AB üzerine yıllardan beri birşeyler yazıyoruz, buna daha uzun yıllar devam edeceğiz, etmeye de mecburuz. Atılan adımlar, ortaya çıkan gelişmeler ülkemizi ve insanımızı yakından ilgilendiriyor. İnsanımızın kültürel değişime uğraması istenir ve buna zorlanırken, tüm gelişmeler AB ülkelerinin lehine ülkemiz ve insanımız aleyhine meydana geliyor.
AB ile müzakerelerin -buna müzakere denmesi mümkün değil- başlaması ile önümüze yeni yeni şartlar sürülmeye başlandı. Aslında bu da sürpriz değildi. Artık pek çok konunun kapalı kapılar ardında görüşülüp karara bağlanması süreci sona erdiğine göre konular müzakere masasına gelmeden kamuoyunda tartışılmaya başlanacak. Ancak, bu tartışmaların müzakerelerin seyrine bir etkisi olmayacak.
Türkiye, ABye girse bile serbest dolaşımın söz konusu olmayacağını biliyoruz. Birlik yetkilileri bunu gizleme ihtiyacı bile duymuyorlar. Açıkça her fırsatta ifade ediyorlar. Sanıyorum serbest dolaşımın gündeme gelmesi ABnin Türkiyeyi hazmetmesi ile yakından ilgili. Buna karşılık sermayenin serbest dolaşımı müzakere başlıklarından birisini oluşturuyor. İşte sermayenin serbest dolaşımının önündeki engelleri kaldıracak adımlar. AB sürecinde özelleştirmelerde altın hisse ortadan kalkacak. Buna karşılık bir yabancı Türkiyede istediği gayrimenkulu bir Türk gibi satın alabilecek. Bir başka deyişle parayı veren düdüğü çalacak, evini alacak. Bu çerçevede Telekomünikasyon, enerji ve medya gibi sektörlerde yabancıya kısıtlama bitecek. Tamamı yabancı bir şirket gazete, TV sahibi olabilecek. THY, BOTAŞgibi kurumlar özelleştirilirken, devletin bu şirkette sembolik bir payı elinde tutup bazı stratejik kararları bloke etme yetkisi vardı, bu ortadan kalkacak. Yabancı bir şirket, Türkiye dahilinde istediği hatta havadan veya denizden taşımacılık yapabilecek. Böylece sermayenin serbest dolaşımının önündeki tüm engeller kalkacak.
Kısacası artık AB ülkelerine mensup bir şirket ile Türk şirketleri arasında ayrılık kalmayacak.
Ülkemizin tümünü AB ülkelerine açıyoruz. Hem de öyle bir açıyoruz ki, parayı bastırıp ülkemizin topraklarını parça parça satın alabilecekler. Bazıları sermeyenin serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılacak olmasına alkış tutabilir, hatta zil takıp oynayabilirler. Ülkemize yabancı sermaye akımı olacağını, bunun da yatırımları artıracağını, üretim ve istihdamı geliştireceğini söyleyebilirler.
Yabancı sermayenin ülkemizde toprak ve ev almasının doğrudan yatırım değeri olmadığını söylemek durumundayız. Bunun yanında yabancıların ülkemizde ev ve toprak satın almaları fiyatları artıracak ülkemizin orta gelir seviyesindeki insanları ise ülkemizin bazı bölgelerinde ev sahibi olmanın hayalini bile kuramayacaklardır. Bunun bir örneğini aktarmak istiyorum. Akdeniz sahilindeki bir beldemizde yıllardan beri kiracı olarak oturan bir Alman aile geçtiğimiz günlerde oturdukları evi satın aldı. Sitede o güne kadar 20-25 milyar liraya satılan evler Alman ailenin 40 milyar lira verip almasının ardından birden bire yükseliverdi.. Haklı olarak artık söz konusu sitede evini satacak olan fiyatını 40 ya da daha üstünde söylüyor. Ama alan da olmuyor. Yeni bir yabancı aile gelip talip olana kadar da satamayacakları kesin.
Sermayenin serbest dolaşımının birtakım yararları olabilir. Ancak, bu ülkemizin ekonomik bakımdan güçlü olması, halkımızın alım gücünün yüksek olması halinde söz konusudur. Asgari ücretin 350 milyon, nüfusunun yüzde 12si işsiz olan bir ülkede eğer yabancı sermayenin önündeki tüm engeller kalkacak olursa bilinmelidir ki, bu ülkenin gerçek sahipleri kendi ülkelerinde sığıntı konumuna düşeceklerdir. Sermaye dolaşımının önündeki engellerin kaldırmasını şart koşan AB ülkeleri serbest dolaşımın önündeki engeli korurken, kendi sermayesinin önündeki engelleri kaldırmanın peşindedir. Böyle bir gelişmenin ülkemizin aleyhine olacağını söylemek için çok fazla ekonomi bilmeye gerek olmadığını düşünüyorum.
Bizden hatırlatması.