Ülke yarı başkanlığa geçmiş. Cumhurbaşkanı, 33 ay partisinden ayrı kalmış. İsimleri, olayları tecrübe etmiş. 15 Temmuz gibi büyük bir olay yaşanmış. Ülke, yönetim sistemini değiştirmiş… 

***

Rusya, Hindistan, Çin, Amerika seferinden dönüyor! 

İpleri tam ele alıyor. Partiyi ve kabineyi yeniden kuruyor. 2019’a hazırlık yapacak. 

Beklenti yüksek, rivayetler muhtelif… 

***

Bu çerçevede gidecekler şöyle sıralanıyor:

Eğitim, kültür, çevre, tarım, sanayi, ekonomi, kalkınma, AB, dışişleri, başbakan yardımcılıklarından biri…

Kalacaklar: 

İçişleri, aile, gümrük, maliye, orman, ulaştırma, sağlık…

***

Kamuoyu ise kabine revizyonundan iki ihtiyacın karşılanmasını bekliyor. 

Paralelle siyasi mücadele… 

Her ne kadar seçimle gelse de, paralelse eğer bir siyasinin kulağından tutulup gözaltına alınması…

***

7 Haziran 2015’ten beri tıkanan devlet erkinin yeniden harekete geçirilmesi.

Durma noktasına gelen işlere hükümetin el atması…

Anlayacağınız herkes gider, herkes kalır! Çünkü sürprizi sever!

Damat dâhil!

Politikalar değişmese de, kadrolar değişecek. Hem partide, hem kabinede!

VODAFONE MU, TELSİM Mİ?

Vodafone kullanıcısıyım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gittiğimde Vodafone, oluyor TELSİM! Neden acaba? 

Dünyanın her tarafındaki Vodafone, Cem Uzan’ın aziz hatırasına saygıdan dolayı KKTC’de Telsim olmasa gerek! Yetkililerden cevap bekliyoruz!

BALKON, SALON, PROTOKOL…

Yer, Kayseri Melikgazi, Cami-i Kebir’in avlusu. Tarih 8 Mayıs. 

Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün babasının cenaze namazı kılınıyor. 

***

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek, avluya gelir. 

Bahçede, en ön safta etrafındaki birkaç kişiyle beklemeye başlar.

O esnada Cumhurbaşkanlığı korumaları gelir. 

“Efendim, sizleri bariyerlerin arkasına alabilir miyiz! Burası malum devlet protokolüne ait!” Bize gelen bilgi böyle. Sonra devlet erkânı camiden çıkar.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Binali Yıldırım, Kılıçdaroğlu, Davutoğlu, bakanlar… Gökçek, üçüncü safta namaza durur.

Önce 16 Nisan’da balkona çıkmadı, sonra salonlar, ardından protokol…

Ülkede, siyasette, partide, kabinede ve yerel yönetimlerde kartlar yeniden karılıyor. Böylesi dönemde bu yaşananlar ne anlama geliyor acaba?

BAKAN, SEN ÇIK ARADAN!

Hatırlar mısınız? “Sayın Bakanım” diye bir dizi vardı.

“Makama-bakana iltifat üzerine kurulu olan bürokrasinin” halleriydi bütün bir kurgu. 

***

Haluk Bilginer ve Kenan Işık, ne de güzel anlatıyordu hâl-ü ahvalimizi!  

Şimdi ise, dobra bir vatandaşla bir bakanın gerçek telefon görüşmesini anlatacağım. Kurgu değil, aynıyla vaki!

***

Nerden bulursa bulur! Vatandaş o bakanı cebinden arar! 

Bakan      : -Buyurun, ben …..……

Vatandaş :  Sen iş yapmazsın, filanı ver. (Yakın danışmanı… ) 

Gerçekten ilginç değil mi? Sonuç ne mi olur!

Danışman, göreve devam edemez!

***

Beştepe, o bakanı haftaya yeni kabinede beğenip tutar mı, yoksa gönderir mi? 

Her iki halde de yazacağım!

RADİKALİZM-TROLLÜK!

Bir zamanlar memlekette radikal takılmak moda idi! 

Ancak para etmiyordu.

Şimdilerde radikalizm out, trollük in!

AMAN BEYEFENDİ DUYMASIN! 

Aşağı Avrupa Birliği, yukarı Avrupa Birliği!

Dost da AB, düşman da AB!

Eh kriter de AB, üyelik hedefi de AB, mizansen de AB olursa, olacağı buydu!

Bazı firmaların veya TOKİ’nin yaptırdığı binalar da nasibini aldı AB’den! 

*

Resimde iki farklı bina var. Biri Elazığ Çayda Çıra Mahallesi TOKİ Konutları. 

Diğeri Isparta Şehir Hastanesi.

Tamam, ön yargı yapmayalım. Modern sanat, estetik ve mimariye körü körüne karşı olmayalım! Lakin…

*

Avrupa Birliği’nin simgesi haline gelen Haç işareti, binaların tepesine ve pencerelerine sanki itinayla işlenmiş gibi! 

Hem de sanat, estetik, mimari diye!

*

Ahali ise tepkili, öfkeli… Hilal dururken, Haç’a ne gerek var diye isyandalar!

Bu binalardaki estetiği aman Cumhurbaşkanı duymasın, görmesin! 

Bizden uyarması…