Sokağın sahiplerini pek severim. Caddeyi tutan, sokağa hâkim olan, şehrin iklimini kılcal damarlarda yaşatan insanlara bayılırım.
Onlar, ülkenin nabzını tutarlar, milletin yürekleri yürekleridir. Haberi de onlardan almak gerekir.
Birkaç saat dolaştım berduşça Ankara sokaklarını.
Tanıdığım tanımadığım insanlarla hasbihal ettim. Sordum, soruşturdum… Kâh onlar söyledi ben dinledim, kâh ben konuştum, onlar sükut ettiler. Konu malum… Önümüzde referandum süreci başlayacak. Herkes eteğindeki taşları dökecek, iddialar, laflar havada çarpışacak.
Dostlarım… Ayakkabı boyacıları, seyyar satıcılar… Simitçi kardeşlerim… Sarı taksiciler... Berberler, küçük esnaflar.
Selam verdim, selam aldım. Sordum. Televizyonlarda, gazetelerde öne çıkan anayasa değişikliği, referandum süreci… Tepkiniz nedir, haliniz nicedir, ne diyorsunuz, ne demiyorsunuz?
Halk bölünmüş sanki… Bir tarafta kesin hayırcılar, öbür yanda kesin evetçiler. Bakkala vardım… CHP’li biriydi… Tek adama hayır, diyeceğiz dedi. Yanındaki kafeye vardım… MHP’li bir kardeşimizdi. Devlet Bey ne diyorsa onu diyeceğiz, dedi.
Kafede misafir vardı… Söze karıştı. Devlet Bey ne dediğini bilmiyor dedi… Dün başka dedi, bugün başka diyor. Yarın ne diyeceğini kestiremediğin birinin sözüyle amel olur mu?
Gülüşmeler oldu, tartışma alevlendi.
AK Partili bir kardeşimiz, Reis ne diyorsa odur, dedi. Devletin birliği için, millet için, terörün bitmesi için, ekonomik istikrar için evet, diyeceğiz.
Yaşlı bir beyefendi, onbeş senedir iktidarsınız, bunları yapmak için size ne engel oldu, niye yapmadınız, diye soru yöneltince, sesler birbirine karıştı… Çıktım ordan.
Sarı taksicilerle oturdum.
Hava soğuktu. Ankara ayazı adamı kesiyor.
Söyleyin dedim, evet dersek neyi değiştireceğiz, hayır dersek ne olacak?
Biri, ben AK Partiliyim, gözüm kapalı evet, dedi… Öbürü, tek adama hayır diyeceğim dedi. Öbürü, artık hükümetler rahat kurulacak dedi… Öbürü, ülke bölünmesin diye hayır diyeceğim, diye yüksek sesle söylendi.
Tansiyon yine yükseldi. Dedim ki, sonuçta, karar verici sizsiniz. Birbirinizi dinleyerek konuşun, dedim. Ülkenin daha iyi olması için didiniyorsunuz, kavga etmeyin, dedim. Ayakkabı boyacılarının olduğu sokağa vardım… Başıma toplandılar. Ben sordum, onlar bana sordular. Sen daha iyisini
bilirsin, ne yapacağız, diye dertlendiler kendilerince.
Ben sizin fikirlerinizi almaya geldim… Siz konuşun, ben dinleyeceğim, dedim.
Yazma, dediler… İsimlerimizi yazma, ne olur ne olmaz. Korkuyorlardı besbelli. Bu kadar da değil, dedim… Korkacak bir şey yok, vicdanınız ne diyorsa öyle davranın, kimse bu yüzden sizi kınamaz, size laf edemez.
Öyle değil, dediler. Ülke artık öyle değil efendi… Eskidendi onlar. Şimdi korkuyoruz.
Yapmayın, dedim… Korkulacak durum yok.
Konuşmadılar… Lâl oldular.
Sokağı çok diri görmedim... Pısırıklaşmış bir iklim hâkimdi. Üzüldüm.
Referandumda şöyle bir sonuç çıkar, diyemedim… İnsanlar kendilerini ifade etmeye çekiniyorlardı.
Beni üzen bu hal oldu…
Ancak yine de evet hayırcılar, sokakta kıyasıya mücadeleye girişmişler bile. Halk siyasetçiden önde gidiyor…