İnsanlar arası ilişkinin doğru bir zeminde seyredebilmesinin temel motivasyonu nezakettir. Çünkü insan olmanın vasfı konuşarak anlaşabilmeyi gerektirir. Konuşma ortamının sağlanabilmesi içinse mutlaka karşılıklı nezakete ihtiyaç vardır. Ses seviyesi ve tonunun karşısında bulunan kişinin kalbine dokunacak şekilde ayarlanması iletişimin en büyük gücüdür. Bahsettiğimiz mevzu doğru bir zeminde kurulan iletişim içindir. Buna karşın insanların bazıları sesini yükselterek, ses tonunu ve vurgularını sertleştirerek, sözün cazibesini kullanarak iletişim kurduğunu düşünebilir. Ama bu durum aslında bir iletişim değil monoloğa maruz bırakılma ya da maruz kalmaya razı olma durumudur.
Malum olduğumuz üzere önümüzdeki Nisan veya Mayıs aylarında kapımızda bir seçim gözüküyor. Seçim takviminin yaklaşmasıyla birlikte siyasetin ateşinin yükseleceği muhakkak. Tam böyle bir zamanda siyaseten nezaket dilinin egemen olması ülkemizin geleceği açısından oldukça önemlidir. Sonuçta bu topraklarda yaşamak için, farklı siyasi tercihlere sahip olsalar da insanların birbirlerine ihtiyaçları vardır. Aynı apartmanı, aynı mahalleyi, aynı işyerini paylaşan insanların gündelik hayattaki nezaketlerinin yaşadıkları ve çalıştıkları yerleri güzelleştirdiğini görüyoruz. Aynı nezaketi siyasi rekabet içerisinde yer alanların da göstermesi ülke siyasetinin sıhhati açısından zaruridir.
Yönetimin seçimlerle belirlendiği ülkelerde anahtar kavram iknadır. Siyasiler söylemlerini muhataplarını ikna etmek için geliştirirler. Ama ne yazık ki, söylemlerini siyasi idealleri üzerinden geliştiremeyenler rakiplerine karşı suçlayıcı ve itham edici bir dile başvururlar. Böylece siyasi yarışta bir adım öne geçmeyi amaçlarlar. Bu tarz söylemin iletişimde yok edeceği ilk özellik nezakettir. Kışkırtıcı, kaba ve hamaset yüklü kavga dilinin olduğu yerde nezaketin barınması elbette mümkün değildir.
Özellikle yakın zamanda yaşadığımız geçmiş seçim tecrübeleri bize kullanılan yıkıcı dilin vahametini gösteriyor. Seçim atmosferinde insanların duygularını kışkırtarak siyasi propaganda yaptığını zannedenler belki bir miktar fazla oy almayı başarmış olabilirler ama ülke insanlarının birbirlerine olan güvenini ve iyi niyetini tarumar ettiklerini bilmeleri gerekiyor. Baktığımızda bugüne kadar kullanılan olumsuz dil ve söylemlerin bu coğrafyanın insanlarını hem kalben, hem zihnen, hem de pratik yaşama tecrübesi olarak birbirinden kopardığını görüyoruz.
Kalplerin birbirine soğumasını ve zihinlerin birbirine yabancılaşmasını sadece farklı yaşam tarzlarının bir ayrışması olarak değerlendirmemek gerekiyor. İnsanlar, birbirlerine olan güvenini kaybettiği gibi birbirlerini güvensizliğin merkezi olarak görmeye de başlıyor. İşte asıl tehlikeyi buralarda aramak gerekiyor. Çünkü artık farklı düşüncelerin birbirlerini dinlememesi ya da duymamasından öte bir sorunla daha karşı karşıyayız. O da farklı düşüncedeki insanların varlığının bir tehlike olarak algılanmasıdır. Ayrışmanın bu boyuta ulaşması tahammülsüzlüğü, yasaklamayı, baskıyı ve zulmü de beraberinde getirmesi kaçınılmaz bir sondur.
Bu sonun ülkemizi nasıl bir felakete doğru götürdüğünün farkına varılması ve bu sebeple siyasetteki nezaket dilinin öneminin daha iyi anlaşılması gerekiyor. Nezaketin siyasetteki durağı sevgi, saygı ve anlayışken nobranlığın siyasetteki durağı kin, nefret ve tahammülsüzlüktür. Bu seçim sürecini huzur ve sükunetle geçirmek istiyorsak yapılması gereken en önemli vazife nezaketi büyütüp kabalığı terk etmek olmalıdır.