Starbucks, eski CEO'su Howard Schultz'un İsrail yanlısı geçmişteki açıklamaları, sendikalarla yaşanan Filistin destekli anlaşmazlıklar sebebiyle küresel boykot kampanyalarının hedefi...

Şirketin eski CEO'su ve büyük hissedarı Howard Schultz'un, geçmişte İsrail'i ve ABD-İsrail ittifakını öven eylemleri ve ödülleri boykotun fitilini ateşledi...

Çatışmaların başında Starbucks İşçileri Sendikası'nın (Starbucks Workers United) Filistin ile dayanışma mesajı yayınlaması, sonrasında şirketin sendikaya marka hakkı davası açması kamuoyunda tepkilere yol açtı.

Whatsapp Image 2026 05 29 At 00.20.16 (1)

O ÜLKEDEKİ SATIŞLARINDA SERT BİR DÜŞÜŞ YAŞANDI!

Olay şu; Starbucks'ın Güney Kore'de ülkenin en kanlı askeri katliamının ve hafızalara kazınan bir işkence davasının yıl dönümünde başlattığı reklam kampanyası...

Bu reklam, ülke genelinde devasa bir boykot dalgasına yol açtı.

Şirketin üst düzey yöneticisinin görevden alınmasına ve resmi kurumların yaptırımlarına neden olan kriz sonrası, kahve devinin ülkedeki satışlarında sert bir düşüş yaşandı.

Dünyanın en büyük kahve zincirlerinden Starbucks, Güney Kore'de hayata geçirdiği yeni reklam kampanyası nedeniyle büyük bir siyasi ve toplumsal krizin merkezine yerleşti.

Starbucks'ın, Kore'nin "Tank Günü" adı altında düzenlediği ve büyük boy içecek termosunu "Tank" ismiyle satışa sunduğu kampanya, ülkenin yakın tarihindeki en büyük trajedilerden birini tetikledi.

Kampanyanın zamanlaması olarak seçilen 18 Mayıs tarihi, Güney Kore'de 1980 yılında yaşanan ve yaklaşık 2 bin kişinin hayatını kaybettiği Gwangju Ayaklanması'nın yıl dönümüne denk geliyor.

O dönem ordu, çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu demokrasi yanlısı göstericilere karşı tankları sahaya sürmüştü.

Whatsapp Image 2026 05 29 At 00.20.16

İŞKENCE DAVASINI HATIRLATAN SKANDAL SLOGAN YA DA İKİ HASSAS TARİHİ OLAY!

Krizin boyutunu artıran bir diğer unsur ise şirketin tercih ettiği reklam sloganı oldu.

Kampanya için seçilen "Elini masaya küt diye vur" ifadesi, 1987 yılında polis tarafından işkenceyle öldürülen üniversite öğrencisi Park Jong Chol'ün davasını akıllara getirdi.

Dönemin suçlu polisleri mahkemedeki savunmalarında, öğrencinin işkenceden değil, sorgu sırasında müfettişlerin masaya elini sertçe vurması üzerine yaşanan korkudan dolayı kalbinin durduğunu iddia etmişti.

Bu iki hassas tarihi olayın aynı kampanyada ironik bir şekilde birleşmesi, toplumsal öfkeyi zirveye taşıdı.

DEVLET BAŞKANINDAN SERT TEPKİ VE RESMİ BOYKOT

Skandalın ardından Güney Kore halkı sokaklara döküldü.

Gwangju'daki bir Starbucks şubesi önünde toplanan öfkeli aktivistler, kahve bardaklarını çekiçlerle parçalayarak şirketi protesto etti.

Toplumsal tepkiye hükümet kanadı da sessiz kalmadı.

İçişleri Bakanlığı, tarihi hafife alan şirketlerin hediye kuponlarının artık resmi kurumlarda kullanılmayacağını duyurdu.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, insan haklarını ve demokrasiyi hiçe sayan bu ahlaksız kâr avcılarının davranışları karşısında büyük bir öfke duyduğunu belirtti.

ÜST DÜZEY YÖNETİCİ VE ÇALIŞANLAR GÖREVDEN ALINDI

Starbucks'ın Güney Kore operasyonlarını yürüten ve Shinsegae Group bünyesinde bulunan E-Mart şirketi, boykot çağrılarının ardından satışlarda çok ciddi bir düşüş yaşandığını doğruladı.

Yaşanan kriz üzerine Shinsegae Group Başkanı Chung Yong Jun düzenlediği basın toplantısında kamuoyundan özür dileyerek tüm sorumluluğu üstlendiğini açıkladı.

Şirket, kampanyada rol alan 5 çalışanın işine son verirken, geçen hafta da Starbucks Kore'nin en üst düzey yöneticisinin görevden alındığı bildirildi.

Kurban ailelerinin şikayeti üzerine başlatılan adli soruşturmada ise üç çalışanın telefonlarını incelemeye vermeyi reddettiği, ancak şu ana kadar bilinçli bir alay etme kanıtına rastlanmadığı aktarıldı.

SİYASİ TARTIŞMALAR BÜYÜYOR

Kriz, ülkedeki siyasi partileri de karşı karşıya getirdi.

Askeri diktatörlük dönemine daha yakın duran muhafazakâr Halkın Gücü Partisi, protestoları "tüketici sansürü" ve "seçici öfke" olarak nitelendirdi.

Parti yetkilileri, Güney Koreli bir oyuncunun sadece Starbucks mağazasında çekilmiş bir fotoğrafı nedeniyle bir projeden çıkarılmasını örnek göstererek, toplumsal tepkinin kontrolden çıktığını ve bir cadı avına dönüştüğünü savundu.

PARK JONG CHOL DAVASI NEDİR?

Park Jong-cheol davası, 1987 yılında Seul Ulusal Üniversitesi öğrencisi Park Jong-cheol'un Güney Kore'deki askeri cunta yönetimi (Chun Doo-hwan rejimi) tarafından polis gözetiminde işkenceyle öldürülmesi ve bu olayın üstünün örtülmesine yönelik tarihi bir adli süreçtir.

Olay, ülkenin demokratikleşmesini sağlayan Haziran Demokratik Ayaklanması'nı tetiklemiştir.

Park Jong-cheol, hükümet karşıtı öğrenci hareketindeki bir eylemcinin yerini söylemeyi reddettiği için polis tarafından gözaltına alındı.

14 Ocak 1987 tarihinde, Namyeong-dong Polis Merkezi'ndeki sorgu sırasında dedektiflerin acımasızca uyguladığı işkence ve suistimal sonucu boğularak hayatını kaybetti.

Yetkililer, olayın duyulmasını engellemek için gencin kalp krizinden öldüğünü iddia etti.

İlk incelemeyi yapan doktorun cesetteki morlukları ve boğulma izlerini basına sızdırması üzerine halk büyük bir öfke yaşadı. Adalet İçin Katolik Rahipler Birliği gibi sivil toplum örgütleri cinayeti kanıtlarıyla kamuoyuna açıkladı.

Bu skandal üzerine düzenlenen protestolar milyonlarca insanı sokaklara döktü.

Güvenlik güçlerinin aşırı müdahalesi öfkeyi daha da büyüttü.

Artan uluslararası baskı ve kitlesel gösteriler, diktatör Chun Doo-hwan hükümetinin geri adım atmasını ve serbest başkanlık seçimlerini içeren "29 Haziran Bildirgesi"ni kabul etmesini sağladı.

Başlangıçta polis, olayı sadece iki memurun üzerine yıkarak kapatmaya çalıştı.

Katolik Rahipler Birliği'nin yürüttüğü bağımsız araştırmalar ve cesur savcıların gayretleriyle, gerçeği örtbas etmeye çalışan komiserlerin ve diğer polis memurlarının doğrudan parmağı olduğu kanıtlandı.

Sorumlu polis memurları yargılanarak uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldı.

Kaynak: Haber Merkezi