"Bir Nâdir Kitap Destanı", kitaba ve kitapla bağlantılı nice ayrıntıya muhtevidir. "Hans Peter Kraus un Otobiyografisi" üst başlığını taşıyan eser, Türkçe okuru için sınırlı sayıda (500 adet; Müteferrika Yay., İst., 2004)   basıldı. Otobiyografisini bizlerle paylaşan Peter Kraus zor zamanlarda atıldığı kitapçı çıraklığından "dünya sahaflar krallığına" yükselmiş ender bir şahsiyet.

Kraus un çalkantılı bir hayatı var, buna değinmeyeceğiz. Kitapçılıkla, özellikle de sahaflıkla ilgili olarak verdiği birbirinden ilginç tüyoları da gündemimize almayacağız. Kendisini ve eserini bu yazıya misafir etmemizin sebebi, bir iki cümlesini derdimizi anlatmak için kullanacak oluşumuzdur.

Eserin "Giriş"inde "Antika kitap satıcılığı bir polis hafiyesi gibi çalışmayı gerektirir" diyor Kraus; bu cümleyle ilgili ayrıntıları ise hemen her sayfada sergiliyor. Ayrıntılar arasında yer alan bir husus, bizim sözü fazla uzatmamızı önlemiş olacak: İş çıkardığı kurumlar arasında kamu kurumlarının yer alması, hatta bunların ön sıralarda bulunması. Söz konusu kurumların kütüphanelerini satışa çıkarmaları ve Kraus un bu sayede nadir kitaplara sahip olması... "Avusturya Savaş Bakanlığı nın seçkin kütüphanesini bir hurda kâğıt tüccarından aldım." (s. 46) "Prag daki bir başka kârlı alışverişim bir müzik okulunun kütüphanesi oldu." (s. 55) "Manastır kütüphanelerinden yaptığım alımlarda küçümsenmeyecek bir başarı elde ettim." (s. 57) Bahsi kapatmadan önce, Kraus un şu cümlesini alıntılayalım ve kamu kurumlarının, kütüphanelerini niçin sattığını anlayışla karşılamaya çalışalım: "1930 lu yıllarda kütüphaneler birbiri ardı sıra ekonomik ya da siyasal duruma kurban gidiyordu."

Sözü Kraus tan ve 1930 lu yıllardan alıp günümüze gelelim. Fakat aynı manzaranın bugün de sürdüğünü, hatta Türkiye de bu olumsuzluğun zirve yaptığını belirtelim: Hurdacıların ve sahafların eline düşen kamuya ait kitapların (hatta kütüphanelerin)  niceliğini tahmin etmemiz güç değil. Çünkü gün geçmiyor ki "Falanca Lisesi Kütüphanesi", "Filanca Cami Yaşatma Derneği Kitaplığı", "Fişmanca Halk Kütüphanesi" kaşeli boy boy kitap sahaflarda bize göz kırpmasın

Peki, bu kitaplar buraya nasıl geliyor

1. Onları, bulundukları kütüphaneden birileri aşırıyor ve birkaç kuruş karşılığında buralara mı satıyor

2. Şu da var elbet: Demirbaş defterleri şişkinleşmiş kurumlar çeşitli sebeplerle zaman zaman "kayıttan düşme" faaliyetine girişiyorlar. Kitabı, diğer demirbaş malzemeleriyle aynı kategoride değerlendiren hasta zihniyet, basım tarihi eski, bir kenarı çizilmiş, cilt kapağı incinmiş kitabı geri dönüşüm kutusuna gönderiyor.

3. Bu işin daha feci görüntülerine şahit olmamız mümkün mü Mümkün! Kamuya ait iken özelleştirilen, daha doğrusu birilerine peşkeş çekilen müessesenin kütüphanesi ne olacak Korunup kollanacak, yeni kurum bünyesinde yaşatılması sağlanacak, öyle mi Keşke öyle olsa. Peki, sahiden ne olacak Sebebi bilinmeyen bir yangından kurtarılırsa, herhangi bir kağıt fabrikasında tekrar değerlendirilmesi için, hurda fiyatına satılacak. Bir ihtimal daha var, kazara bir sahafın eline geçip tekrar okuyucuyla buluşacak

Üçüncü şıkkın sonucu mudur bilmem, şu günlerde sahaflarda "Sümerbank Merinos Fabrikası Kütüphanesi", "Sümerbank Basma Sanayi Müessesesi Kütüphanesi", "Sümerbank Adana Basma Fabrikası Kütüphanesi", "Hereke Dokuma Fabrikası Kütüphanesi" gibi kaşelerin basılı olduğu güzel ciltli ve eski tarihli kitaplara rastlıyoruz. Kimisinin arka kapağına "Merinos" yazısıyla birlikte şahane bir Merinos başı figürü, kimisininkine ise "Merinos Bursa 1938" yazısını da taşıyan Sümerbank amblemi soğuk damgayla nakşedilmiş

Güzelim bir kütüphanenin talan edilmesini haber veren bu son satırlardan sonra, alın size bir züğürt lakırdısı: Vasıflarından haber verdiğimiz kitaplardan birkaçını tekrar hayata döndürmüş olmamız bir teselli mi

Arap şükrü sokağı edebiyat günleri

 Değinmeden geçseydik iyiydi ya, olsun varsın, sevinsin zavallı arkadaşlar, kısacık temas edelim: Geçen hafta sonu, Bursa da Edebiyat Günleri nin bilmem kaçıncısı yapıldı. Bu büyük (!)  ve geleneksel etkinlik sanırım ilk kez uluslar arası başlığını da kullandı. "Uluslar arası"lığın nasıl sağlandığı hususu mizah konusu olmuş: Deniyor ki, Büyükşehir Belediyesi,  Göçmen Konutları mahallesinde oturup bir ayağı Bulgaristan da olan ve Artvin de yaşayıp  Kafkasya yla bağlantısı bulunan bir iki edebiyat öğretmeni sağolsun!..

İşin şakası bir yana, gidip de izleyenlerin anlatımına inanacak olursak, "kadın" konulu bir önceki yılın edebiyat günleri daha kanlı canlı geçmiş. Biz anlatım ustalarının yalancısıyız, geçen yıl Arap Şükrü Sokağı nda kendisine kadeh tokuşturma imkanı sağlandığı için "küçük" şair "İskender" şöyle bir güzel tekellüm etmiş: "Yahu bu Bursa nın AKP li Belediyesini gerici biliyorduk, yanılmışız, bizimkilerden daha ilericiymiş! Baksanıza, kafayı bile buldurdular! Aferinler ola!" Aynı cümbüş Tophane sırtlarındaki Kitabevi nde de kurulmuş ve içinde kadın haklarının da yudum yudum korunup kollandığı feci sahnelere gebe kalmış!

Bu yılki edebiyat günlerine dönelim. Özgürlük konusunun işlendiği söyleniyor, neye özgürlük Büyükşehir Belediyesinin seviyesiz  kültürel etkinliklerine! Bir de sol edebiyat gruplarına! Geçelim

Son olarak, bir tashih: Yukarıda Bilmem kaçıncı dedik ya; ikinci olmalı. Arap Şükrü Sokağı İkinci Edebiyat Günleri!

(Meraklısı için not: Adı geçen sokak bir eski zaman Yahudi sokağı olup, şimdilerde meyhaneler caddesidir.)

Adresimiz: P. K. 205, Ulucami, BURSA