Tâğût’un lûgat mânâsı şöyle: “İnsanları Allah’a (cc) karşı isyana sevk eden. İsyankâr. Her bâtıl mâ’bud. Şeytan.”

Bakınız Rabbimiz (cc) bizleri tâğut’a karşı nasıl uyarıyor. Bakara Sûresi 256 ve 257. Âyet-i kerimelere meâlen bakalım: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklık ve eğrilikten ayırt edilmiştir. O halde kim tâğut’uinkar edip Allah’a inanırsa, sağlam kulpa yapışmıştır ki o hiçbir zaman kopmaz. Allah işitir ve bilir.”

“Allah, inananların dostudur. Zira onları karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarır. İnkâr edip kâfir olanların dostları ise Tâğut’tur. Çünkü onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. Onlar ateş ehlidirler, orada devamlı kalırlar.”

Gerçek Müslüman, tâğut’u, tâğûtları, tağûtçukları reddeder, onlardan yüz çevirir, onları dost edinmez. Tâğutları dost edinenler, başlarına belâ satın almışlar demektir. Âyet-i kerimede buyrulduğu gibi, tâğut, peşinden gidenleri aydınlıktan alıp karanlığa götürür. Müslümana düşen, tâğutu inkâr edip Allah’a inanmaktır, Allah’ın hükümlerine sarılmaktır. 

Bakınız değerli İslâm âlimi Bediüzzaman, asrımızın tâğutları için ne diyor: 

“İ’lem: Kâfirler, bilhassa Avrupalılar, bahusus İngiltere şeytanları ve Frenk iblisleri, Müslümanların ve Kur’ân ehlinin can düşmanları ve muannid hasımlarıdır. Bunun sırrı şudur ki: Kur’ân’ı ve İslâm’ı inkâr edenler ile onların babalarını ve atalarını, Kur’ân idam-ı ebediye mahkûm etmiştir. Onlar, artık Kur’ân-ı Hakîmin nasslarıyla ebediyen idama ve daimî Cehennem hapsine hüküm giymişlerdir. Öyleyse, ey ehl-i Kur’ân, sizi dost edinmelerine ve sizi sevmelerine ebediyen imkân bulunmayan kimseleri siz nasıl dost edinebilirsiniz? Siz deyin ki: ‘Hasbunallahu ve ni’me’lvekîl! Ni’me’l Mevlâ ve ni’me’’n-nâsîr” (Mesnevi-i Nûriye, s. 172, 23. İ’lem) [Vâesefâ! Risale-i Nûr’u neşredenlerin bir kısmı, “…bilhassa Avrupalılar, bahusus İngiltere şeytanları ve Frenk iblisleri” kısmını çıkarmıştır. Avrupa’ya uyum normları bâzılarında çok önceden başlamış! Her neyse, bu hamur çok su götürür, biz asıl konumuza dönelim.)

Müslümanlardan tâğut’un sihrine kapılan, onların izâfî gücüne aldanan, onların insanları işbaşına getirip, işbaşından götürdüğüne inananlar yok mu? Olmaz olur mu? O gibilere, yukarıda meâlini verdiğimiz âyet-i kerimeleri ve Kur’ân’ı Kerim’in tamamını dikkatlice okumalarını tavsiye ederiz. Gerçekte tâğût’un sinek kanadı kadar tesiri ve gücü yoktur. Sultan isminin tecellisiyle idarecileri işbaşına getiren de, idarelerin devamına müsaade edip, vakti geldiğinde onları götüren de AllahuAzimüşşan’dır. Beşer, şeytanın varlığıyla imtihan olduğu gibi, tâğut’un ve tâğut’un kölelerinin varlığıyla da imtihan olmaktadır. 

Gerçek ve samimî Müslümana düşen, “tâğût’un canı Cehennem’e!” demektir. Müslümanın tâğûtla işi olmaz. Olmamalı da…

Tâğût bir plan yapmış. Müslümanların topraklarını boşalttırıyor. Bunun için ya bizzat devreye giriyor, ya da terör örgütlerini kullanıyor. Niçin? “Büyük İsrail projesini” hayata geçirmek için. O toprakları insanlardan arındırmış olarak onlara teslim etmek istiyor. Bu arada kendisi de “diş kirası” olarak Müslümanların mal varlıklarına el koyuyor. Müslümanların rahat etmesi, huzurlu olması tâğut’u çıldırtıyor. Bakınız, Kaddafi Libya’da, petrol gelirinin yüzde 90’ını halkına harcıyordu. Petrol sudan ucuzdu. Elektrik, su, yakacak bedava idi. Her evlenen gence bir ev veriyordu. Arabaları ithal ettiği fiyattan halka veriyordu. Libya borçsuz devletlerden biri haline gelmişti. Eee, tağut bunu hazmedebilir mi? Neler yaptı? İşte ortada. Öte yandan varidatının yüzde 90’ını kendisine verenlerin sırtını sıvazlıyor, onlarla birlikte oynuyor. Tağutun etekleri zil çalıyor. Oluk oluk Müslüman kanı dökülüyor, tâğut sevinçten nâralar atıyor. Kendisinin borusunu öttürecek terör örgütlerine ağır silahlar veriyor, onları koruyup kolluyor. Bu kanlı, kirli, pis oyuna dur demenin bir tek yolu var. Bütün Müslümanlar tâğut’u reddedecek ve hep bir ağızdan; “Tâğût’un canı Cehenneme!” diye haykıracak.