Ülkeyi yönetenlerin açıklamalarına bakılırsa, Türkiye Almanya ve Fransa’nın ABD’ye karşı desteğini almış durumda. Bunlara İngiltere’yi de ekleyebilirsiniz. Böyle bir görüntü verilince de ülkemize AB kapılarının açılmakta olduğu havası estiriyor. Ama gerçek bu değil. Hiçbir AB ülkesinin yöneticisinin ağzından yapılmış bir açıklama ile Türkiye’nin AB üyeliğine yeşil ışık yakılmış değil. Geçmişte arada bir dile getirilen, ‘Üyelik olmaz ama biz sizi seviyoruz’  benzeri bir hava estiriliyor. Bilerek ya da bilmeden AB ülkelerinin ABD yaptırımlarına karşı tavırları ile Türkiye’ye yönelik tavırları birbirine karıştırılmış oluyor. Yani ABD’ye duyulan öfkenin dile getirilişi sırasında ABD’nin Türkiye’ye haksızlık yaptığı şeklindeki sözler Almanya ve Fransa’nın Türkiye’ye bakışlarında bir değişiklik olduğu gibi takdim ediliyor. Hâlbuki gerçek böyle değil. Zaten, bu gelişmelerin hemen ardından yaptığı bir açıklama ülkemizden ciddi tepkilere sebep oldu.

Benzer hava ülkemiz ekonomisi ile ilgili sorumların yaptıkları açıklamalarda da görülüyor. Sorumluların yaptıkları açıklamalara bakıldığında ekonomimizde sıkıntılı bir durum söz konusu değil. Bunun da ötesinde ekonomimiz dimdik ayakta duruyor. Elbette gönlümüz bunu arzu eder. Çünkü bizim bu ülkeden başka gidecek yerimiz olmadığı gibi gitmeye niyetimizde yok. Bizler bu ülkeye gönülden bağlıyız. Bazı çelişkilere dikkat çekerken sorumlu mevkilerde bulunanların sorunları görmezden gelmek yerine, sorunları doğru tespit ederek doğru çözümler bulmaya çalışmaları gerektiğine vurgu yapmaya çalışıyorum. Çünkü pembe tabloların çiziliyor olması esnafın içinde bulunduğu durumu düzeltmeye yetmiyor. Buna küçük bir misal vermek istiyorum. Dün sabah evde ihtiyacım olan iki malzemeyi almak için çarşıya gittim. Girdiğim ilk dükkânda 15 gün öncesine kadar kalitesine göre 25 ile 35 liraya satılan bir malzeme 90 lira olmuştu. Fiyatların bu kadar yükseleceğini tahmin edemediğim için cebimde yeteri kadar para yoktu. Bir başka dükkâna gittim. Orada aynı malzeme 70 lira idi, mecburen aldım. Bu arada iki dükkân sahibi ile kısa sohbet etme imkânı buldum. İlk girdiğim dükkânın sahibi dürüst bir esnaf görüntüsü vermişti. Çünkü kendisinden beğenerek almak istediğim ürünün yan taraftaki komşusunda daha ucuzunun bulunabileceğini söyleyerek oraya yönlendirmesi hoşuma gitmişti.

Sohbetimiz sırasında gördüm ki, esnaf fiyatların yarın nerede duracağını bilmiyor. Yani, sattığı malın yerine yenisini elde ettiği para ile koyamayacak. Konuşmamız sırasında raftan aldığı bir malzemeyi göstererek, söz konusu ürünü düne kadar 6,5 TL’ye sattığını ama dün yeni ürünü 7 liraya alabildiğini söyledi. Kaça satacağını sormaya gerek duymadım. Çünkü ortada gerçekten tam bir belirsizlik vardı.

Bu belirsizliği doların henüz nerede duracağının belli olmayışı tetikliyordu. Çünkü önceki gün sabahtan itibarın dolar 6 lira civarından yeniden çıkışa geçmiş, bu yazıyı yazdığım sıralardan doların 6.35 TL’nin üzerinde seyretmekte olduğunu söylersem sanıyorum esnafın tedirginliğini anlamak kolaylaşır.

Bu tespitlerim girdiğim iki dükkânda edindiğim bilgilere dayanmıyor. Hangi esnaf ile konuşursanız konuşun dolardaki belirsizlikten tedirgin. Bu arada dolardaki belirsizlikten rahatsızlığının sebebinin dolar borcuna mı dayanıyor diye sorduğum bir esnaf , “Ne dolar ne de TL ile borcum var. Ancak, belirsizlik ister istemez fiyatları da oynak hale getiriyor. Esnafın tek başına fiyatları yükselterek durumu kontrol altına alması mümkün değil. Çünkü sattığımız ürünleri alanların geliri artan fiyatları karşılamıyor” diyerek bir gerçeğe dikkat çekiyor.

Netice itibariyle sorumluların pembe tablolar çizmek, bir takım mahfillere rest çekmekle uğraşmak yerine tüm toplum ile birlikte karşı tedbirleri hayata geçirmeleri gerekiyor. Bunun için de toplum ile gerçeğin paylaşılması önem kazanıyor.