Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.

İsyan etmek, nankörlükte bulunmak, şeytana özenmek, arzuları ilah edinmek, zalim ve zorba olmak insanın olumsuz özelliklerindendir. Gerçekten aciz olan insan, kendisinde olağanüstü bir kudret gördüğünde tabasına, NAZİAT 24: “ben sizin yüce rabbinizim” diyecek kadar azgınlaşıyor. Yaratan Allah, mülkünde ona her türlü nimeti ihsan etmiş olmasına rağmen o nankörlerden olabiliyor. İBRAHİM 34: “O (Allah) size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.” Allah ise hiçbir nankör insanı sevmez. HAC 38: “Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.” Nankörlüğün önemli göstergelerinden birisi de Allah’ın ihsanı ve ikramı olan “İslam yolunu” bırakıp, gazap ettiği yollara sapmaktır. Allah’ın gazap ettiği yollar,“haramı, adatmayı, kötülüğü, zulmü, inkârı, şirki ve nifakı” örgütleyen ve yürütenlerin yollarıdır. Allah’ın gazap ettiği “batıl yollar ve düzenler” ile toplumlar ancak helak olmaya koşarlar. Bu yolların saadeti olmaz. İnsanlık tarihinin her döneminde “batıl yolu ve düzenini” örgütleyen ve yürüten önderler ve toplumlar olmuştur. Bu önder ve toplumları ve acı sonlarını Allah, Kur’an’da bize haber vermektedir. Toplum olarak “Nuh, Ad, İrem, Semud, Ress veLut kavimleri, Medyen ve Fil ashabı, Eyke,Tübba,Sebe halkları” şirke dayanan “atalar dini ve düzenine” yönelmiş olmaları ve işledikleri günahlar ve yaptıkları zulümler sebebiyle helak olup gitmişlerdir. Ve yine “Nemrut, Firavun, Haman, Karun,Samiri, Belam ve Ebu Lehep” gibi birey ve toplumları da yine inkârları ve işledikleri günahlar ve yaptıkları zulümler sebebiyle helak olmuşlardır. Kur’an bize bu olayları iş olsun diye anlatmıyor. Hak olan İslam’ı “din ve düzen” olarak reddeden toplum ve bireylerin feci sonlarını bildirerek bizi ikaz ediyor, uyarıyor ki; bizlerde “din ve düzen” olarak İslam’dan kopup helak olanlardan olmayalım.

İSRAİLOĞULLARI

Kur’an’ın bize tanıttığı topluluklardan birisi de “İSRAİL OĞULLARIDIR” İsrail Oğulları; İbrahim (a.s) oğlu İshak (a.s) oğlu Yakup (a.s)’un on iki evladından çoğalan bir topluğun adıdır. Bunlar, kardeşleri Yusuf (a.s)’un talebi üzerine bugünkü Filistin topraklarından Mısır’a göç etmişlerdir. Bunlar, o dönemlerde Yakup’un ve Yusuf’un tebliğ ettiği İslam’a bağlı şuurlu bir toplum idiler. BAKARA 133: “…O zaman (Yakup) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? Demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz; biz ancak O’na teslim olmuş Müslümanlarız, dediler.” Musa (a.s) dönemine kadar, yaklaşık üç dürt asır Mısır’da yaşadılar. Allah onlara, Musa (a.s)’yı peygamber Tevrat’ı da kitap olarak gönderdi. Musa (a.s)’nın öncülüğünde Firavun ve taraftarlarına karşı verilen çetin bir mücadeleden sonra “İsrail Oğulları” Mısır’dan ayrıldılar. İslam’a bağlı kaldıkları müddetçe Allah’ın lütfuna mazhar oldular. İslam’dan kopup batıl yollara saptıklarında da “ilahi gazaba ve azaba” uğradılar. Kur’an’ın onlarla ilgili olarak verdiği şu bilgi anlamlıdır. BAKARA 83: “Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve ‘İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin’ diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.” Bu ayette Rabbimizin bize bildirdiğine göre, İsrail Oğulları hep inkârcılık ve bozgunculuk yolunu seçmişlerdir.Bu inkârcılık ve bozgunculuk yolunu seçen Yahudiler, ürettikleri, “Irkçı bir akidenin ürünü Siyonizm” yüzünden bütün dünyanın huzurunu kaçırmışlardır. Bu akide; “İlahlarıYehova tarafından oğullarına miras olarak verilen yeryüzünü mülk edinmek, devlet kurmak, hürriyet sahibi olmak yalnız Yahudilerin haklarıdır” inanışına dayanmaktadır. Bu “Irkçı Siyonizm Akidesine” göre “Âdem Oğulları”,“Yehova Oğulları” Yahudilerin mülkü olan dünyayı işgal etmişler ve gayri meşru bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu görüşe göre Yahudi olmayanların elinde bulunan mallar, “Yehova” mirasından çalınmış mallardır. Dünyayı “Âdem Oğulları”nın işgalinden kurtarmak ve yeniden “Yehova Oğulları”nın mülkü haline getirmek, inkârcı Yahudilerin ve müttefiklerinin dini olmuştur. Bu akideye sahip olanların, diğer milletlerle barış içinde yaşamaları imkânsızdır. Bu bakımdan bunların yemini de olmaz barışı da olmaz. İnanıyorsak, bu zihniyetle ancak mücadele edilir. TAHRİM 9: “Ey Peygamber! Kâfirlere(Allah’a ve İslam’a düşman olanlara) ve münafıklara(Allah’a ve İslam’a düşman olanların işbirlikçilerine)karşı cihat et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür.”İslam’ca duruş bunu gerektirir.

İŞBİRLİKÇİLİK OYUNU

Kalplerinde nifak hastalığı bulunan kimi insan ve toplulukları bu hastalığının bir sonucu olarak, çıkar ve menfaatlerinin gereği hep “İslam muhalifi” cephenin yanında yer almayı karakter haline getirmişlerdir. Bu kesim “ikiyüzlülüğü” önemli bir siyaset tarzı olarak görürler. Mealini okuyacağımız ayet bunların bu özelliklerini ifşa etmektedir. BAKARA 14: “İman edenlerle (İslam’ı din ve düzen olarak görenlerle) karşılaştıkları zaman (münafıklar): ‘Biz de iman ettik’ derler. (Saptıran) şeytanları (ırkçı Siyonistler, haçlılarla ve müşrikler) ile baş başa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (İslam’ı din ve düzen olarak görenlerle) sadece alay ediyoruz, derler.” Bu işbirlikçiler görünen düşmandan daha tehlikelidirler. Ve bunlar Siyonizm tiyatrosunda oynanan “işbirlikçilik oyununun” mevsimlik oyuncusudurlar. Bunları tanımanın ve şerlerinden korunmanın tek yolu “Milli Görüş’e” bağlanmak ve bunlarla mücadele etmektir. Milli Görüş, Allah’a ve ahiret gününe inananlar için mecburi istikamettir. Milli Görüşsüz olmaz. Selam hidayete tabi olanlara…