Dört tarafı beton duvarlarla çevrili, müstakil ve müreffeh konutların abus kapılarında rastladığımız hayli manidar uyarı; “Dikkat köpek var!” Bu cümle, alabildiğine ıssız ve içeride ne olup bittiği merakları celbeden mahallerde bir can olduğunu, hayat olduğunu haber veriyor. Dolayısıyla bizler, gardımızı alıyoruz, hazırlığımızı ona göre yapıyoruz; kapıyı vurarak, vurmayarak içeri girmeye çalışmıyoruz, içeridekileri rahatsız etmiyoruz. İte dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı tercih ediyor, uyarıyı gördüğümüz yerde ayaklarımızın ucuna basarak, çıt çıkarmadan yürüyoruz. İş bu uyarının sebebi hikmeti nedir? Evine insan alıp bakımını üstlenmeyen, yoklukla kıvranan onca insanı dert etmeyen bu malikane sahibi, pek de umrunda olmadığını rahatlıkla anlayacağımız insanların selametini neden dert etsin? Yanıtını yine rahatlıkla buluyoruz ki onun insanların selametiyle ilgili bir kaygısı yok. Konutunun, hane halkının, bahçesinin, variyetinin ve köpeğinin selametiyle ilgili bir kaygısı var. Böylece hırsızı, uğursuzu, yahut tanrı misafirini mülküne yaklaşmaması, hane sakinlerini ve en önemlisi köpeği rahatsız etmemesi hususunda uyarmış oluyor.

Peki köpek, bu sevimli ve sırasında yılışkan yaratık nasıl bir tehdit unsuruna dönüşüyor? Köpeğin varlığı neden tehdit olsun? İnsan bunun için neden uyarılsın? Çünkü insan tuhaf bir şekilde insandan korkmayıp köpekten korkan bir varlık. Kinofobi deniyor buna. Köpekten korkan insan köpeğin ısırıp ısırmayacağı üstüne şüphede kalmış oluyor, köpekten emin olamıyor yani. Karşılaştığı yerde köpek milletinden uzak durmaya çalışıyor. Aynı şekilde köpek de insan milletinin kendisine zarar verip vermeyeceğinden emin olamıyor, dolayısıyla kendisinden korkulduğunu görünce o da korkuyor. Bu korku onu saldırganlaştırıyor ve kendisine zarar verme ihtimali olan insandan önce davranıp onu ısırıveriyor.

Aslında doğal olan köpeğin güvende olmadığını hissettiği anda ısırmasıdır diyebiliriz. Ki buna mugayir davranması yine tıynetsizliğine, köpeklik erdeminden yoksun olmasına işarettir. Tehlike anında bir köpek gibi davranış göstermesi gerekirken tırsak ya da evcilleştirme itibariyle uysal davranan köpek, yaratılış ve yaşatılış özelliğine aykırı hareket etmiş olur. Aynı şekilde ondan korkan insanın da köpeği ısırması düşünülemez. Ya uzak duracak, ya köpeği uzaklaştıracak, yahut da korkunun semeresi olarak durağanlık gösterip olduğu yere çökecektir. Bir kez ısırılınca köpeğin ısırıcılığı bilinmiş olur, ama doğallaşmaz. Benzer şeyle karşılaşıldığında yine önlem alma gereği duyulur.

Bütün bu köpek örneği bize bir tür korku çeşnisi sunmaz; belirgin olmayan, işaret edilen, önlem alınması gereken ve insanın hayrına olanı da anlamayı, anlamlandırabilmeyi sağlar.

Üç tarafı denizlerle çevrili cennet vatanımız diye başlayan romantik söylemi, dört tarafı düşmanlarla, tehditlerle çevrili kara parçasına dönüştüren bir yönetim anlayışının ortasından geçiyoruz. Geçiyor muyuz? Hayır, işte onun tam ortasında, taşlarımız bağlı, yaşıyoruz. Onlarca can verdiğimiz, hayatlar kaybettiğimiz, kendi can güvenliğimizden de emin olmadığımız her bir olaydan sonra, birtakım adamlar ortaya çıkıp olayın nasıl geliştiği ve gerçekleştiği hususunda açıklamalar yapıyor. Verdikleri her haberi, söyledikleri her sayıyı medya organlarından, haber bültenlerinden çoktan öğrenmiş oluyoruz. Yaptıkları cenaze levazımatçılığına benziyor fena halde. Tuhaf olan bu da değil; bu duruma alışmamızı istemeleri zorumuza gidiyor. İnatla ve ısrarla “Bu durum daha da şiddetlenerek devam edecek” diye söyleniyor çünkü. Halkın can güvenliğini dert edinmek bir yana birbirinize sımsıkı sarılın, birlikte olun ki toplu ölümler daha kolay olsun dercesine birlik beraberlik hikayeleri okuyorlar. Kendi güvenlikleri için her tedbiri alıp, halkın güvenliği için sokaklara dökülmeyi, silahlara, bombalara, sırasında tanklara karşı koymayı öngörüyorlar.

Ne denebilir ki? İstihbarat doğrultusunda birilerinin suikast ihtimaline karşı kendisine zırhlı araç tahsis ediliyorsa halk da mı zırhlı araç istesin? Halkın her bir bireyi için güvenlik önlemi alınsın, koruma tahsis edilsin ki ansızın patlayan bombaların kurbanı olmasınlar. Değilse terör olarak nitelenen eylemlerin önüne geçmek vatandaşın görevi midir?

Köpekler ısırıyor bacağımızdan. Tepebilirsiniz, vurabilirsiniz ama köpeğin etki alanına girmekten çekinmeyeceksiniz diyorlar bize. Bir anda kaçınızı ısırabilir ki? Hatta ısırsın ama saklanmayın, daha kalabalık yürüyün köpeklerin üstüne… Saklanmıyoruz. Yürüyoruz. Köpekler çoğalıyor. Heyhat, yerimizde sayıyoruz.