Soma da yaşadığımız felaketin ardından yapılan
değerlendirmeler, benzer felaketlerin bundan sonra yaşanmaması için gerekli tedbirlerin
alınmasını sağlayacaksa yararlıdır. Ancak, tartışmalardan sağlıklı bir sonuç
çıkabilmesi için gündemimizde yer alan sorunların sebeplerini doğru tespit emek
gerekiyor. Söz gelimi Soma da yaşanan felaketin ardından duygusal bir tepki
olarak `kömür ocakları kapatılmalı deniyorsa böyle bir yaklaşımın soruna çözüm
getirmeyeceğini söylemek yanlış olmaz. Enerji kaynaklarımız ülkemizin
ihtiyacını karşılamaya yetmediği için büyük ölçüde dışa bağımlı durumdayız.
Doğalgaz ve petrole her yıl ödediğimiz döviz bütçe içinde çok önemli bir yer
tutuyor. Diyebiliriz ki dış sermayeye duyduğumuz ihtiyacın en önemli kalemini
bu oluşturuyor. Enerji ihtiyacımızı karşılamanın yolları bellidir. Bu hususta
kimsenin ortaya koyacağı bilinmeyen bir kaynak yoktur. Özellikle elektrik elde
etmede yararlanabileceğimiz kaynaklarımızın başında kömür ve akarsularımız
geliyor. Son zamanlarda rüzgârdan elektrik üretilmesi yoluna da gidilmiştir. Bu
arada güneş enerjisi de yaygınlık kazanmaktadır ancak tüm bunlar ülkemizin
enerji konusunda dışa bağımlılığını engelleye yetmiyor.
Bu noktada `Hiçbir ülke tam manasıyla bağımsız değildir.
Her ülkenin bir alanda dışa bağımlığı söz konusudur denebilir. Buna bir
itirazım yok. Ancak, en azından sıkıştığımızda kendi kaynaklarımızı devreye
sokarak ülke ihtiyacını karşılayabilmemiz gerekiyor. Söz gelimi doğal gaz
aldığımız ülkelerle bir konuda ters düştüğümüzde, bu ülkeler doğalgaz musluğunu
kapattıklarında onun yerine bir başka enerji kaynağını ikame edemiyorsak
bağımsızlığımız kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.
Millet olarak yüreğimizi yakan Soma daki felaketin
ardından, `Kömür ocaklarını kapatırsak bir daha böyle bir kaza olmaz yaklaşımı
sağlıklı olmaz. Mademki kömüre ihtiyaç vardır o zaman bu ocaklarda kazaları
sıfıra indirmek mümkün olmasa bile o noktaya yaklaştıracak tedbirleri almamız
sağlıklı olan yoldur. Aksi halde, her yıl trafik kazalarında binlerce insanımız
hayatını kaybediyor, trafik kazalarını önlemek için her türlü kara taşıtını
devre dışı bırakmamız akla gelebilir. Bunun gibi hayatımıza giren her vasıta
beraberinde bir takım kazaları da getirmekte olduğuna göre, ilkel bir yaşama
dönmek kazalardan korunmanın en kestirme yolu diye düşünülebilir. Ülkemizin
enerji ihtiyacına çözüm olarak nükleer santraller devreye sokulmaya çalışılmaktadır.
Hatta kömür ocaklarındaki kazalara son vermek hususunda nükleer santraller
alternatif olarak teklif edilebilmektedir. Ancak, nükleer santraller içinde
kazalar söz konusudur. Bunu Çernobil kazasında yakından yaşadık. Son olarak
Japonya da yaşanan felakette hayatını kaybedenler hafızalarımızdaki canlılığını
koruyor. Bu bakımdan şu günlerde yaşanan acıların bir daha tekrar etmemesi için
neler yapılması gerektiği üzerine kafa yorulurken gerçekçi olmak şarttır.
Gerçekçi yaklaşım ise enerji kaynaklarından yararlanırken kazaları ve
dolayısıyla ölümleri sıfırlayacak tedbirlerin neler olabileceği üzerine
yoğunlaşmaktır. Aksi halde kömür ocaklarını kapatalım, nükleer enerjiye ağırlık
verelim diyenlere, Nükleer santrallerde bir kaza olursa ne olacak diye sormamız
yanlış olmaz. Hatta bir nükleer santraldeki kaza ya da patlama bir kömür
ocağında yaşananların çok ötesinde bir acıya yol açabilir.
Bu arada bir başka hususa, taşeronluk tartışmalarına
dikkat çekmek istiyorum. Taşeronlaştırmaya başından beri karşı olanlardan
biriyim. Ancak özellikle belediyelerin bazı hizmetlerini özelleştirmek, bir
başka ifade ile taşerona havale etmesinin sebepleri arasında bazı sendikaların
olaya sadece ücret açısından yaklaşması, hizmeti bir kenara iterek
sendikacılığı işveren düşmanlığını esas alan ideolojik bir boyuta taşımış
olmalarının önemli rol oynadığını unutmamak gerekiyor. Taşeronluğa son vermek
gerekir ama geçmişin yanlışları da unutulmamalıdır.