Başkanlık sisteminin eksik ve yanlışları konusunda gelinen noktada iktidar ile anamuhalefet partisi arasında görüş birliği oluştuğu görülüyor. Yapılan açıklamalardan anlaşılıyor ki, AK Parti ile CHP arasında sistemde yapılması düşünülen değişiklikler konusunda büyük ölçüde bir mutabakat olduğu görülüyor. CHP de mevcut sistemin tamamen terk edilerek eskiye dönülmesini istemiyor. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Cumhurbaşkanı’nın parti genel başkanlığına ve tüm yetkilerin tek elde toplanmasına son verilerek sistemin devam edebileceğini açıkladı. Görünen o ki, sistemin yanlışlardan temizlenmesi için partiler arasında mutabakat sağlanması zor görünmüyor. Bu bakımdan özellikle iktidar partisince mevcut sistemin yanlışları olduğuna inanılıyorsa bu yanlışların düzeltilmesi zor olmayacaktır. Bu bakımdan öncelikli olarak vatandaşın içine yuvarlandığı geçim sıkıntısına yönelik tedbirlere ağırlık verilmesi gerekiyor. Giderek ağırlaşan sorunları kamuoyunun gözünden kaçırmak için sadece sisteme yoğunlaştırılması sorunların çözümünü daha da zorlaştıracaktır.

Bu sıkıntıların başında da emeklilerin içine yuvarlandığı hayat şartları geliyor. Bu arada çalışanların da büyük bir bölümü benzer sıkıntıları yaşıyor. Medyaya yansıyan haberlerde vatandaşın içine sürüklendiği sıkıntılar şöyle dile getiriliyor:

“2002’den bu yana vatandaşın sadece bankalara kredi borcu 60 kat arttı. Oysa geliri ancak üç kat artış kaybetti. 2002 yılında bankalara 6,6 milyar lira olan vatandaşın borcu, 2019 yılında 402 milyar lirayı aştı.

Buna 108 milyar liralık kart borcu da eklenince vatandaşın toplam borcu 2019’da 510 milyar lirayı aşarak 2002’ye göre 77 kat yükselmiş oldu.”

Bu arada daha önceleri de çeşitli kereler dikkat çekmeye çalıştığım emekli aylıklarının durumunun bu borçlanmaya yol açtığını söylemek yanlış olmaz. Çünkü hâlâ ülkemizde belirlenmiş olan asgari ücretin altında milyonlarca emekli maaş alıyor. Bir yandan çalışan bir insanın en az ne kadar ücret alması gerektiği resmi makamlar tarafından belirlenecek, ardından da emeklilerin bu ücretin altında bir gelire mahkûm edilmesi sanıyorum sosyal düzenin dinamitlenmesi anlamına gelecektir.

Emeklilerin en az alması gereken ücret konusunda çeşitli rakamlar ifade edildiği gibi bu rakamın en az 2 bin 500 lira olmasını teklif edenler de bulunuyor. Teklif edilen bu rakam emeklileri ne kadar düze çıkartır, insanca yaşamalarını sağlar, tartışılması gereken ayrı bir konu. Ancak milyonlarca emeklinin yoksulluk ve açlık sınırının altında bir gelire sahip olduğu düşünüldüğünde bu durum ülkemizin en önemli sorununun sistemden önce ekonomi olduğunu gösteriyor. Elbette çalışanların ve emeklilerin insanca yaşamalarına yetecek bir gelire sahip olmamasının sebebi uygulanmakta olan yanlış ekonomik politikalardır. Öncelikli olarak bunların gözden geçirilmesi, aksaklıkların tespit edilmesi gerekiyor. Bunun için de hemen her kesimin görüşlerine müracaat edilmesi gerekir. Cumhurbaşkanı ve yakın çevresinin gündeme getirdiği uygulamalar derde derman olmadığı gibi, sorunları giderek daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Mevcut siyasi sistemden özellikle iktidar kanadının da rahatsız olduğu gerçek ise bu sorunu kısa zamanda çözüme kavuşturarak insanımızın diğer sorunlarına yönelmek gerekiyor. Aksi halde, hangi sistemi getirirseniz getirin, insanımızın insanca yaşamasına katkısı olmayacaktır.