Matbaanın, icadından yaklaşık 200 yıl sonra Osmanlı’ya gelmesinin acısını okuduğumuz bütün öğretim kurumlarında yaşamadı mı bu ülkenin çocukları

Oturduğumuz tüm okulların sıralarında duymadık mı, gericilerin matbaayı engellediklerini...

Gericiler, ne hikmetse o suçlayıcıların hiç birinin atası, akrabası değildi. Onlar özel bir koldan türeyip gelmiş olmalıydılar.

1925 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’nin açılışında, 200 yıllık gecikme söz konusu edilip suçlamalar yapılırken, dünya televizyon denilen bir adaletin icadından haberdardı.

1925 yılında dünyalının hizmetine sunulan televizyonu neden bu ülke 1970’lerden sonra tanıdı Yaklaşık 50 yıl sonra...

İnternetteki tıklamalar getiriyor bilgileri önümüze: Uzaktan kumanda 1950 yılında sunulmuş televizyonu tanıyan insanlara. Yani bizim “Milli Şef” kumandasından kurtulmaya çalıştığımız ve fakat on senede bunu beceremeyip, “Milli Şef”in, şartlar oluştu, ihtilal meşru olur dediği kumandanlara kelle verdiğimiz o yıllarda, ceplerinde kredi kartı da olan diğer dünyalılar kumanda düğmelerine basarak kanal değiştiriyorlarmış.

Kerdi kartı dedim. Ben ilk defa 1973 yılında, yirmi yaşımda iken duymuştum. İsterseniz cahilliğime verin.

ABD’ne sık gidip gelen bir milletvekilimizin sohbetinden hatırlıyorum o tanışma cümlesini. Amerika’da demişti, sayın milletvekilimiz, Amerika’da herkes şöyle avuç içi kadar olan kartlarla yaparlar alışverişlerini. Orada para taşımaz insanlar. Çünkü bilirler ceplerindeki 10 dolar için öldürüleceklerini.

Sohbetin asayişi ilgilendiren kısmına hiç takılmadım. Çünkü oranın şerifleri vardı ve ünleri bize kadar geliyordu filmlerle.

El içi kadar kart... Ne demektir

Bakkala girdin, alışveriş ettin, kartı gösterdin, bakkal tamam ağbi mi dedi Ama niçin Numarasını aldı desen, sonra o numaranın karşısını artırmaz mı Yahut o kartın bir ucunu kesip alsa... Kestiğimiz tasarruf bonosu kuponlarıyla az mı beklemiştik TCZB veznelerinin önündeki kuyruklarda... Ama o tasarruf bonoları koca koca sayfaydı. Anlatılan ise el içi kadar kart...

Telefonun resmi dairelerde olduğu, umumi telefon kulübelerinin PTT önlerinde olduğu, mahallemize telefon kulübesi yapılsın baskılarının muhtarlara yeni yeni olduğu o yıllarda, biz nasıl akıl edecektik, alışveriş edilen bakkalın tahsilat için bankalarla irtibatlandırılmış olabileceğini... Cahilliğimizin kaynağına bir bakın.

Dahası, adamların cep telefonunu 1947’de, interneti 1969’da icad ettiklerini ve kullanmaya başladıklarını da bilmiyorduk.

Bakmayın siz, “Kelebeğin Rüyası”nda, Milli Şef yıllarının yamasız elbiseler ve ayaklarda ıskarpinlerle anlatıldığına. 1969 yılında dahi lastik ayakkabı giyiliyordu Anadolu’da. Yama derseniz, varlıklılarımızda ve memur takımında yoktu sadece. Az mı duymuştuk öğretmenlerimizden, yamalı gezmek ayıp değil, yırtık ezmek ayıptır, cümlelerini... Hatta yırtık kelimesini bugünün anlayışıyla bilmek de yanlış olur. Çünkü bugün kolay kolay ya da hiç yırtılmayan sentetik ürünlerle yaşanıyor. O günlerin pamukluları, yünlüleri nasıl dayansınlar o yokluk yıllarının zorlamalarına... Onun için kaput bezi astarlıydı gömleklerimiz, pantolonlarımız. Astarı yüzünden pahalı darb-ı meseli, bize anlatır ne anlatırsa...

İcadların listesi çok uzun... Kişisel bilgisayar 1977’de ellerde dolaşmaya başlarken, neden bu ülkenin çocuklarının ellerinde birbirlerini susturan tabancalar vardı Bir ihtilalin daha gelip bizi kurtarmasına henüz üç yılın olduğu o günlerde, neden biz, bugün kartel dediğimiz o medya gazetelerinin, İPRAŞ rafinerisinde bilgisayar var, haberiyle avunuyorduk Resmi mi Odayı dolduran kutu...

Değişen ne Yani bugün değişen ne

“Silah kullanmak” üzerine kurduğu manşet cümleleri ile Silahlı Kuvvetlerin kuvvetini menfaatleri doğrultusunda kullanan ve hesaba çekilmeyen o kartel medyasının ana gazetesinin, kuş uçuran başlığının altında şu rakamlar vardı bugün: “Normal günde 5.2 milyon tweet atılırken, yasaktan sonra bu sayı dün 7.5 milyona çıktı.”

Sevindiğine göre ülke hayrına iyi bir şeyler yapılmış olmalı veya yapmış olmalıyız.

Türkçe tweet sayımızın 5.2 milyondan 7.5 milyona çıkması, bizi de mutlaka biraz yükseklere çıkarmış olmalıdır.

Kimi geçtik acaba Yani 7.5 milyon tweet sayısı ile hangi ülkeyi geride bıraktık Avrupa Avrupa duy sesimizi mi

Bugünkü 7.5 milyon tweetimizi yarın 15 milyona çıkartırsak, kartel medyasının sevinci tavana mı vuracak

Twitter’da içerik paylaştığımızda tweet yapmış olursunuz. Nedir sorusuna en basit cevap böyle. İçerik paylaşmak, yani haberleşme yapmak... Kartel medyası 7.5 milyona çıktı derken, sayma yaptığı muhakkak... Dinleme de yapmış olmasın Yani siz anlayın işte... Tweetlerimizi gözlemiş olmasın Yoksa bu suç değil mi

5.2 milyon tweet atılırken, 7.5 milyon tweet atılmasına ulaşmak...

Otururken mi, otobüste giderken mi, ders çalışmaya henüz başlamadan mı, öğle yemeği için mesaiye ara verildiğinde mi, ameliyattan henüz çıkıldığında mı, laboratuvarlarda keşfettiğimiz ve bize Nobel’ler kazandıracak buluşlarımızı sıraya koyarken mi, iş görüşmesine giderken mi, AVM’lerde dolaşırken mi... Ne zaman atıyoruz bu kadar milyon tweeti Tweet atınca, neyimizi, nereye atmış oluyoruz

*

– Oğlum, imtihanlar yaklaşıyor, biraz ders çalışsan...

– Şimdi tweetleri katlama saatidir baba...

– Ben nelere katlanıyorum, sen tweetleri katlıyorsun.

*

Ankesörlü telefonlar, araç telefonları, cep telefonları derken akıllı telefonlar... Yani bizim aklımız yetmediğinde mi devreye giriyorlar Bizim yerimize de iş arıyorlar mı

Biz tweeti, akıllı telefonları icad ettikten sonra mı keşfettik, yoksa önceden biliyor mu idik

İlk tweeti ne zaman atmaya başladık ve ilk tweet atan artistimizin adı nedir Böyle sorular da soracaklar mıdır, milyoner olmak istediğimiz yarışmalarda

Bir insan, 7.5 milyon tweetin kaç binini okumak zorundadır, çağdaş yaşamcı ve batı yanlısı sayılması için... Bir tweet yazmak ve okumak, herkese aynı maliyette midir Dedemiz bize tweet at da adam ol, mu dedi Tweetimiz 7.5 milyon, nüfusumuz 75 milyon. Tweetsizlerimiz de aynı haklara mı sahip sayılıyor

Tweet atma yarışmaları da yapılacak mı Olimpiyatlara katılırsak tweetin hangi dalında katılabiliriz Atmak ya da atılanı tutmak, yani okumak...

Tweet üzerine şiir yazan şairlerimiz kimlerdir Twitine, twitine yandım diye türküler de besteledik mi

Yıl 2014. Twetterli günleri yaşarken, yasaklandı dediler, bunları yazdık. Yani biz geçen asırda tweetsiz nasıl yaşadık, nasıl yaşlandık Bizi 27 Mayıs ihtilaliyle, 12 Mart muhtırasıyla, 12 Eylül kurtarma harekatıyla, 28 Şubat postmodern darbesiyle mi avuttular

Tweetleri yasaklamak fevkalade hatadır, yanlıştır, ayıptır. Binaenaleyh bizim zamanımızda tweet vardı da yasakladık mı

Herkes işine baksın.

“Yassah mı dedin Türküz oğlum biz!”

Bir artist kadının bu tweetini 7.5 milyon tweetten ayrı tutmuş, adı geçen kartel medyası gazetesi. Dediğine katılıyorlar, ortaklık meselesi. Tweet bize Türk olduğumuzu da hatırlatıyormuş. Bunu da bilin diyor, oğlum diye kucaklarken kadıncık.

Silahsız kuvvetlerin baskı günlerinden, tweetli kuvvetlerin baskı günlerine erdik. Erdiysek ermişizdir, ermemişsek ermemişizdir. Mesele bu.

Bozuk Kurt

Kılıçdaroğlu, Ankara adayı eski MHP’li Yavaş’la çıktığı şehir turunda sürekli bozkurt işareti yapmış.

Hani şu işaret ve serçe parmaklarının kurt kulağı sayıldığı o hareket...

Bahçeli kızıyor: Sana mı kaldı

Hayret! Ne var bunda

Adamın “Gandi” sayıldığı o ilk çıkış günlerinde siz Hindistan başkanının itirazını duydunuz mu

“Gandi”lik sana mı kaldı dedi mi

Yoksa fark mı var bu iki durum arasında.

Yani Bahçeli’nin bozkurtluğu CHP’lilere de yeter mi

*

Gandi’lik, Bozkurt’luk derken, elbette sayın Kılıçdaroğlu’nun olabileceği bir şey bulunacak.

Unutulmayanlardan

– İngiltere’de oynanan GS maçı için orada olan Mesut Yılmaz’a bilet vermemiş, görevli GS yöneticileri.

– Neden

– Kim olduğunu hatırladıklarından.

Sol’umuzun tonajı

Mahalli seçimler yaklaşıyor. Yazacak olana tweet yasağından başka mevzu mu yok, malzeme başkan adayları mı yok.

On ton bedava su dağıtacağını ilan etmiş bir İstanbul adayı. (S.S. Önder)

On ton, yani on metreküp, demiş Engin Ardıç; üç kişilik bir ailenin aşağı yukarı bir haftalık ihtiyacı, tespitini de vurgulayarak.

İyi ki on ton demiş.

Ya on bin kilo (litre) deseydi.

1980 ihtilali öncesindeki CHP iktidarı günlerini yaşıyoruz. Ecevit başbakan ve ülkenin yoklarını saymak zor.

Bir kahvehanede TRT tv’sinden akşam haberlerini seyrediyoruz, izliyoruz.

O günlerde her gün bir Rusya haberi vermeye ve o haberde de Stalingrad, Leningrad isimlerinin geçmesine özellikle dikkat eden resmi TRT’nin haberlerini izliyoruz.

O gün aynen şu cümleyi duydum.

“Malatya’ya onbin kilo margarin gönderildi!”

CHP’li olan kahvehane ahalisi döndüler ve baktılar hem tv ekranına, hem birbirlerine.

Birisi demesin mi,

“Bu millet yağa doymaz kardeşim. Ecevit daha ne yapsın ”

Tam benim konuşacağım an. İtiraz ettim.

“On bin kilo diyor. Yani on ton. Yani bir kamyon kasası ancak dolar. Malatya şehri diyor. Elli haneli köy değil.”

Mahallelim o insanlarının bana yönelen kızgın bakışlarını unutmuyorum. Ki o bakış sahiplerinin yarısının mühendis diploması vardı.

Yani bunlar on tonu, onbin kiloyu unutmuyorlar.

Ucuz “Bağış”ın Suyu

Perşembe günkü Millî Gazete’mizin birinci sayfasını hazırlayan arkadaşlarımızın üzüntülerinin şahidiyim. Kolay mıdır kitabımızı konuşmalarına malzeme yapanları haber yapmak... Bir iktidarın mensuplarına, icraatları üstünden muhalefet etmek durumundasınız. Lakin adamların icraatları, telefon konuşmaları...

Montaj diyecekler!

Montajı iyi bildiklerinden (mi )

At sahibine göre kişnermiş.

Montaj da konuşacağı tahmin edilene, bilinene göre mi yapılıyor

T. Özal, yükselttiği ve bakanlıklar verdiklerinin büyük yanlışlıkları yazılmaya, dillendirilmeye başlanıldığında, hemen bir açıklama yapardı: O  filan ve falanı ben parti kurarken, falanca işadamı getirip bana teslim etmişti, tavsiye etmişti.

Yani T.Özal’ın o kadar suçu yokmuş.

Başbakan Erdoğan’a bakıyoruz. T.Özal kadar işin içinden sıyrılma hali bile yok. Yoksa önemsemiyor mu bizim kitabımızı adamlarının dalgaya almasını

Bana “Bağış” olarak geldi. Maliyeti yok diye almıştım.

Böyle de demedi ama...

***

Başbakan Erdoğan’ın mitinglerinde 28 Şubat manşetlerini tekrar tekrar hatırlattığı kartel gazetesinin eski elemanı diye tanıtılıyor, eski bakanın konuştuğu kişi...

Eski veya yeni. Kartelin yetiştirmesi.

Yani o kartel, senin hangi elemanının ne zaman ve nasıl konuşacağını biliyor mu, bilmiyor mu

Eski eleman, eski bakan...

Başbakan yeni bir açıklama yapmak zorundadır. İçinde montaj kelimesinin çok az geçtiği...

En azından şöyle bir soruya cevap vermelidir.

Partini kurarken, o bakanının işini yapacak, fakat ülkenin inancını alaya almayacak bir kimse bulamadığından mı o “Bağış”ı aldın ve soktun koynuna

Yoksa öylelerini yanına yaklaştırmamak için mi tercih ettin onu.

T.Özal’ın iğrendiren taktiklerinden biriydi bu.

Aday Manzaraları

XIV

Dün bir meydanda,

En kalabalık zamanda,

Adaylardan biri,

Konuşuyordu iri iri…

Mikrofonda vardı eko,

Neler söyledi bak oku:

-Bizim yolumuz!Muz… muz… muz!..

-Sonra demeyin eyvah!Vah… vah… vah!..

-Yüklendiğimiz vebal!Bal… bal… bal!..…..

-Bizdeki kollektif şuur!Ur… ur… ur!..

-Lider sultasına karşı bilinç!Linç… linç… linç!..

-Parti içi demokrasi!Asi... asi... asi...

-Yaptığım fedakarlık!Lık… lık… lık!..

-Bize uyan kapitalist nizam!Zam… zam… zam…

-Bana verilen her oy!Oy… oy… oy!..

-Bana bir dönem daha!Ha… ha… ha!..

-Zengin bir Türkiye!Ye… ye… ye!..

-Liderimiz adeta pilot!Ot… ot… ot!..

-Hizmetle ilgili her husus!Sus…sus…sus!..

-Beni tanıyan herkes!Kes… kes… kes!..

-Müreffeh bir hayat!Yat… yat… yat!..

-Bir dönem daha fırsat!Sat… sat…sat!..

-Dost Amerikan!Kan… kan… kan…

-Dünyaya ölüm saçan!Çan… çan… çan…

Ekrem Şama