Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve kulüplerimiz, sınır ötesi harekâtlarda şehit ve gazilerimiz, deprem, çığ ve uçak faciaları, çevre kirliliği, insan, öğrenci ve işçi hakları, toplumsal konular, olaylar ve dünyadaki haksızlıklar için bir araya gelir, pankartlarla sahaya çıkar, saygı duruşunda bulunur ve sosyal medyada paylaşımlar yapar. Taraftarlarımız ise pankart ve tezahüratlarla destek verir ve atkı, şapka ve formaları sahaya fırlatarak olayı sembolleştirir. Peki, neden sıra kendi haklarına geldiğinde kulüpler, futbolcuları ve taraftarları aynı birlikteliği gösteremez?

Kulüpler Birliği derken “birlik” kelimesinin anlamını askeri anlamda mı anlıyoruz! Bir büyük takım, “Hakemlik müessesesini gözden geçirelim, haklarımızı arayalım” diye Birlik Toplantıları’nda görüş bildirdiğinde, “Biz Türk Hakemlerinden Memnunuz” yazılı bildirgesine 17 kulüp imza atmıştı. Aynı kulüp, bu yazıya imza atan başkanlara, “Adalet bir gün size de lazım olur” diye son bir hatırlatma yapmıştı.

Şimdi gelinen nokta budur. Geçtiğimiz yazımızda belirttik, “Eyyamcı orta hakem, yardımcı hakem, hatta 4. hakem gördüm fakat eyyamcı VAR görmedim” diye. Bu geçtiğimiz hafta artarak devam etti. Ve dediğim gibi eğer gerçek, samimi ve adaletli bir birliktelik sağlanamaz ise daha şiddetli artarak devam edecektir. Şu günlerde, “Ne olacak yaaa her sezon aynı şey unutulur gider” diyenler, taraftarlar isyan edip kendi adaletlerini sağlamaya kalktıklarında yeni bir Heysel faciasına uyanabilirler.

Şimdi gelelim Fenerbahçe-Alanya maçında yaşanılan ve cevabı aranan soruya. Hakem ile VAR arasında ne gibi konuşmalar oldu da Jailson’un eli için uyardı, Mustafa’nın eli için çağırmadı?

Eski hakem, eski futbolcu ve eski spor yazarlarının yorumlarına şöyle bir baktım. Onlar da tek bir yorumda birleşemediler. Kimi hakemin kararları doğruydu dedi. Kimi ikisi de penaltı değildi dedi. Kimisi de Jailson’a penaltı diye uyarıyorsan, Mustafa’nın pozisyonunda da uyaracaksın dedi. O zaman kimse kusura bakmasın hakem-VAR arasındaki tezat kararlara da medya saygı duysun derim!

Bana göre ise, ikisi de penaltı değildi. Maçta iki tane penaltı vardı. Biri Jailson’un Campos’a yaptığı idi. İkincisi de Rodriges’e yapılan hareketti. Hakem, Jailson’un pozisyonuna önce oyna dedi. Sonra VAR bir bak dedi. Geldi baktı ve penaltıya hükmetti. İleri geri büyüterek oynatınca VAR ve hakem neden böyle yaptığını çözdüm. Görüntüde Jailson topukla verilen pasa kafa hareketi ile bakıyor durumu oluştu. Aslında o hareketi de refleksti. VAR bu kez insan faktörünü yanıltmıştı. Yani hakemleri yavaş çekim bilgisayar aldatmıştı. O anda hakemlerin Fenerbahçe’nin önünü keseyim, Trabzon’u şampiyon yapayım gibi bir düşüncede olduklarını sanmıyorum. Yıllar önce oynanan Kasparov-IBM satranç müsabakaları gözümün önüne geldi. İnsan makineyi (yapay zekâyı) yenmişti. Nasıl yenebilir diye sorulduğunda, bilgisayara yapılan hamlelerin, oyunların hepsi yüklenmişti. Atıyorum 1000 hamle yüklendiyse Kasparov’un 1001. hamleyi bularak yendiği söylenmişti. Yani insan aklı her zaman bir çözüm, yeni bir strateji geliştirebilirdi. İşte Ümit Öztürk de çıplak gözü ile görüp, aklı ile masumiyeti bulmuş (hani dedik ya adalet suçu suçluyu değil sonuna kadar masumiyeti aramaktır diye) ve oyna kararı vermişti. Tek hatası VAR’a bakıp aklı ile verdiği kararı tekrar çekimlerde gördüğü Jailson’un son anda kafasını aşağıya topa bakıyormuş gibi eğmesi hareketi ile değiştirmesidir. Tabii, konunun psikolojik yanı da vardır. “TFF Başkanı Fenerbahçeli olabilir fakat biz dürüst bir yönetim gösteriyoruz. Doğru karar veriyoruz” psikolojisidir.

Tipik bir Levent Bıçakçı sendromudur. MHK Başkanı iken Zeki Çol’a uçakta seyahat ederken, “Ben Galatasaraylıyım” demesinden sonra Galatasaray o yıl şampiyonluk yarışında uzak ara önde giderken şampiyonluğu kaybetmiştir. Hakkını dahi arayamamıştır. Çünkü MHK Başkanı Galatasaraylıyım demiştir.

Devam edelim… Son penaltı pozisyonunda ise hakem çok yakından izlemiş, hiçbir hareket göstermemiştir. Çünkü yaşanan karambolda Alanyalı futbolcular birbirlerine girmiş Mustafa düşerken top eline çarpmıştır. Hakemin algısı doğrudur. VAR niye uyarmadı sorusunun cevabı ise, futbolcu düşerken, yerden kayarken ellerini saklayamaz ve hâkim olamaz kuralı işlemiştir. Penaltıya hükmetmemiştir. Daha önce olan penaltılık hareket ise, Ozan ve Serdar’ın rakiplerine faul yapmalarını VAR değerlendirmiş olabilir ve pozisyonu hakemin de devam ettirmesi üzerine oyunu kesmemiştir.

Yoksa hakem ve VAR net ve haklı pozisyonları var iken(!) neden Fenerbahçe camiasını karşısına alsın ki?

Fakat bu tartışmalı pozisyonlar asla şu gerçeği örtmemelidir. Fenerbahçe, Alanya karşısında etkili olamamıştır. Başakşehir maçındaki tempoyu bulamamıştır. Krause ve Vedat eğer rahat pozisyonları gole çevirmiş olsaydı inanın bu pozisyonları tartışmayacaktık. Tecrübeyle sabittir.

Sivas Alanya’nın lige ve kupaya renk katan performanslarına saygı duyuyorum. Hakemlerin, VAR’ın ve teknik adamların kötü yönetim gösterdiği şu ülkede işini doğru yapmaya çalışan birileri var. Gönül isterdi ki bugün bu sütunlarda oyun ve oyunculardan, güzel hareketlerden bahsedelim. Sivas’ın verilmeyen penaltısı, Baiano’nun meslektaşı Sörloth’a yaptığı hareketleri konuşuyoruz. Galatasaray ve Beşiktaş’ın taktiksel değişimlerinden bahsedemedik bile.

Eyyamcı kararlar hemen hemen her takım için zaman zaman uygulanıyor. Fakat bu sezon Fenerbahçe’ye standart kararların uygulanmaması kafalarda soru işaretleri bırakıyor. O yüzden Fenerbahçe üzerinden birkaç tespitler yapma gereğini duydum.

Ben işin içine siyasilerin hem de şu kriz ortamında bir de futbola karışacaklarına ihtimal vermiyorum. Tabii insanlar konuşuyor. Ali Koç haklı olarak konuşuyor. Fakat Kırklareli maçında bile yağmurda ıslanacak kadar hırslı olduğu için konuşmalar Fenerbahçe’ye ve Türk futboluna zarar verecek mecralara kayıyor. Başkanın bu tarz konuşması da teknik heyet ve futbolcuların kötü performansının üstünü örtüyor. Aynı sözler Trabzonspor Başkanı ve hiç gereği yok iken Galatasaray Başkanı’nı da kapsıyor. Tabii herkes olaya kendi tarafından bakıyor. Galatasaray da iki hafta sonraki maçı düşünerek, “Fenerbahçe’nin hakkı yendi bizim maçta çıkarmasınlar” istiyor. Nasrettin Hoca misali herkes haklı!

Başa geri dönelim… Bir babanın “çocuklarım aç” diyerek kendini yaktığı ve öldüğü şu günlerde herkesin konuşmalarına, yaptığı işlere, masa başı, kapalı kapı gibi düzen ve düzenlemelere dikkat etsin derim. Eğer siyasiler bu işe bulaşmışlar ise şunu peşinen belirtelim; spor özellikle de futbol siyaseti alt eder ve yutar. Hele hele büyük camiaları karşı karşıya getirmek hiç kimseye fayda getirmez.

Eğer çözüm arıyorsanız çözüme giden yol bellidir. Adresleri bellidir. Temiz futbol istiyorsak önce kendi kapımızı süpürmeliyiz. Temiz insanların gelip çürükleri ayıklaması gerekir. Gerekir de o temiz insan ne zaman gelir? Çünkü futbol havuzunun suyu bayağı kirlendi. Ve herkes kirli!

Ben sorulara cevap aradım. Net anlaşılsın diye örnekleri gerçek isimleriyle analiz ettim. Bu analizi genel olarak algılayıp her takım için konuşabiliriz. Altında şu veya bu şeklinde bir şey aramayın derim.