Normalde haftada iki gün yazmaya çalışıyoruz. Bazen de haftada bir oluyor.
Bu hafta ise affınıza sığınarak üçüncü makalemizi yayınlıyoruz.
Tarzımız ve amacımız şahıslara laf yetiştirmek asla değil.
Hani derler ya “insanların ağzı torba değil ki büzesin”.
Ancak bazen hadsize haddini bildirmek de şart oluyor.
Bir süredir özellikle sosyal medya platformlarında Yeni Şafak Gazetesi yazarı İsmail Kılıçarslan ile Millî Görüşçülerin arasında atışmalar gözüme çarpıyor. Kimisi epey sert, kimisi de alaycı üslupla yazılan mesajlar sanıyorum “bünyede birikmiş”.
Doğrusunu isterseniz, bazen bizim insanlarımızın da gereksiz tartışma ortamına girip kendi camialarını da bu gereksizliklerin içine sürüklediklerine şahit oluyoruz. Taşıdığımız kimliğe uygun hareket etmek öncelikle bizim üzerimize vazife. Hadsizliklere uygun ortamda ve belirli bir kalite ile cevap vermek de yine bizim kalitemize katkı sağlar.
Gelelim İsmail Kılıçarslan vakasına… Şair arkadaşımız da özellikle yönetmen Zeki Demirkubuz ile girdiği ağız dalaşından ağır bir yara alınca bu kavgada Millî Görüşçü bazı arkadaşların alaycı tavrına epey içerlemiş. Zeki Demirkubuz sert kaya çıkınca da yönünü bu tarafa çevirip bütün Saadet Partisi camiasının üzerine höykürmüş.
Keşke önce Zeki Demirkubuz’a cevap verebilseydi. Ama yetersiz kalmış!
Dönmüş, ulusal bir televizyon kanalında bir şair naifliğine yakışmayacak sözler etmiş.
Şahıslardan işittiği sözlerin acısını, koskoca bir camiadan çıkarmak istemiş ama bu işler ona bir beden büyük gelir.
İktidara akıl vermiş, parasını ödeyip bu camiayı satın almasını söylemiş.
25 yıl sonra, parlak zekâsını ortaya koymuş çok önemli bir detay yakalamış!
Her şeyin bir fiyatının olduğuna çok fazla alıştırdılar bu arkadaşları.
O sanıyor ki insanlara sadece “belediye şairliği” teklif ediliyor ve onun da üzerine atlanıyor. Dünyası küçük, kime ne dünyalık teklif edildiğini ve kabul görmediğini duysa şiir yazmak yerine ağıt yakardı.
Sonra da kendi fiyatlarını çok düşük tuttuklarını anlarlardı.
Bir de bu kadar kelime haznesi geniş olan insanların papağan gibi “İrancı” yaftasına sarılması çok ucuzculuk.
Kendisinin laf kalabalığı yaptığı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Reisi başkent Ankara’da kucaklaşıyordu.
Gazze’de şehitlerimizin cenazesini sokak hayvanları yiyor… Gazze’de artık ölecek çocuk kalmadı, son kalanlar da açlıktan ölüyor. PKK’nın hamisi, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in en azılı düşmanı İsveç’i sırtınızda NATO’ya taşımışsınız.
Al sana tüm dünyayı, dolayısıyla İslam coğrafyasını direkt ilgilendiren iki mesele. Yap analizini!
Konuş televizyon ekranlarında, yaz gazetedeki köşende!
Bu konular üzerinden Saadet Partisi’ni ve Millî Görüş camiasını eleştir. Varsa bu camianın bu konuda bir eksiği koy ortaya, biz de seni alkışlayalım.
Ya da bir iki cümle insanların ekonomik durumu ile ilgili kur... Mesela yüzde 33 zam alınca da, yüzde 42 zam alınca da ve hatta yüzde 49 zam alınca da maaşı 10 bin lira olan emeklilerden bahset. İlginç değil mi? Ne kadar zam yapsanız da emekli hissetmiyor.
En azından faize ilişkin bir iki laf et İsmail’im!
Türkiye; Zimbabve, Arjantin ve Venezuela’nın ardından en yüksek faiz oranı olan ülkeler sıralamasında dördüncülüğe yerleşti mesela.
Bu kadar karşı olduğunu söylediğin bir camiayı kendi haline bırak istersen...
Bir de keyfin kaçınca, mutlu olunca ya da ne bileyim tek başına kalınca şiir yaz, bünyede biriktirme!
Önümüz Ramazan, belediyelerin çadırlarına şiir okuyacak esnaflar lazım!
Ucuza gitme ama!
Nokta
Yazdığı şiirler ile yaşantısı örtüşene şair, diğerine pazarlamacı diyoruz…