Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin verdiği sözleri tutmadığı, ilişkilerimizin hep aleyhimize sonuçlar verdiği hususunda toplumda giderek ortak bir görüş oluşuyor. Artık AB ile bir yol ayrımına geldiğimiz belirtiliyor. Çünkü Türkiye üzerine düşen her şeyi yapmasına rağmen kapıda bekletilmeye devam edildiği, bunun yanında ülkemizin sığınmacı akınına uğramasının ardından gelenlerin bir bölümünün kapılarına dayanacağı düşüncesiyle paniğe kapılmışlar, gelen sığınmacıları Türkiye, AB ülkelerine göndermemesi için bir takım vaatlerde bulunmuşlardı. Aradan geçen bunca zamana rağmen 6 milyar avroluk taahhüdün ancak 2.35 milyarını ödediler. Görünen o ki, AB Türkiye’yi arasına almak, dostça davranmak gibi bir niyete sahip değil, bundan sonra da olacağa benzemiyor. Bunu görmek için sürekli aldatılmamıza gerek yok sanıyorum. Tüm bu gelişmelere rağmen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın yaptığı açıklamada Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşmadığını belirterek, “Aksine, dış politika seçeneklerini genişletip çeşitlendiriyor. Ancak NATO’nun güvenliği pahasına dışlanıyor” diyerek AB ile ilişkilerimizi Türkiye açısından değerlendiriyor.

Bu noktada bunca dışlanmaya ve verilen sözlerin tutulmamasına karşılık Sayın Kalın Türkiye’nin ne Batı’dan ne de başka bir yerden uzaklaşmadığını söylemeye neden ihtiyaç duyuyor anlamak zor. Çünkü uluslararası ilişkiler eşit şartlarda sürdürüldüğü takdirde bir anlam ifade eder. Yoksa bir taraf hep ev ödevi verir; karşı taraf da bu ödevleri yapmakla günlerini geçirse bu tür ilişkilerden bir yarar sağlanamaz. Gelinen noktada hemen tüm siyasi partiler AB ile ilişkilerimizin geldiği noktadan şikâyetçiler, hatta AK Parti’nin müttefiki MHP Genel Başkanı bile, “AB ile yol ayrımındayız” diyerek isyanını dile getiriyor. Saadet Partisi bir başka ifadeyle Milli Görüş partileri başından beri AB üyeliğine karşı olduklarını her fırsatta dile getirdiler. Hatta geçmişte kayıtsız şartsız AB yandaşlığı yapmış partiler bile bugün mızrağın çuvala sığmadığını görmenin tepkisini sergiliyorlar.

Öte yandan son günlerde ABD ile yeniden canlandırılan güvenli bölge oluşturulmasına dair görüşmelerin daha ilk gönünde bazı yetkililer olumlu mesajlar verirken biz görüşmelerin Türkiye’nin istediği istikamette gelişmeyeceğini Çarşamba günkü, “ABD terör örgütü için güvenli bölge peşinde” başlıklı yazımızda vurgulamıştık. İki gün sonra Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu James Jeffrey’in ziyaretine ilişkin, “ABD’nin getirdiği yeni öneriler bizi tatmin edecek düzeyde değil. Burada adeta Münbiç gibi bir oyalama sürecine gitmek istedikleri izlenimini edindik” diyerek sabrımızın tükendiğine vurgu yapıyordu. Suriye’de işin başından beri ABD’nin Türkiye’yi yanılttığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü bölgede ABD, terör örgütlerini tercih ediyor, onlarla işbirliğini Türkiye’ye tercih ediyor. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Haçlılardan dost olmayacağını yüzlerce kez görmüş durumdayız. Bu gerçeğe rağmen AB hedefimizin devam ediyor olması, ABD’nin her fırsatta dost ve müttefik olarak nitelendirilmesini insan anlamakta güçlük çekiyor.

Hâlbuki gerek Suriye’de yaşananlar gerek iç çatışmaların ardından milyonlarca insanın yollara dökülmesi, 10 binlercesinin yollarda hayatını kaybetmesine rağmen vicdanları harekete geçmeyenler konusunda, “Türkiye ne Batı’dan ne de başka bir yerden uzaklaşmıyor” açıklamasını birileri makul bir izahını yapmalıdır. Çünkü Türkiye Batı’ya sadakatini tekrarladıkça Haçlılar daha da arsızlaşıyorlar.