İstatistikler yalan söylemez: Almanya’da ekonomik alarm zilleri çalıyor. 2022 ile 2024 yılları arasında yalnızca en büyük 20 şehirdeki şirket iflaslarının sayısı 4515’ten 10.107’ye çıktı. Berlin, Münih, Hamburg gibi şehirler başı çekiyor. Ekonominin bel kemiği olan KOBİ’ler bir bir kapanıyor. Oysa bu ülke bir zamanlar üretim gücüyle, planlama disipliniyle dünyaya örnek gösterilirdi.
Ancak artık Almanya, sadece iflaslarla değil, elektrik fiyatlarında da dünya liderliği ile anılıyor. Kilovatsaat başına ortalama 38 cent ödeyen haneler,bazı ülkelerde ucuz elektrik kullanan insanlara imreniyor. Dünyada en pahalı elektrik kullanan beşinci ülkeyiz. Hadi Danimarka’da insanlar daha fazla ödüyor diyelim; ama orada kazanç da fazla. Burada ise düşük gelirliler için faturalar, adeta bir kabus.
Tüm bu ekonomik zorlukların üzerine, bir de izlenen dış politika ekleniyor. Almanya, uzun zamandır barışçıl diplomasiyle anılırdı. Ancak son yıllarda savaş politikalarına doğrudan ya da dolaylı destek veren bir pozisyona kaydı. Bu tutum ne Almanya’nın iç barışına katkı sağlıyor, ne de uluslararası itibarına. Bilakis, savaşan taraflardan birine açık destek vermek, Almanya’yı küresel dengelerde zayıf ve bağımlı bir ülke görüntüsüne itiyor.
Tüm dünyada “Made in Germany” damgalı otomobiller hâlâ kalite sembolü olarak yollarda. Ancak marka değerini taşımakla övünen bir ülke, içeride ekonomik kriz ve dış politikada yönsüzlük yaşıyorsa, bu dış imaj ne kadar sürdürülebilir?
Bir ülke, içeride ekonomisi zayıflarken savaşlara destek vererek refahını yeniden inşa edemez. İçeride motor tekliyorsa, dışarıdaki gösterişli vitrin de uzun vadede ayakta kalamaz.
Üstelik Almanya’nın yeniden güçlü bir aktör olmasından rahatsız olan çevreler başta ABD olmak üzere bu zayıflığı seyretmekten fazlasını yapıyor. Avrupa’daki birçok ülke de, Almanya’nın yeniden siyasi ve ekonomik olarak güç kazanmasından memnun değil.
O yüzden bu ülkede yaşayan herkesin artık yüksek sesle sorması gereken bir soru var:
Kendine zarar veren bir ekonomi ve itibarı zedeleyen bir dış politikayla nereye kadar?

