Ortadoğu'da krizin boyutu her geçen gün genişlerken sınır hatlarında hesaplar fena halde şaştı. İsrail cephesinden gelen son hamle, diplomatik koridorlarda deyim yerindeyse soğuk duş etkisi yarattı. Netanyahu'nun işgal altındaki Suriye topraklarına yasa dışı yollarla girmesi Şam yönetiminde bardağı taşıran son damla oldu. Kafalar fena halde karışık; zira bu gövde gösterisi, bölgedeki kırılgan dengeleri tamamen dinamitleyebilecek provokatif bir adım olarak okunuyor.
Şam'dan Uluslararası Topluma Acil Çağrı
Suriye Dışişleri Bakanlığı, sınırın hemen ötesinde yaşanan bu pervasız harekete sessiz kalmadı.
Yazılı bir açıklamayla tepkisini en üst perdeden dile getiren yönetim, Netanyahu'nun ülkeye girişini egemenlik haklarının ve uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak tanımladı. İsrail'in artan ihlallerinin bölgenin güvenlik ve istikrarını doğrudan tehdit ettiği vurgulandı. Resmi açıklamada, yaşanan olayların tüm sonuçlarından doğrudan Tel Aviv yönetiminin sorumlu tutulduğu kaydedildi.
1974 Anlaşması Rafa mı Kalkıyor?
Krizin diplomatik boyutu tarihi anlaşmaları da açıkça tehlikeye atıyor.
Şam yönetimi, Birleşmiş Milletler ve bölgede etkili olan ülkelere seslenerek İsrail'i durdurmaları için acil eylem çağrısında bulundu. Diplomatik trafiğin asıl hedefi, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'na yeniden dönülmesini sağlamaktı. Ancak sahadaki sıcak temaslar ve ihlaller, krizin kolay kolay dinmeyeceğini gösteriyor.
Hedefteki Stratejik Zirve: Şeyh Dağı
Peki krizin merkezindeki bu bölge neden bu kadar kilit bir öneme sahip?
Suriye'nin Kuneytra ilinde yer alan Şeyh Dağı, Golan Tepeleri'ne olan yakınlığı nedeniyle askeri ve güvenlik açısından bölgenin kalbi konumunda. İsrail'in 1967 yılından bu yana belirli bölümlerini işgali altında tuttuğu bu kritik zirve, stratejik konumuyla iki ülke arasındaki en hassas sinir uçlarından birini oluşturuyor.



