Sistem nedir, rejim nedir?

Yürürlükteki rejimin adı, hali, rengi nedir? Cumhuriyet… Cumhurun, milletin iradesi, idaresi… Öyle mi?

Demokrasi, cumhuriyet arasında ne tür illiyet ve ilgi bağı vardır? Her cumhuriyet idaresinde demokrasi ilkeleri var mıdır, yok mudur?  

Rejimden kastedilen, cumhuriyet midir, demokrasi midir, alışkanlıklar ve temayüller bütünü müdür, nedir?

Anayasadaki kısmi değişiklikler mecliste görüşülürken, her taraftan farklı sesler yükselmeye başladı. Doğru zeminde, doğru araçlarla ve bilgiyle tartışılmayınca, ortaya karışık, anlaşılmaz sesler çıkıyor.

Elbet, yapılmakta olan değişiklikler, sistemi derinden etkileyecek türden.

Bir nevi başkanlık ya da yarı başkanlık sistemden bahsediyoruz. Başbakanın fiilen ortadan kalktığı, yürütmenin başına cumhurbaşkanının geçtiği… Seçilen cumhurbaşkanının, aynı zamanda parti lideri olduğu bir yapı… Bu yapı neler getirir, neler götürür hayatımızdan? Bu sorulara doğru cevap vermek için, doğru zeminde tartışma yapmak gerekir.

Şu anda, koro halinde, bir taraf, rejim değişiyor, rejim elden gidiyor, Atatürk sahneden indiriliyor, şeriat geliyor, tek adam, diktatörlük sistemi kuruluyor, diye bağırırken, başka bir taraf, başkanlık sisteminin, yürütmenin başındaki cumhurbaşkanının ne kadar hoş, ne kadar güzel ve istikrar abidesi olduğunu bahisle… Her derde devanın güçlendirilmiş, yürütmenin başına geçmiş cumhurbaşkanlığı sisteminin olduğunu vurguluyor…

Hangisi doğru?

Devlet nasıl var edildi? Devletler niçin, hangi ihtiyaçlardan doğdu?

İnsanlar beraber yaşamaya başlayınca… proplemler çoğalınca içte ve dışta, devletli yaşamanın gereklerine inandılar… Yöneticiler, memurlar sınıfı oluşturdular. Dışarıda dış güçlere karşı koymak, içerde, hizmet üretmeyi, adaleti, güvenliği sağlamak için kadrolar ihdas ettiler.

Bütün bunları, insanlar daha iyi ve daha şerefli yaşasınlar diye yaptılar.

Bugün… İnsanlarımız, milletimiz, daha iyi, daha huzurlu, daha güvenli ve mutlu nasıl yaşayacak diye çabaların ortaya konması güzeldir.

Bugün… değişen şartlarda, dünyadaki gelişmeler ışığında,insanlarımızın yeni arayışlara girmesi doğaldır.

Ancak, bunları yaparken, kısır döngüye, klasik siyasi çekişmelere, ben yaptım oldu, ben daha iyi bilirim bataklığına saplanmamak lazım.

Sonuçta, sistem de, rejim de, beşeriyet kokmakta… Zamana ve şartlara yenilmeleri mukadderdir.

Rejimleri ya da sistemleri değişmez, değiştirilmez kabul etmek, insanın aklına, zekâsına, yarına ait hayallerine hakarettir.

Sistemin adı ne olursa olsun, bugünümüze cennet sunuyor mu? yarınlardaki hayatımızda, bize cennetin kapılarını  aralıyor mu? Bizi daha adaletli bir dünyaya, daha onurlu bir yaşantıya kavuşturuyor mu?

Sistemin adı, rejimin tadına kapılmak yerine, bize getirdiklerini, götürdüklerini tartışmak, konuşmak daha doğrudur.

Sonuçta, değişen ya da değiştirilmek istenen, Kur’an ayeti değil, peygamberimizin sünneti değildir.

insanoğlunun daha iyi yaşaması..işlerinin daha kolay çözülmesi…dünyada daha iyi bir hayata kavuşması amaçlandığı müddetçe,değişiklik tartışmalarını,kutsallık zeminine taşımamak lazımdır.

Sistemle, rejim hemen hemen iç içe geçmiş halkalardır… Rejim son halka ise, sistem, ondan önceki halkadır... O kadar.

Bu şekilde bakarak, yapılanlara, yapılmak istenenlere bakarsak, doğru yapmış oluruz…