DÜNYADAKİ diplomatik ilişkilerdeki hareketliliği görmeyen kalmadı, sanırım. BM’nin 77. Genel Kurul Toplantısı, ABD-AB eksenindeki gelişmeler ve Şanghay İşbirliği Toplantısı dünya gündemine oturdu. Nükleer silâhlar üzerinden büyük devletlerin birbirini tehdit etmeleri rutine dönüştü. Bütün bunlar olup biterken Türkiye’nin duracağı yeri bir türlü belirleyememiş olması düşündürücü! 2 milyarlık koskoca İslâm dünyasını görememek ne büyük basiretsizlik!

Rusya- Ukrayna Savaşı’ndan sonra olaylar çok hızlı gelişmeye başladı. Büyük devletler dengelerin değişecek olmasından endişeli! 15-16 Eylül 2022 tarihinde Özbekistan’ın Semerkant şehrinde Rusya ve Çin’in öncülüğünde yürüyen, Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi yapıldı. Türkiye bu örgüte “üye değil”. Özbekistan Devlet Başkanı’nın Türkiye Cumhurbaşkanı’nı davet etmesi üzerine Şanghay İşbirliği Toplantısı’na “misafir” sıfatıyla katıldık.

Buna rağmen Şanghay Zirvesi’nin gürültüsü büyük oldu. Toplantının gündem dışı, serbest bölümünde, liderlerin Erdoğan’ın konuşmasına kilitlendiğini gösteren anlık bir fotoğraf basına yansıdı. Uzun uzun konuşuldu. Hükümet yanlısı medyada, Erdoğan’ın “dünya lideri” olduğunu anlatan haber ve yorumlar çıktı. New York’taki konuşmasına bakılırsa Erdoğan da, “O Biden, ben de Erdoğan” söylemi ile bu havaya girdi.
Benzeri bir fotoğraf Pakistan Başbakanı için de yayıldı. Görüntüde bütün liderler Pakistan Başbakanı’na kilitlenmiş, onu dinliyordu. Keşke, işin gerçeği de böyle olsaydı! Türkiye ve Pakistan’ın dünyada etkili noktada bulunması İslâm dünyası için “onur verici” olurdu.

NEW YORK TOPLANTISI

20-26 Eylül 2022 tarihleri arasında da ABD’nin New York şehrinde, BM’nin 77. Genel Kurul Toplantısı yapılmakta. Erdoğan, Genel Kurul öncesi, İngiltere Kraliçesi’nin defnedildiği gün, Yahudi Kongresi Başkanı’yla görüştü. Sonra da, ABD Yahudi Toplumu Çatı Kuruluşları Toplantısı’nda, ABD’nin önde gelen Yahudileriyle bir araya geldi. Aynı günlerde, Siyonist Irit Lillian İsrail’in Ankara Büyükelçisi olarak atandı. Bu beraberliklerde, Siyonistlerle her alanda samimiyet pozlarının verilmesi dikkatlerden kaçmadı.
İsrail’in Ankara Büyükelçisi göreve başlarken yaptığı açıklamada, “Ankara’da kapılar bana açıldı. Sıcak ilgiyle karşılandım” diyerek, soru işaretlerini de beraberinde getiren sözler etti: “Mükemmel bir evliliğe gitmeyeceğimizi biliyoruz. Geniş bir faaliyet yelpazesine sahip düzgün, olumlu, ikili ilişkilere giriyoruz. Limondan limonata çıkarabiliriz.”

Erdoğan’ın “dünya lideri” söylemi New York’ta da sürdü. Olayı Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, “Sen hangi dünyanın liderisin?” diye sorarak şunları söyledi: “Lider ortada bir figür olmamalıdır. Türkiye ve İslâm dünyasının hali ortadadır. Poz vermekle dünya lideri olunmaz. Dünya lideri olacaksın, İsrail’in dediğini yapacaksın; bu uşaklıktır.” (TV5, Buyurun Başlıyoruz, 19.09.2022)
Medyaya bir fotoğraf yansıdı; ama toplantıda konuşulanlar, Erdoğan’ın hangi sözleriyle liderleri etkilediği konuşulmadı. Erdoğan, Rusya-Ukrayna arasında arabuluculuk yapıyor; ama aynı şeyi İslâm ülkeleri arasında yapmıyor. En uzun sınır komşumuz Suriye’yle 11 yıldır diplomatik temasa geçmiyor.

D-8’LERİ CANLANDIR

SAADET Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında Erdoğan’ın son gezilerini değerlendirdi. “Dış politikadaki etkimiz, itibarımız içteki etkimizle orantılıdır. Cumhuriyet döneminde ABD’yi en çok ziyaret eden politikacı Erdoğan’dır” diyerek şunları söyledi: “Karşımızda, bu kadar olumsuzluğuna rağmen YPG’yi Türkiye’ye; Atina’yı Ankara’ya tercih eden bir ABD var. Kalıcı barışın adresi ne Washington ne Moskova’dır. Kendi ayaklarımız üzerinde durmak; D-8’leri canlandırmaktır. Dış politikadaki durumumuz ülkenin geleceğinin felâket olduğunu gösteriyor. Erdoğan Centralpark’ta birkaç kişiyle geziyor; insanlarla konuşuyor, selâmlaşıyor. Kendi ülkesinde koruma ordusuyla dolaşıyor.” (21.09.2022)

Kendi konumunu belirlemeden Siyonistlerle böylesine yakın ve samimi olmanın acı sonuçlarını bugünden görmeliyiz. Dünya, Siyonizm’den hep zarar gördü.

Filistin bölgesi acı ve kan gölüne boğuldu. İsrail’le normalleşme, ABD’ye BOP Eşbaşkanı olma, Türkiye’ye Siyonist büyükelçi atama gibi uygulamaların ciddi takibi yapılmalıdır. Değilse, ülkenin başına büyük sıkıntılar gelebilir.

Atılan adımların kimin işine yaradığını bilmeye “şuur” diyoruz. Erbakan Hoca’nın son 10 senesi AKP’nin yanlışlarını uyarmakla geçti. Birinde içi yanarak şunları söylemişti: “İstiklâl Savaşı’nı yapıyoruz. Oyumuzu buna göre vereceğiz. AKP’ye oy vermek Türkiye bölünsün, demektir. Irkçı emperyalizm AKP’nin toleransından yüz buluyor. Ey millet uyanın! Toprak altımızdan kayıyor. Çocuk oyuncağı değil. Bunu inanarak söylüyorum. Kıbrıs elden gittikten sonra kim kurtaracak Kıbrıs’ı? Türkiye parçalandıktan sonra, bu parçaları kim bir araya getirecek?”