Bir araştırmanın sonucuna göre emeklilerin yüzde 89’u tasarruf yapmadığı için pişmanmış. Doğrudur… Çalışırken yaşlılığını düşünerek bir kenarda azda olsa bir birikim yapmamış/yapamamış olması emeklilikte insanları üzer. Ancak, bu sonucun doğru okunabilmesi için çalışanların hepsi har vurup harman savuranlardan mı oluşuyor yoksa, kazandıkları ile hayatta kalma mücadelesi mi veriyorlar Tasarruf ihtiyaçtan fazla kazanıldığında düşünülebilir. Ama aldığı para daha eve gitmeden bitiriyor, ödemesi gerekenleri de karşılamıyorsa o insanlardan tasarruf yapmasını beklemek gerçekçi olur mu

Kaldı ki insanlar sürekli olarak tüketime zorlanıyor, insan hayatına her gün yeni bir ürün giriyor ve bu ürünlerde kısa zamanda insanlar için vazgeçilmez hale geliyorsa çalışanlar nasıl para biriktirecekler Araştırmada emeklilere önce tasarruf yapıp yapmadıkları sorulmuş, bu soruya büyük oranda aldıkları ‘hayır’ cevabının ardından pişman olup olmadıkları sorusu yöneltilmiş. İşte bu soruya emeklilerin yüzde 89’u tasarruf yapmadığı için pişman olduğunu cevabını vermiş. Elbette, her emekli emekliliğini rahat bir şekilde yaşamak ister. Bunun içinde alacağı emekli parasının yeterli olmadığını söylemeye bile gerek yok. Emeklilerimizi İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin emeklileri ile karşılaştırmak da gerçekçi olmaz. Araştırmada bu tür mukayeselerde yapılmış. Çünkü, bu ülkelerin emeklileri ülkemize gelip yazlık ev  alabilmekte, ev almaya ihtiyaç duymayanlarda bir yazlık kiralayarak senenin 4-5 ayını ülkemizde geçirebilmektedirler. Hem de bu örnekler oldukça fazladır. Özellikle Akdeniz kıyıları yabancı emekliler tarafından parsellenmiş durumda.

Durum böyle olunca emeklilere dönük araştırmada para biriktirip biriktirmediğini, biriktirememiş ise –büyük çoğunluk biriktirememiş- bundan pişman mısın diye sormanın anlamı yoktur. Olmayan şey nasıl biriktirilir Kaldı ki, araştırmada emeklilerin büyük oranda konut borcu dışında kredi kartı borçlarının olduğu görülüyor. Yani, bırakın biriktirmeyi, çalışırken olduğu gibi emekliliğinde de borç içinde yaşıyorlar. Eline geçen parayı da banka kartlarına yatırmak zorunda kalıyorlar. Kısacası insanlar gelirlerini çalışırken de, emekliliklerinde de öncelikli olarak hayati ihtiyaçlarına ayırıyor, ondan artarsa eğlence gibi diğer ihtiyaçlar gündeme gelebiliyor.

Söz konusu araştırma bana göre iki gerçeği ortaya koyuyor. Birincisi çalışanlarımız kazandıkları ile hayatlarını sıkıntı içinde sürdürüyor. Bir de bakıyorlar ki emeklilikleri gelmiş. Bu defa çalışırken kazandıklarının da altında bir gelirle yetinmek zorunda kalıyorlar. Böyle olunca da sadece emeklilerimizin değil çalışanlarımızın da hayat standardının yükseltilmesi gerekiyor. Yani önce çalışanlarımızın gelir seviyesinin yükseltilmesi, bunun için öncelikli olarak işsizlik probleminin çözülmesi gerekiyor. Ardından da çalışırken birikim yapma imkânı bulamayan emeklilerimizin gelir seviyesinin yükseltilmesi lazım. Buna ise Sosyal Güvenlik Kurumu karşı çıkıyor. Çünkü bu kurumun gelirinin emeklilere daha fazla ödeme yapmaya imkânı olmadığı söyleniyor. Ama her sene iç ve dış sermaye sahiplerine milyarlarca dolar ödeyebiliyoruz. Emeklisine insanca bir yaşam sağlamak devletin görevidir. Ne var ki ülkemizde devlet böyle bir görevinin olduğunu ya düşünmüyor ya da ‘imkânım bu kadar’ diyerek işin içinde çıkmayı tercih ediyor.

İktidar ve muhalefeti ile siyasilerin ülke sorunlarına kafa yormaları, işin bu boyutu üzerine yoğunlaşmaları gerekiyor. Ne var ki, Parlamento’da temsil edilen muhalefet partileri kendilerini iktidar sözcülerine laf yetiştirmekle görevli sayıyor, akıllarına ülke sorunlarına çözüm üretmek pek gelmiyor. Laf dalaşı kolaylarına geliyor. Çözüm üreten siyasi kadroların sesi ise medya tekelleri tarafından topluma duyurulmuyor. Çünkü onların işi tıkırında, millet sefalet çekiyormuş, emekliler perişanmış kimin umurunda.