Bugün Ortadoğu‘da isyan, işgal, kan ve gözyaşı var. Bu sürecin 1909 yılındaki Sultan Abdülhamid Han‘ın tahttan indirilmesiyle başladığı söylenebilir.

Ülkeyi 33 yıl denge siyaseti ile harp riskine sokmadan ayakta tutmayı başaran Sultan Abdülhamid Han, tahttan indirildikten sonra gönderildiği sürgünden dönünce Beylerbeyi Sarayı‘nda beş buçuk yıl yaşadı. Burada devletin bir oldu bittiyle Dünya Savaşı felaketine sürüklendiğine şahitlik etti. Genelde dünyanın, özelde ise Ortadoğu‘nun kaderini derinden etkileyen bu olayın mağduru Sultan‘ın vefat yıldönümü vesilesiyle hazırladığımız sayfamızda; Abdülhamid Han‘ın hayatını ve Osmanlı‘nın son dönemindeki gelişmeleri ana hatlarıyla anlatmaya çalıştık.

"Hasta adam"ı ayakta tutan Sultan Abdülhamid Han

Batının Hasta Adam olarak gördüğü Osmanlı‘nın borcunu ödeme karşılığı Filistin topraklarını isteyen Teodor Herzl‘i "Bu topraklar kanla alındı. Kanla verilir." diyerek kovan Sultan Abdülhamid Han, türlü hilelerle gönderildiği sürgün sonrası 10 Şubat 1918‘de Beylerbeyi Sarayı‘nda vefat etti. Abdülhamid Han‘ın tahttan indirilmesiy kan gölüne dönen dünyada ve özellikle Ortadoğu‘da huzur hâlâ tesis edilemedi. Sultan Abdülhamid, 18 Mart 1917 tarihinde hatıratına şunları yazıyordu: "Düşünüyorum. Üç kıtaya yayılmış koskoca bir cihangirlik, on yılda bir avuç toprak haline geldi. Vebali kimin?.. Kimin olduğunu bulsak ne işe yarar, vatan elden gittikten sonra..."

Sultan İkinci Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul‘da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi‘dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi.

Özel hocalar tayin edilerek iyi bir eğitime tabi tutuldu. Arapça‘yı, Ferid ve Şerif efendilerden, Farsça‘yı Kazasker Ali Mahvi Efendi ve Sadrazam Safvet Paşa‘dan; tefsir, hadis, fıkıh ilimlerini Gümüşhanevi Ömer Hulusi Efendi‘den; Fransızca‘yı Gardet, Edhem ve Kemal paşalardan ve diğer din ve fen ilimlerini de sahasında üstad olan hocalardan öğrendi. Tahsilinden artan zamanlarını ata binmek, silah kullanmak ve spor yapmakla değerlendirirdi.

Şehzade Abdülhamid‘in zeka ve hafızasının son derece yüksek oluşu ile politik kabiliyeti, amcası olan Sultan Abdülaziz‘in dikkatini çekti. Nitekim Sultan Abdülaziz Han, onun daha serbest bir ortamda yetişmesini sağladı. Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Şehzade Abdülhamid de bu imkanlardan en iyi şekilde istifadeye çalıştı. Yabancı basını devamlı takib ederek dış devletlerin niyet ve emellerini ve gayelerine ulaşabilmek için uyguladıkları metodları iyi etüd etti. Ayrıca ticari faaliyetlerde de bulundu. Kendisinin marangoz atölyesi ile çiftliği vardı.  Son derece cömerd olan şehzade, kazandığı paraları saltanatı sırasında din ve devlet işleri ile fakir-fukaraya harc etti.

Hainlerle mücadeleye başlıyor

Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış Batının, diplomasisine hayran kaldığı büyük bir dehadır.

İngilizlerden para alarak düşmanın kuklası haline gelen Hüseyin Avni Paşa; Midhat, Mütercim Rüşdi, Mahmud Celaleddin ve Nuri paşalar, Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi ile anlaşarak 1876‘da Sultan Abdülaziz‘i tahttan indirdiler ve çok geçmeden de şehid ettiler. Yerine çıkardıkları Şehzade Murad, rahatsızlığı sebebiyle ancak üç ay tahtta kalabildi. Bunun üzerine Şehzade Abdülhamid otuz dört yaşındayken 31 Ağustos 1876 Perşembe günü Osmanlı tahtına oturdu.

Savaşlar ve ekonomik kriz...

Sultan Abdülhamid Han‘ın tahta çıktığı iki yıl içinde gelişen feci olaylarda padişahın sorumluluğu yok denecek kadar azdı. Çünkü bu sırada Osmanlı dış siyasetine yön veren devlet adamları yabancı diplomatların tesirinden çıkamıyorlardı. 2. Abdülhamid tahta çıktığı zaman Osmanlı Devleti tam bir bunalımın içindeydi. Karadağ ve Sırbistan‘da savaş Osmanlı‘nın aleyhine dönmüş, Bosna Hersek ve Girit‘te ayaklanmalar başgöstermişti. Osmanlı ekonomisi krize girmiş ve Sadrazam Mithat Paşa ile arkadaşlarının batı hayranlığı Devlet-i Aliye‘nin aleyhinde batı ile işbirliği yapar hale getirmiş, Meşrutiyet‘in ilanı için yoğun talepler üzerine 23 Aralık 1876‘da Birinci Meşrutiyet ilan edilmişti.

93 Harbi ve sonrası...

Meclis-i Mebusan‘ın ilk işi ise Rusya‘ya savaş ilan etmek oldu. Yaşanan 93 harbi Osmanlı‘nın büyük sıkıntılar çekmesine sebep oldu. Savaş sonunda yapılan Ayestafanos Antlaşması ile Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı‘nın elinden çıktı. Ruslar Edirne‘yi geçip Yeşilköy‘e kadar gelmişlerdi. Doğuda ise Kars düşmüş ve Rus kuvvetleri Erzurum‘a yaklaşmıştı. Savaşlarda on binlerce Müslüman şehid olurken, bir o kadarı da İstanbul‘a akın etti. Muhacirler bir plan içinde Anadolu‘nun çeşitli bölgelerine yerleştirilmeye çalışıldı. Bu sırada memleketin tek karar organı olan mecliste de tam bir anarşi hüküm sürmekte ve milletvekilleri hiçbir meselede bir araya gelememekteydi.

Şer güçlerle savaş halinde bir ömür

Sultan Adülhamid, İngiltere ile yaptığı anlaşma karşılığından Ayestefanos Antlaşması‘yla kaybedilen bazı toprakları tekrar Osmanlı Devleti‘ne katmasını bildi. Borç batağına giren devleti borçtan kurtarmak için büyük zorluklara katlandı. Osmanlı Devletinin başına gelen felaketlerin dış devletlerin piyonu olmuş Osmanlı devlet adamlarının basiretsiz tutumlarından kaynaklandığını anlayan ve Hüseyin Avni Paşa gibi İngilizlerden para bile alanları gören Padişah, devlet hizmetinde çalışanları kontrol etmek üzere kuvvetli bir istihbarat teşkilatı kurdu.

Gerçekten de Sultan Abdülhamid‘in bu tedbirleri almasındaki isabeti çok geçmeden görüldü. İngiliz taraftarı olup devletin ancak İngiliz yardımı ile kurtulabileceğine inanan Ali Suavi, Galatasaray Lisesi Müdürlüğünden azledilmesini hazmedemeyerek Çırağan Sarayına bir baskın düzenledi. Ali Süavi‘nin hedefi, Sultan Abdülhamid Hanı saltanattan düşürmek ve yerine Beşinci Murad‘ı padişah yapmaktı. Fakat Beşiktaş Zaptiye Amiri Hasan Paşa, kısa sürede isyanı bastırdı. Çıkan vuruşma sırasında Ali Suavi öldürüldü. (20 Mayıs 1878)

"Filistin kanla alındı, kanla verilir"

Memlekette çok büyük imar ve eğitim faaliyetleri başlatarak, çoğu şahsi parasından karşılanan cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü ve imarethane yaptırdı. Bu eserlerin tamamı 1552 adet olarak kayda geçti. Ayrıca ülkenin dört bir yanını demiryollarıyla döşetti. Yunanlıların Girit‘te isyan çıkartarak Türkleri katletmeye başlamaları üzerine Yunanistan‘a savaş ilan etti. Bu savaş sonucunda Osmanlı Ordusu Atina‘ya dayandı. Batılılar ve yandaşlarının zorlamasıyla ateşkes ilan edildi.

Filistin ve civarı için gelen Yahudilerin, "Osmanlı‘nın borcunun tamamını biz ödeyelim. Sen de bize Filistin‘de toprak ver" teklifine, Abdülhamid Han, "Bu topraklar kanla alındı. Kanla verilir." deyip, başlarındaki Teodor Herzl‘i huzurundan kovdu ve Filistin‘i hususi vakıf yaptı. İttihatçılar ise  bu vakfiyeyi bozarak bugünkü Ortadoğu sorununu hazırladılar.

Doğu Anadolu‘da Ermeni hareketlerine karşılık kurduğu Hamidiye Alayları ile bölgedeki asayişi ve Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.

31 Mart isyanı

Dönemin iki güçlü devleti Almanya ve İngiltere‘nin kurdurduğu İttihat ve Terakki Fırkası‘nın ilk hedefi II. Abdülhamid‘i tahtında indirmekti. Ancak sadece II. Meşrutiyetin ilanına muvaffak olmuşlardı. II. Meşrutiyet ile birlikte halkın Sultan Abdülhamid‘e sevgisi ve bağlılığı daha da artmıştı. Bu nüfuzu ortadan kaldırmak için çeşitli kuklalar kullanan Batı, nihayetinde 31 Mart Vak‘ası‘nı bu memlekete yaşatmıştı.

31 Mart olaylarının bastırılmadığını iddia eden Selanik‘teki Hareket Ordusu‘nun başındaki birkaç aklı evvel, olaylara müdahale etmek ve vatanı kurtarmak(!) için İstanbul‘a gelerek Yeşilköy‘de durdu. Ordunun başında o devrin Hürriyet Kahramanı(!) Enver Paşa ve Mahmud Şevket Paşa bulunmaktaydı.  İstanbul‘da padişahı tahttan indirmek için geldiklerini gizlemek zorundaydılar. Çünkü Abdülhamid Han‘a bağlı bulunan Hassa Ordusu‘nun bir anda kendilerini yok edebilecek güçte olduğunu bilincindeydiler. Bütün bunlar olurken, Hassa Ordusu mesupları da Padişah‘ı korumak için silah istemekteydi. Hatta bazıları silahlanmaya başlamıştı bile. Durumu öğrenen Sultan Abdülhamid Han, "Paşalar, ben Halife-i İslamım. Müslüman‘ı Müslüman‘a kırdırmam. Asker zinhar kurşun atmasın! Eğer kurşun atacaklarsa ilk önce beni vursunlar, sonra kurşun atmaya başlasınlar" demişti. Sultan Abdülhamid‘in bu tutumu kardeş kavgasını ve bir iç savaşı istememesi olarak yorumlanmıştır. Sultan Abdülhamid Han‘ın bu büyüklüğü sonucunda Hareket Ordusu hiçbir direnişle karşılaşmadan Yıldız Sarayı‘na kadar gelip dayanmıştı. Saray‘daki askerlerin Abdülhamid Han‘ın emrine uyarak teslim olmasıyla Hareket Ordusu istediği gibi davranmaya başlamıştı.

Huzurdaki hainler

Hareket Ordusu‘nun Yıldız Sarayı‘nı ele geçirmesiyle birlikte İttihatçıların Sultan Abdülhamid Han için yapmak istedikleri operasyonun şekli de belirmeye başlamıştı. Öncelikle Meclis-i Mebusan‘ın kararı gerekmekteydi. Tabii Meclis‘teki hain sürüsü bu kararı almak için sadece 1 toplantı yapmış ve Abdülhamid Han‘ı tahttan indirme kararı almışlardı. Kararı Padişah‘a tebliğ için, bir heyet seçilmiş ve Yıldız Sarayı‘na gönderilmişti. Heyetin teşekkül tarzı ise, Türk tarihinin en yüz kızartıcı hadiselerinden biri oldu. Heyette; Yahudi Emanuel Karasso, Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi ve Padişah‘ın uzun seneler yaverliğini yapmış olan karışık soydan Arif Hikmet Paşa idiler. Padişah, gelenlerin kimler olduğunu, öğrenince; "Bir Türk padişahına, İslâm halifesine hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?" demekten kendini alamadı. Akabinde Padişah ve yanındakiler Hareket Ordusu‘nun subayları eşliğinde Sirkeci Tren istasyonuna götürülerek özel bir trenle Selanik‘e gönderildi. (27 Nisan 1909)

İttihatçılar daha sonra yanlarındaki çapulcularla birlikte Yıldız Sarayı‘nı yağmalamaya başladı. Kelle avcılığına soyunan İttihatçılar çeşitli mahkemeler kurarak birçok Müslüman‘ın kanına girdi. Sultan Abdülhamid Han, Selanik‘te üç yıldan fazla kaldı. Yunanistan‘ın Osmanlı Devleti‘ne savaş ilan etmesi üzerine, Gazi Ahmed Muhtar Paşa kabinesi, Sultan Abdülhamid Han‘ın Selanik‘te muhafazası zorlaşacağından, İstanbul‘a nakledilmesini kararlaştırdı. 1 Kasım 1912 günü İstanbul‘a getirilen Ulu Hakan, ikametine tahsis olunan Beylerbeyi Sarayı‘na yerleştirildi.

Sultan Abdülhamid Han, Beylerbeyi Sarayı‘nda beş buçuk yıl yaşadı. 1918 yılının Şubat ayı başında hastalandı. Yetmiş yedi yaşındaydı. Şiddetli bir nezleye tutulmuş, yaşlılığından dolayı yatağa düşmüştü. 10 Şubat 1918 günü akşamı vefat etti ve Çemberlitaş‘taki Sultan Mahmud türbesine defnedildi.    10 Şubat 1918

Ermenilerin suikast girişimi

Sultan Abdülhamid Han‘ın fevkalade akıllı ve tedbirli siyaseti ile bütün İslam alemini kendisine bağladığını gören İngilizler, Osmanlı Devletinin iyiye gidişini durdurmak ve yıkmak için faaliyetlerini yoğunlaştırdılar. Bir taraftan Padişah aleyhine faaliyette bulunan İttihad ve Terakki Cemiyetini desteklerken, diğer taraftan Arabistan Yarımadasında bedevi kabilelerini ve Doğu Anadolu‘da Ermenileri Osmanlı Devletine karşı kışkırttılar. Bu arada Sultan Abdülhamid, Ermenilerin, Avrupa devletlerinin dikkatlerini çekmek üzere giriştikleri isyanları anında bastırdı. Hatta bu iş için polis ve jandarmadan ziyade sivil halkı kullandı (1895-1896). Bunun üzerine Ermeniler bir arabaya yerleştirdikleri saatli bomba ile Padişah‘ı Cuma namazından çıkışta öldürmek istediler. Fakat Abdülhamid Han, bu suikastten kurtuldu. Bütün bu dalavereler, onu uyguladığı politikadan zerre kadar döndürmedi.

Kronoloji

1 Şubat 1935 Ayasofya Camii‘nin müzeye çevrilmesi

2 Şubat 1833 İbrahim Paşa komutasındaki Mısır Ordusu‘nun Kütahya‘ya kadar ilerlemesi

3 Şubat 1975 Kıbrıs Türk Havayolları‘nın Türkiye-Kıbrıs seferine başlaması

3 Şubat 1966 İlk uzay gemisinin Ay‘a inişi

3 Şubat 1969 Yaser Arafat‘ın Filistin Kurtuluş Örgütü liderliğine getirilişi

4 Şubat 1934 Balkan Paktı‘nın imzalanması

7 Şubat 1695 Sultan II. Ahmet‘in Ölümü ve Yeğeni (IV. Mehmet‘in Oğlu) Şehzade Mustafa‘nın Osmanlı Hükümdarı Olarak Tahta Çıkması.

8 Şubat 1640 Sultan 4. Murat‘ın Ölümü

9 Şubat 1788 Avusturya‘nın Osmanlı Devleti‘ne Savaş İlan Etmesi

10 Şubat 1918 Sultan 2. Abdülhamit‘in vefatı

13 Şubat 1975 Kıbrıs Türk Federe Devleti‘nin Kuruluşu

14 Şubat 1876 Telefonun İcadı

14 Şubat 1953 Yeni Balkan Paktı Ankara‘da İmzalandı

16 Şubat 1999 Teröristbaşı Abdullah Öcalan, Kenya‘nın Başkenti Nairobi‘de yakalanarak Türkiye‘ye getirildi

17 Şubat 1923 "Türk Medeni Kanunu"nun TBMM‘de kabulü

18 Şubat 1451 Fatih Sultan Mehmet‘in tahta geçmesi

18 Şubat 1952 Türkiye‘nin NATO‘ya girişi

18 Şubat 1952 Yunanistan‘ın NATO‘ya girişi

20 Şubat 1622 Genç Osman‘ın katli

20 Şubat 1970 Boğaziçi Köprüsü‘nün temeli atıldı

21 Şubat 1920 Ankara Hükümeti‘nin Londra Konferansı‘na Katılışı

22 Şubat 1962 Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir ve arkadaşları hükümet darbesine kalkıştılar.

24 Şubat 1848 Fransa‘da geçici bir hükümet kurularak II. Cumhuriyetin ilan edilmesi

24 Şubat 1798 Napolyon Bonapart‘ın Gazze‘yi işgali ve Akka‘yı kuşatması

24 Şubat 1955 Türkiye-Irak arasında "Bağdat Paktı"nın İmzalanması (CENTO), ABD‘de gözlemci olarak katıldı

25 Şubat 1711 Rusların Osmanlılara karşı savaş ilan etmesi

25 Şubat 1991 Varşova Paktı‘nın feshi (1991).

28 Şubat 1856 Islahat Fermanı‘nın ilan edilmesi

Muhabir: Haber Merkezi