor. Hâlbuki orman işçiliği bir kampanya işçiliği değil. Bir çay gibi, bir tekel gibi, pancar işçiliği gibi değil. Orada 3 ay sonra ürün biter, ürün bulamazsınız ama burada 12 ay boyunca iş var. Yangınlara karşı mücadele var, dikim dönemi var, bakım dönemi var, tohumlama, tüpleme, teraslama ve kesim dönemleri var. Bundan dolayı temel sorunlarımızın başında kadro sıkıntısı geliyor.

Ne kadar bir kadrolu işçiye ihtiyaç var?

En az 10 bin kadrolu işçiye ihtiyacımız var. Bu orman işçisinin değil ormanların feryadı. Çünkü ormanlarımız cayır cayır yanıyor. Orman yangınlarına karşı etkin bir mücadele yapabilmeniz için alanları daraltmanız geriyor. Bunun için de yeni ekipler kurmanız lazım. Onun için kadroya ihtiyaç var. Bunu neden istiyoruz, çünkü yangın çıktığı an ilk 15 dakika çok önemli. Bu süre içinde ulaştınız ulaştınız, ulaşmadığınız an o yangın kendi sönene kadar devam eder.

Mevcut durumda ne kadar kadrolu işçi var?

Şu anda iş kolunda 20 bine yakın kadrolu işçi var. 5 bin 500 civarında da mevsimlik işçi çalıştırılıyor. Dışarıdan hizmet alımına da gidiliyor. Bu şekilde 2 bine yakın taşeron işçisi de bulunuyor. Kadrolu işçi emekli olunca kesinlikle yerine personel alınmıyor. Bundan dolayı kurum, buradaki açığı kapatmak için bu yıl da 2 bin 500-3 bin civarında yeni mevsimlik işçi daha alacak. Böyle olunca mevsimlik işçi sayısı 10 bine yaklaşacak. Dolayısıyla kurumun yüzde 50‘si mevsimlik işçiden oluşacak. Mevsimlik işçi ile mevcut işleri yapmanız mümkün değil. O zaman ormanlar yanar siz de sadece ciğerlerimiz yandı demekle yetinirsiniz.

Diğer iş kollarında olduğu gibi sendikanıza üye işçiler belirli bir alanda değil. Türkiye‘nin 81 ilinde ve her biri ayrı bir dağın tepesinde, ormanlık alanda çalışıyor. Bu işçilere nasıl ulaşıyorsunuz? Sendikal faaliyetlerinizden nasıl haberdar oluyorlar? Bu sizin için bir zorluk oluşturuyor mu?

Siz ne diyorsunuz, attığımız her adımdan haberleri var. Teknoloji o kadar gelişti ki, dağın başından bizi takip ediyorlar. Size bir örnek vereyim, dağın zirvelerinde gözetleme kuleleri vardır. Bu kuleler birçok yerde zirvenin de 50-60 metre yukarısındadır. Bu çelik kulelerde nöbet tutan orman işçinin bir yatağı, bir siyah beyaz televizyonu bir de dürbünü vardır. Başka bir şeyi yok. Buradan işçi arkadaşımız beni arıyor; ‘Başkanım toplu iş sözleşmesinin şu maddesi şöyle diyor‘ Nereden biliyorsun diyorum. ‘Cep telefonundan internete girdim oradan buldum diyor‘ yani anlayacağınız dağın zirvesinden bizi takip ediyorlar. Bu iyi bir gelişme. Bizi monotonluktan kurtarıp işimize daha iyi sarılmamızı sağlıyor.

Çalışma hayatının temel problemleri var. Bunların başında da örgütlenme sorunu geliyor. Sendikalar sürekli kan kaybediyor. Bu olumsuz gidişe karşı neler yapılabilir?

Sendikaların önündeki en büyük engeli 2821 ve 2822 sayılı yasalar oluşturuyor. Bu yasaların değişmesi yönündeki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Öte yandan Türkiye‘de örgütlü toplum istemeyen çevreler, yani haksız rekabeti kendi lehlerine yürütmek isteyenler, sendikaların 30 yıl önceki yaptıklarını bugün sanki varmış gibi göstererek kamuoyunda farklı bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Bunun temel nedeni daha çok para kazanma ve sömürü hırsı. Öncelikle bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Örgütlü toplum ve kayıt dışılığın önüne geçmek istiyorsak öncelikle sendikaların önünü açmamız gerekiyor. Sendikalar aynı zamanda sistemin sigortasıdır. Erken uyarı sistemidir. Dolayısıyla bu ülkeyi idare edenler erken uyarı sistemine kulak vermeleri gerekiyor. Erken uyarı sistemine kulak vermezlerse sosyal olaylar, bir deprem etkisi yapar ki herkes bu yapının altında kalır.

Bugün mevcut kadro talebinizi de hükümete ilettiğinizi biliyoruz. Bir umut görüyor musunuz?

Hükümetin buna kulak vermesi gerekiyor. Neden kadro talebinde bulunduğumuzu gerekçeleri ile bir dosya halinde ulaşabildiğimiz milletvekillerine, ilgili bakanlara ve sayın Başbakana sunduk. Yeni hükümetten de umutluyuz. Yeni parlamentodan orman emekçileri için yeni bir kadro haberini biran önce duymak istiyoruz.

Konu bu kadar hassas diyorsunuz!

Evet. Ormanı bir sanayi üretimine benzetemezsiniz. Tarımda, sanayide kısa sürede bu dönüşümü yapabilirsiniz ancak bugün dikilen bir fidanın ancak bir asır sonra getirisini görebilirsiniz. Düşünebiliyor musunuz, birçok işletmede istihdam sorunundan dolayı yangın ekipleri dahi kurulamıyor. Bir takım yerlerde hizmet satın alımıyla kurulmaya çalışılıyor. Yani taşeron işçilerle çıkan yangınları söndürmeye çalışıyorsunuz. Ormanlarımız bu kadar değersiz mi? Yangın söndürme işi büyük bir risktir. Eğitim ister. Öncelikle yangına giden işçinin çalıştığı kuruma bir aidiyet duygusu olması lazım. Bir daha bu işi yapıp yapmayacağını bilmeyen bir taşeron işçisinden ne kadar verim bekleyebilirsiniz!

Hatırladığımız kadarıyla geçmişte de bir kadro talebiniz olmuştu. O zaman bu talebin belirli bir kısmı karşılanmıştı. Doğru söylüyorsunuz, 2004 yılında başlattığımız kadro talebimiz 2007 yılında sonuçlanmıştı. Hatta bizim başlattığımız bu girişim o dönemde 218 bin kişinin kadro almasına da vesile olmuştu. Bu kadroya alınanlardan 13 bini orman işçisi idi. Yani orman işçileri bir mum yaktı etrafı da aydınlattılar.

Muhabir: Haber Merkezi