Ülkemizde farklı zamanlarda farklı afetleri yaşıyoruz. Kimi zaman bu deprem oluyor kimi zaman sel oluyor kimi zaman orman yangını oluyor. Bazen trafik kazalarında ya da iş kazalarında insanlarımızı kaybediyoruz. Dünya imtihan alanı. Bunun farkındayız. Fakat Rabbimiz başımıza gelecek belalar sebebiyle daha önceden verdiği “akıl” nimetini kullanarak tedbir almamızı ve diğer yandan da “sadaka” vererek merhametini celb edecek, yeryüzüne bizim vesilemiz rahmetin inmesine sebep olacak ibadetleri emretmiştir.
İnsan olarak günlük hayatımızda sorumluluk alanlarımızda gücümüz, aklımız yettiğince tedbirleri almanın yanında nafile bir ibadet de olsa sadaka vermeyi hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) “bir tebessüm” dahi olsa sadakayı ihmal etmememiz gerektiği konusunda bizi uyarıyor. Atalarımız sadaka konusunu o kadar hayatlarına dahil etmişlerdir ki; sokaklarına “sadaka taşı” koymuşlar, uzun yolculuklara çıktıklarında “başımızın gözümüzün sadakası olsun” diye muhakkak bir miktar parayı fakir fukaraya destek vermişler, çocukları sevindirmişlerdir.
Sadaka toplumsal açıdan bakınca ekonomik açıdan yeterli olmayan insanımızın elini bir miktarda olsa rahatlatan sadaka ibadeti toplumsal birlik ve beraberliği arttıran bir eylemdir. Toplumda sevgi ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmektedir. Devlet kurumunun gücünün yetmediği yerde insanların birbirlerinin dertleri ile dertlenmesini ve yaralarının sarılmasında katkı sağlar. Millet olarak yaşadığımız büyük afetlerde milletimizin genlerine sinmiş yardım etme ruhu harekete geçip her kurumdan önce birbirimizin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırız. Bu durumda olan dünyanın başka ülkelerinde gerçekleşen afet, savaş gibi konularda da böyle oluyor. Ülkemizde sivil toplum kuruluşları içinde en çok “insani yardım kuruluşlarının” olmasının temelinde bu yatar.
Kişisel hayatımızda sadakayı gündemimize aldığımız kadar kanımca yaşadığımız şehirlerin de sadakasını vermemiz gerekiyor. Ülkemiz bir deprem kuşağı olması hasebiyle, zamanında daha fazla kâr elde etmek ve rant devşirmek sebebiyle şehirlerimizin hiçbiri afete, kazaya, olağanüstü durumlara hazırlıklı değil. Vatandaşlar olarak da yapacaklarımız kısıtlı. Zamanında Allah’ın verdiği “akıl” nimetini kullanmak yerine “nefsimize” esir olarak yaptıklarımızın bedelini ağır şekilde ödüyoruz. Hem her gün gündemimizde olan bu temel konular sebebiyle hem de zaten Müslüman olmamızın gereği olarak şehirlerimizin de sadakasını vermemiz gerekiyor.
Şehirlerimiz için sadakadan kastettiğim sokakta yaşayan hayvanların beslenmesini, yaşamlarını kolaylaştırmayı kast ediyorum. Çarpık şekilde her yanını betonlaştırdığımız şehirlerimiz insanların yaşamını zorlaştırdığı gibi Allah’ın yarattığı diğer kullarının da yaşamını zorlaştırıyor. Doğal yaşamı bitmez hırslarımızla talan ettiğimizden kuşlar dalına konacak ağaç bulamıyor, kediler sığınacak bir bir yuva, köpekler bir lokma ekmek bulamıyor. Son günlerde gündeme taşınan sokak hayvanları konusunda da maalesef sakat bir anlayışla konuya yaklaşılınıyor. Doymaz hırsımızla talan ettiğimiz ve doğasını bozduğumuz hayvanların saldırılarından şikayet ediyoruz. Allah’ın canlıları yarattığı kaideler ortadadır. Öncelikle her canlı insan da dahil canını koruma refleksi üzerine yaratılmıştır. Kendini tehdit altında hisseden her canlı varlığına tehdit oluşturacak her şeye karşı müteyakkız şekilde yaklaşır. İnsan bunu yönetecek akıl nimetine sahiptir. Diğer canlılar ise Allah’ın onlara verdiği dürtüler ile hayatta kalmanın yolunu bulurlar.
Canlıları hayatta kalmasını sağlayan diğer husus ise karınlarının tok olmasıdır. Aç olan canlı hayatta kalmak için hırçınlaşır, saldırganlaşır. Unutmayalım deprem, savaş, sel, elektrik kesintileri, pandemi süreçleri gibi durumlarda insanlar bulunduğu yerlerde marketleri talan ederler. Bizim şehirlerimiz çocuklarımızın, insanlarımızın yaşamasına uygun olmadığı gibi diğer canlılara da hayatta kalma imkanı veremez duruma gelmiştir.
Eski zamanlarda tarlasını eken çiftçiler sabah namazından sonra tarlasını ekmeye başladığında “Bu bizim nasibimiz için, bu kurdun kuşu hakkı için…” diye tarlasını ekerken şimdilerde milletimizin bu dünyada sanki sadece kendileri varmış gibi yaşar hale gelmiştir. Maalesef ki merhametsizleşmiştir. Hem de sadece hayvanlara karşı değil kendisi gibi insanlara bile. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” düsturunu unutarak sadece kendini önemseyen bireylerin oluşturduğu toplumda kavga, gürültü, kaos bitmez.
Bu gibi sebeplerle de sadakayı tekrardan gündemimize almalıyız. Etrafımızdaki insanından hayvanına sokaktaki ağacına sadakalar vererek -susuz kalmış bitkileri/ağaçları sulayarak, kapımızın önüne bir tas su, bir kap yemek koyarak, penceremizin kıyısına biraz kurumuş ekmek kırıntıları koyarak- sadaka verebiliriz. Şehirlerimizi belalardan korumak için sadakalarımızı da arttırmak zorundayız. Hele şu kış günlerinde.
Müslümanlar hayata Allah’ın indirdiği emirlere ve yarattığı kanunlara göre bakmayı yeniden öğrenmeli ve bunu hayata geçirmelidir.