Osmanlı Sultanlarının elinden kitap düşmez. Bunlar genelde hikmet yüklüdür. Osmanlı Sultanları nın yönetim başarıları bir rastlantıyla değil. Hayatın onlara yüklediği sorumluluğu hakkıyla sonuna kadar yerine getirmelerinden kaynaklanmakta. Sorumluluk salt yönetsel anlamda değil, onları buna hazırlayan koşullar da.

Filibe bir Bulgaristan şehri. Aynı zamanda bir Osmanlı şehri. Bir Balkan gezimizde uğradığımızda ne kadar bize ait olduğunu o zaman görmüştük. Bir evin damında beliren bir minare, bir kubbe, ardından kendimizi bulduğumuz Sultan Hüdavendigâr Camii. Sultan Murad ın bir şehri kendine ait kılmasının en belirgin özelliği. İslâm medeniyetinin sultanlarının bir özelliği bulunuyor. Fethettikleri bir beldeyi, bir şehri kendilerine ait kılmak için yaptıkları ilk iş, oraya bir cami ve yanına bir çınar kondurmak. Bunlar birbiriyle uzun ömürlülükte yarışırlar. Sultanlarımızın bu başarısı ve adlarının kalıcılığının arkasında yatan nedir Bu, merak konusu bizler için. Olması da gerekir.

Sultan ın kendisi de bir kalıcılık eseri. İslâm sultanlarının başarılarının arka planı bilenmeden kestirme ve toptan bakışlar onları tanımlamaya yeterli değil.

Bazı tevafuklar önemli.

Bazı eserler vardır ki, onlar ağır ve sindirerek okunmalı

Kâbusname  İslâm sultanlarından Keykavus un eseri. Onu Sultan Murad zamanında Türkçeye çeviren Mercimek Ahmet. Bunun Sultan Murad ile ilişkisini ve öyküsünü çevirmeninden dinleyelim: "Bir gün Filibe yolunda padişah hizmetine vardım, gördüm ki Sultan ı cihan sahib kıran-ı zaman sultan ibn es sultan Murad Han ibn Muhammed Han ibn Bayezid ibn Murad Han ibn Orhan ibn Osman halledallahu mülkehu ve ebede devletehu [Tanrı onun mülkünü daim ve devletini ebedî kılsın] elinde bir kitap tutar.. Bu zaif hastadil [bu zayıf ve hasta gönüllü] ol âli cenabdan [o yüksek gönüllüden] ne kitaptır deyu istida [diye sordum] ettim. Ol lâfz-ı şekerbarından [tatlı dilinden] Kânbusnâme dir deyu cevap verdi ve ayıttı ki [dedi ki] hoş kitaptır ve içinde çok faideler ve nasihatler vardır; ama Fârsî dilincedir bir kişi Türkîye tercüme etmiş, velî Ruşen değil, açık söylememiş. Eyle olsa hikâyetinde halâvet bulamazız [hikâyesinden tad alamayız], dedi. Ve lâkin bir kimse olsa ki bu kitabı açık tercüme etse, tâ ki mefhumundan gönüller haz alsa. Pes bu zaif ikdam ettim, buyurursanız ben kemine [aciz] tercüme edeyin deyince ol pâk nazarlu [o temiz bakışlı] padişah senin ne haddinedir, demedi, filhal tercüme et, deyu buyurdu."

Bir zamandan bir zamana, bir yönetim anlayışından bir başka anlayışa geçerken değişenlerin insan hayatında ne kadar önem kazandığı görülür. Bir Sultan ile bir âlimin ilişkilerindeki güzellikler bir nezaket içinde sürüyor. Herkes haddini biliyor.

Yeni zamanın sultanları bilgiyi ve hikmeti önemsemezler. Gerek de duymazlar. Onlar bir tek satır okumayı kendilerine zül addederler. Günlük bilgiler önlerine konur, şöyle bir göz atarlar. Konuşmalarını başkaları hazırlar. Amerikan usulü tihnk thank yaparlar şöyle ol böyle ol derler.

Sultan Keykavus yerine sultan seçilecek olan oğluna nasihate başlar başlamaz şu öğüdü verir.

"Amma eğer dilersen kim Allahutaâlâyı bilesin, hod-şinas ol, yani kendüzünü bil. Zira her kim kendüyü bildi Allah ı bildi. Bu sözden murat budur ki sen bilinmişsin ve ol bilicidir. Yani sen nakışsın ve ol nakkaştır. İmdi sen cehd et, kendi nakşın yüzünden fikreyle anı bilmeye; onun nakkaşlığı yüzünden fikreyleme." [s. 11]

"Resul hazreti, ümmetine nasihat için hadis buyuruptur kim tefekkerû fi sıfati llahi ve lâ tefekkerû fi zati llahi." [Tanrının nasıl olduğunu düşünün, kim olduğunu düşünmeyin. Bu hadisin bir de şu şekli vardır: "Tanrının nimetlerini düşünün, kim olduğunu düşünmeyin.] [s. 445]

Velhasıl bir medeniyetin inşasında elde sadece kılıç yok, kitap ve adalet, sevgi ve aşk var.