Başlığa bakarak sömürgecilere direnmeden teslim olunsun istediğim gibi bir yanlış alama beni üzer. Maksadım sömürüden zevk almayı öğrenmek değil, iktidara gelebilmek için sömürgeci güçlerle bir takım uzlaşmalara varmamak olduğuna vurgu yapmak. Çünkü, bir defa sömürgecilerle iktidar uğruna pazarlık, onlarla bir takım anlaşmalar yaparsanız istenenleri yerine getirdiğiniz sürece iktidarda kalabilirsiniz. Buna rağmen sizden daha teslimiyetçi birini bulduklarında yine iktidardan uzaklaştırılır, hatta idam sehpasına gidebilirsiniz. Bu bakımdan bir ülkeyi yönetmeye talip olanlar sadece kendi insanına ve ülkesinin imkânlarına güvenerek yola çıkmalı, sömürgecilere bel bağlamamalıdır. Halkının desteği ile iktidar olmak, ülkeniz üzerindeki sömürgeci güçlerin emellerini elbette yok etmez. Ancak, halkı bilinçlendirme imkânı vardır. Buna rağmen işlerine gelen yönetimleri devirmek için sömürgeci güçler her yola başvurur, çevrenizden bir takım uşaklar bulabilirler. Mesela, Msır’da Mursi’nin devrilerek yerine Sisi’nin getirilmesi bunun bir örneğidir. Irak’ta Saddam olayı bir başka açında önek teşkil eder. Uzunca süre Irak’ta Saddam ile birlikte hareket eden sömürgeci güçler Saddam’ın giderek söz dinlemez hale gelmesi, özelikle de İsrail’e karşı bir tehlike oluşturmaya başladığı an ülke işgal edildi ve Saddam öldürüldü. Libya’da Kaddafi ise emperyalist ülkelere rağmen bir takım bağımsız kararlar almaya başlayınca ipi çekildi.

İşin garip tarafı bölgemizdeki tüm bu gelişmeler güzel bir gelişme örneği gibi Arap baharı olarak takdim edildi. Diktatörlüklerin sona ermesi, bölgemizdeki tüm ülkelerde demokrasinin zaferi gibi sunuldu. Ne yazık ki, bu işgal ve teslim alma operasyonunun gerçek mahiyetini gizlemeyi başardılar. İşin perde arkasını görüp bunu kamuoylarına duyurmak isteyenlerin sesi ise işbirlikçilerin medya üzerindeki hakimiyetleri sebebiyle seslerinin daha fazla sesleri  arada kaybolup gitti.

Zaman geçip darbe ya da işgal yoluyla ülke yönetimleri devrilip, tüm bu ülkelerin kaosa sürüklendiği görüldüğü anda işin gerçek mahiyeti anlaşılmış olsa da artık iş işten geçmiş, Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedeflerinden birisi olan Libya, Suriye, Irak gibi ülkelerin parçalanması hedefine doğru hızla yol alınmaya başlanmıştı. Çünkü sömürgeci ve Siyonist güçler artık sadece ülke yöneticileri ile işbirliği yapmak yerine ülkeleri ufalayıp her parçada dolaylı ya da doğrudan hakimiyet kurma yoluna girdiler. Böylece hem sömürü alanlarında tam hakimiyet kurmuş hem de maşaları kullanarak ellerini ateşe sokmamış olacaklar.

Bugün Irak’ın bütünlüğünü koruduğu yönündeki tüm açıklamalara rağmen bu ülkenin parçalandığını görmemek için kör olmak gerekir. Irak’ın bütünlüğünü koruduğu iddiasını  doğru kabul edenler ya uyku halindedirler ya da efendilerine hizmet için böyle davranmaktadırlar. Libya’da Kaddafi’yi ortadan kaldırmak, yerine yandaşlar eliyle bir yönetim oluşturmak sömürgeci güçleri tatmin etmemiş, esas hedefleri olan bu ülkenin parçalanması doğrultusunda faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bugün Libya’dan gelen haberler ülkenin giderek kaosa sürüklendiğini, adım adım bölünmeye yaklaştığını gösteriyor. Suriye’de şu anda olmasa bile bölünme kaçınılmaz görünüyor. Bu arada  Irak’ta Kuzey Irak Bölgesel yönetimi hem Irak’ta hem de çevresinde  sömürgeci güçlerin desteği ile giderek daha etkili olmakta, belirleyici bir konuma getirilmektedir.

Bugün Arap Baharı denen gelişmelerin Arap dünyası için ilkbahar değil, sonbahar anlamına geldiği kesinlik kazanmıştır.