Post-modern döneme ilişkin üretilen kavramlar çağımız insanını tanımlamada gittikçe kifayetsiz kalıyor. Çağın hızı “yeni” kavramını bile eskitir oldu. Bu yönüyle hız serüveni insanın boyut algılamasını kolaylaştırdı. Ancak düşünce biçimlerinden bağımsız ilerleyen bu hız, insanın gerçeklik algısında kayba sebep oldu.

Jean Baudrillard’ın kitle iletişim araçları üzerinden ortaya koymuş olduğu “hiper gerçeklik” kavramı baş döndürücü bir biçimde yaşananların serencamını ortaya koyuyor. Hiper gerçeklik, imgesel olanın simgesel olanı gerçeklik üstü kuşatmayla ele geçirdiği bir algılama biçimidir. Yani oluşturulan hayal dünyası, gerçekliğinin önüne geçer ve bir tür tabu ile kendini tek gerçeklik olarak inandırır.

Aslında herkesin yakinen gözlemleyebildiği ilk çocukluk evresinde rüyalar ile gerçekliğin ayırt edilemediği olgu bir yönü ile bu kategoriye girmektedir. Anne-baba her ne kadar çocuğunun hayal dünyasını hedef alarak “Yok öyle bir şey.” dese de hiper gerçeklik çocuğun tüm benliği sarar. Çocuk, hayal dünyasının gerçekliğine kendisini inandırır. Böylece o, gerçek üstülüğü ile artık hayatın kendisi, belki de tek gerçeği olur. Disneyland’ın ürettiği çizgi filmlere yapılan eleştiriler yine hiper gerçeklik kavramı üzerinden izah edilmeye çalışılmaktadır. Diğer yandan çocuklar için tehlike arz eden Mavi Balina, League of Legends, Dead Space, Blitz the League gibi bilgisayar oyunları da hiper gerçeklik oluşturma özelliği olan eğlence araçlarıdır.

Bu mesele günümüzde biraz sosyal, biraz kapital, epeyce de politik olarak evrile geldi. Küreselleşeme, kitle iletişim araçlarının türünün artması ve yaygınlaşması, teknolojik gelişmeler, toplum mühendislikleri ve saire hiper gerçekliğin adım adım dozunu artırdı. Hitler’in “Propaganda Bakanlığı” kurarak faşist iktidarını perçinlemek üzere çektirdiği Triumph Des Willens (1935) ve Olympia: Fest der Völker (1938) filmleri, hiper gerçekliğin ilk politik-sinema örneklerindendir.

Günümüzde ise mevzu hem daha bir derinleşti hem de patolojikleşti. Psikopat, sosyopat derken mesele kendini politik patolojiye kadar taşıdı ve “politipat”lar türedi. Siyasal sistem üzerinden bir hiper gerçeklik kuruldu. Öyle ki bu rüya, geçmişin tüm ahlaki edinimlerini, ulvi sorumluluklarını ve entelektüel birikimlerini ezdi geçti.

Yola çıkılan idealizm yorucuydu, meşakkatliydi. Onu kenara bırakarak romantizme sarıldılar. Bu da idealizmden sonra ruhsuz ve kokusuz geldi. Tatmin etmedi. Sonra da bir hiper gerçeklik kuruldu. Tam da aranılan yerdi. Gerçekliğin kudretli yerini, hiper gerçekliğin kutsallığı aldı. Hiper gerçeklik uğruna zamanı büküyorlar, mekânı/makamı yükseltiyorlar. Düşmanlar oluşturup düşman seçiyorlar, savaş teorileri üretiyorlar. Tek aklın ihtişamını herkese monte etmeye çalışıyorlar ve buna müsait olmayanları din dışılıkla itham ediyorlar. İnanmadıkları şeyleri bile ispatlamak uğruna hesaplama yöntemlerini değiştiriyorlar. Vay canına!

Bu minvalde George Orwell’ın “Hayvan Çiftliği”, Marc Augé’nin “Yok Yerler” kitapları da bir yandan çağrışım yapmadı değil, düşünmek lazım!

Christopher Nolan’ın yapımını üstlendiği Inception (2010) filminin hiper gerçeklikteki doruk sahnelerinden birinde şu efsane diyalog geçer:

- Her gün uyumak için mi buradalar?

- Hayır, uyanmak için geliyorlar. Rüyalar artık onların tek gerçeği.

“Yeni Bir Dünya” yerine yeni bir hiper gerçeklik dünyası inşa ettiler. Düşünceleri meşgul eden hak yok, hukuk yok, adalet yok, ahlak yok, kalkınma yok... Bunlar neyimiz olur ki zaten?! Ama haz var, mutluluk var ve biraz da kek…

Bu bir ütopya ya da şizofreni değil, var olma biçimi.

Artık hiper gerçeklik ile inanma eğilimlerini yönetiyorlar, özellikle de korkuyu.

Doğruya ulaşmada kurgusal gerçeklik kiminin önünde bir illüzyon, kiminin önünde ise kusursuz bir simülasyon olarak duruyor. Savaşırken, öfkelenirken, iftira kampanyaları yürütüp yalanlar üzerinden rant elde ederken hep hiper gerçeklikten bakılıyor.

Peki, hep böyle midir mahallenin efradı. Tabii ki değil. Bir de rol kesenler var. Ama kelime israfı yapmak pek de istemiyorum. Şunu deyip geçeyim:

“Uyuyan bir insanı uyandırmaktan daha zor olanı, uyuma rolü yapanı uyandırmaktır.”

İnsan nasıl ki rüyasında yaptıklarından sorumlu hissetmez ya öyle hissediyorlar kendilerini. Hiper gerçekliğin sarhoşluğundalar. Evet, bu dünya gerçekliği olan son rüya. Hakka, hukuka, ahlaka dair yapacaklarımızın son çıkışı.

Unutma!

Hepimiz bütün rüyaların hakikati olan bir gerçekliğe, “ahiret”e uyanacağız.